Tom çabucak ayağa kalktı.Tom stood quickly.
Tom sessizce ayakta durdu.Tom stood quietly.
Tom dimdik ayakta durdu.Tom stood rigid.
Tom ayağa kalktı.Tom stood up.
Tom izlerken ayakta durdu.Tom stood watching.
Dizlerimizin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımızın üzerinde ölmek daha iyidir.Better to die on our feet, than to live on our knees.
Onların hepsi ayağa kalktılar.They all rose.
Onlarda ayakta durmuyorlar.They're not standing.
Herkes ayakta.Everyone's up.
Herkes ayakta kaldı.Everyone stayed standing.
Ayak sesleri duydum.I heard footsteps.
O, sandalyesinden ayağa kalktı.He stood up from his chair.
Dünyadan aya olan uzaklık ne kadardır?What is the distance from the Earth to the moon?
Ayakkabı satarım.I sell shoes.
Yalın ayaktım.I was barefoot.
Sadece ayağa kalk.Just stand up.
Lütfen ayakta durma.Please don't stand.
Ayaklarını kullan.Use your feet.
Ayaklarımın ıslanmasını istemiyorum.I don't want to get my feet wet.
Ayak parmaklarını oynatma.Wriggle your toes.
Ayakkabısını bağlamak için eğildi.He bent over to tie his shoe.
Şu ayakkabıları sıkça giyiyor musun?Do you wear those shoes often?
Tom hâlâ ayakta mı?Is Tom still up?
Kendimi buradaki iklime ayarlayamıyorum.I can't adjust myself to the climate here.
Makinenin ayarlaması mühendisler tarafından halledildi.The adjustment of the machinery was taken care of by engineers.
İflasından sonra yeniden ayakları üzerinde duramadı.After his bankruptcy, he wasn't able to get back on his feet.
Bulunan şeyler arasında şemsiyeler, ayakkabılar ve mendiller vardı.Among the things found were umbrellas, shoes, and handkerchiefs.
Ayağımın tabanında bir nasır var.I have a callus on the sole of my foot.
Ayakkabılarımı cilalamak zorundayım.I have to shine my shoes.
Ben ayağımı incittim.I hurt my foot.
Ayakkabı bana uymuyor. Çok küçük.The shoe doesn't fit me. It's too small.
Son ayaklanmalarda yaralanmış birkaç kişi vardı.There were several people hurt in the recent riots.
Bu ayakkabılar beni biraz incitiyor.These shoes hurt me a little.
Ben ayakta durmayı kafama takmam.I don't mind standing.
Tom her zaman ayakta kaldı.Tom has always survived.
Tom zaten ayakta duruyor.Tom is already standing.
Tom zaten ayakta.Tom is already up.
Tom hâlâ ayakta duruyor.Tom is still standing.
O çocuğunun ayak izlerini takip edemez.He cannot follow in the footsteps of his child.
Mavi ayakkabısı o etekle iyi gider.Her blue shoes go well with that skirt.
Ayakkabıların pis kokuyor.Your shoes stink.
Herkes ayak izleri bırakmak istiyor.Everyone wants to leave footprints.
Bu ayakkabılar İtalya'da yapılmıştır.These shoes were made in Italy.
Sınıfın geri kalanına güçlükle ayak uydurabiliyorum.I can barely keep up with the rest of the class.
Güçlükle ayakta durabiliyorum.I can hardly stand.
Bütün gün yorulmadan ayakta durabilirim.I can stand all day without getting tired.
Hâlâ ayakta mısın?Are you still up?
Ayak bileğimi incitmeseydim yarışı kazanabilirdim.I could have won the race if I hadn't sprained my ankle.
Tom'a ayak uyduramadım.I couldn't keep up with Tom.
Başkan Yardımcısı ile bir görüşme ayarlayabilir misin?Can you arrange a meeting with the vice president?
O, 13 numara ayakkabı giyer.She wears a size 13 shoe.
O, Tom tarafından ayartıldı.She was seduced by Tom.
Herhangi bir yerde ayak izleri görmüyorum.I don't see any footprints anywhere.
Onlar ayak tırnaklarını boyadı.They painted their toenails.
Ayağa kalktığımda başım dönüyor.I get dizzy when I stand up.
Ayakkabı mağazasında yeni ayakkabılar satın aldım.I bought new shoes at the shoe store.
Ayaklarını sıcak tutmak için kalın çoraplar giymelisin.You need to wear thick socks to keep your feet warm.
Bu ayartıcı bir fikir.It's a seductive idea.
Yapacak birkaç ayak işim var.I have a few errands to run.
Yapmam gereken bir ayak işim var.I have an errand I need to run.