Çok sinirliyken iyiyle kötüyü ayırmaya çalışmanın bir faydası yoktur.It is no use trying to separate the sheep from the goats while in a state of madness.
Başka bir oda ayırmamızı istiyorsanız, lütfen hemen bize bildirin.If you wish us to reserve an alternative room, please let us know immediately.
Mary her zaman iki sentini ayırmak zorundadır.Mary always has to put her two cents worth in.
Tatlı için yer ayırmaya çalışıyorum.I'm trying to save room for dessert.
Manş denizi İngiltere'yi ve Fransa'yı ayırmaktadır.The English Channel separates England and France.
Ben bir randevu istedim ama o bana zaman ayırmadı.I asked for an appointment, but he wouldn't spare me the time.
Siyaseti dinden ayırmalıyız.We must separate politics from religion.
Lütfen gözünü çocuğumdan ayırma.Please keep your eye on my child.
Bir saati parçalara ayırmak onu monte etmekten daha kolaydır.Taking a watch apart is easier than putting it together.
Kızlardan gözünüzü ayırmayın.Keep an eye on the girls.
Doğru ile yanlışı ayırmak her zaman kolay değildir.It is not always easy to separate right from wrong.
Bazen ikizleri ayırmak zordur.It is sometimes difficult to tell twins apart.
Onu erkek kardeşinden ayırmak kolaydır.It is easy to tell him from his brother.
Elektrikli cihazları parçalarına ayırmayı seviyor.He likes to take electric devices apart.
İş ortakları olarak on yıl sonra, yollarını ayırmaya karar verdiler.After ten years as business partners, they decided to part ways.
Zaman ayırmada neden çok kötüyüm?Why am I so bad at allocating my time?
Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.Cutting a cake into equal pieces is rather difficult.
Tom doğruyu yanlıştan ayırmak için yeterince yaşlıdır.Tom is old enough to know right from wrong.
Tom evsizlere yardım etmek için çok zaman ayırmayı önemsemiyor.Tom doesn't mind devoting a lot of time to helping the homeless.
İyiyi kötüden ayırmak kolaydır.It's easy to distinguish good from evil.
Karakoram Çin'i Pakistan'dan ayırmaktadır.The Karakoram separates China from Pakistan.
Zaman ayırmak için ne yapmalıyım?What should I do in order to spare time?
Hemşire, bu hastayı gözünüzün önünden ayırmayın.Sister, don't let this patient out of your sight.
Köpeği çocuklardan ayırmak zorundayım.I have to take the dog away from the children.
Gözlerini Tom'dan ayırma. Diğer insanları rahatsız edecek bir şey yapmadığından emin ol.Keep your eyes on Tom. Make sure he doesn't do anything to bother other people.
Tom, Mary ve John arasındaki kavgayı ayırmaya çalıştı.Tom tried to break up the fight between Mary and John.
Tom için biraz pasta ayırmalıyız.We should save some cake for Tom.
Beni görmek için zaman ayırmanızı takdir ediyorum.I appreciate your taking the time to see me.
Gözlerini ödülden ayırma.Keep your eyes on the prize.
Şimdi vakit ayırmak istemiyoruz.We don't want to take the time now.
Tom için biraz kek ayırmak isteyebilirsin.You might want to save some cake for Tom.
İkizler o kadar benzer ki onları ayırmak zor.The twins look so alike that it is difficult to tell them apart.
Ben birinci sınıf bir kamara ayırmak istiyorum.I want to reserve a first-class stateroom.
Telleri ayırmak zorunda kalacağız.We'll have to separate the wires.
Onu Tom'dan ayırma.Don't take that away from Tom.
Gözlerini Tom'dan ayırma.Don't take your eyes off Tom.
Sanırım Tom geçen yaz ahırı boyamaya zaman ayırmadı.I guess Tom didn't get around to painting the barn last summer.
Bugün garajı temizlemek için hiç zaman ayırmadım.I never got around to cleaning out the garage today.
Kavgayı ayırmaya çalışıyordum sadece.I was just trying to stop the fight.
Ayırmak için hiç paramız yok.We don't have any money to spare.
Gözlerini yoldan ayırmamalısın, Tom.You should keep your eyes on the road, Tom.
Hükümet bazı eski uçakların hurdaya ayırmayı planlıyor.The government plans to scrap some of the older planes.
Öğretmen bana dersime hazırlanmak için yeterince zaman ayırmadığımı söyledi.My teacher told me that I didn't devote enough time to preparing my lecture.
Öğretmenim bana konuşmamı hazırlarken daha fazla zaman ayırmam gerektiğini söyledi.My teacher told me that I should've devoted more time to preparing my speech.
Öğretmenim bana konuşmamı hazırlarken yeterli zaman ayırmadığımı söyledi.My teacher told me that I didn't devote enough time to preparing my speech.
Tom bana kendisi için biraz zaman ayırması gerektiğini söyledi.Tom told me he needed some time to himself.
Ben onları ayırmadım.I didn't detach them.
Tom'a biraz zaman ayırmalıyız.We should give Tom some time by himself.
Gözünü kapıdan ayırma.Keep an eye on the door.
Tom'a benim için bir parça kek ayırmasını söyledim.I told Tom to save a piece of cake for me.
Ebeveynlerini bile bazen ikizleri birbirinden ayırma sorunu var.Even their parents sometimes have trouble telling the twins apart.
Araba kullanırken gözünü asla yoldan ayırmamalısın.You should never take your eyes off the road while you're driving.
Araba kullanırken gözünüzü asla yoldan ayırmamalısınız.You should never take your eyes off the road while you're driving.
Gözlerini ondan ayırma.Don't take your eyes off him.
Kaçan hükümlüler yollarını ayırmaya karar verdiler.The escaped convicts agreed to part ways.
Biraz kendimize zaman ayırmak istiyoruz.We'd like a little time to ourselves.
Onları birbirinden ayırmak kolay.It's easy to tell them apart.
İşi oyundan ayırmaktan hoşlanıyorsunuz.You like to distinguish work from play.
Bu ayırma duvarını inşa etmek yasal mı?Is it legal to build this wall of separation?
Polis, iki düşman çeteyi ayırmaya çalıştı.The police tried to separate the two hostile gangs.