ayır ile cümle
ayır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Kuzey Adası 'nı Güney Adası 'ndan ayırır.Deze scheidt de noordwestelijke punt van het eiland van de rest ervan.
Kolaylıkla ayırt edilebilen bir kuş türüdür.Het is een vrij makke vogel die gemakkelijk te benaderen is.
Bu, bölgenin ayırt edici bir özelliğidir.Ze zijn een specialiteit van de streek.
Alet yapma yeteneği, insan türünü Öteki canlılardan ayıran temel niteliktir.Het taalvermogen is een van de belangrijkste eigenschappen die de mens onderscheiden van de andere dieren.
Üç farklı sorunu ayırt etmemiz gerekir.Er zijn drie zones te onderscheiden.
Üstelik, aralarında kesinlike saptanmış ayırıcı bir çizgi yoktur. (...)Zij zouden elkaar ook in het dagelijkse leven nimmer getutoyeerd hebben.
Arketip kavramını çözmesi onu Freud'tan ayıran bir özelliktir.Zijn theorieën verkregen een geheel uniek karakter, zeer verschillend van Freud.
Fransa'da Kilise ile Devlet'i birbirinden ayıran Sekülerizasyon Yasası ise 1905 yılında çıkarıldı.De scheiding van kerk en staat in Frankrijk werd in 1905 met een wet geregeld.
Bir sıradağı diğerinden ırmaklar ve ona benzer yeryüzü şekilleri ayırır.De andere zords raakten verspreid over de Aarde en komen een voor een weer tevoorschijn.
Yaşadığı bölgelerde çok kolay tanınabilien ve diğer kuşlardan ayırt edilebilen bir türdür.Hierdoor is hij in zijn leefgebied relatief eenvoudig te onderscheiden van andere vogels.
Şiirlerini iki ana gruba ayırabiliriz.De gedichten van Billiet kunnen we onderbrengen in twee grote categorieën.
Cevizin bir diğer anlamı, halat kollarını ayırmadan yapılan top şekilli bir düğümdür.Een ballistisch mes is een automatisch mes met een los te koppelen lemmet dat uit het handvat wordt geschoten.
Zehirli mantarları zehirsizlerden ayırmak için genel bir kural yoktur.Er zijn geen eenvoudige huismiddeltjes om giftige paddenstoelen te onderscheiden van niet-giftige soorten.
Kenti ikiye ayırır.Zij deelt de stad in tweeën.
Bir uçurum beni eski yurttaşlarımdan ayırıyor.Deze buitenwijken ontstonden op oude landerijen verkaveld werden.
Bir süre Hızır ile yollarını ayırmıştır.Hierop scheiden hun wegen een tijdje.
Ötüşleri ayırıcı bir yüksek düdük sesi gibidir.Het geluid is bijna als een diepe gitaar.
Diğerleri için vakit ayırırım.De tijd deed de rest.
Bunları uçaklardan ayırmak çok kolaydır.Dit maakt ze duidelijk zichtbaar vanuit vliegtuigen.
Bantu çiftçilerinin kendi sığırlarını birçok sığır arasından ayırt edebilme becerisi geliştirmişlerdi.Vele lokale veehouders vreesden dat hun vee hetzelfde zou overkomen.
Yaptığı plana göre orduyu üçe ayırdı.Voor de aanval besloot hij zijn leger in drieën te verdelen.
Sinyalleri atmosferik gürültüden ayırmak oldukça zordur.Voor het organisme het teken om uit de pijnlijke geluidsomgeving weg te komen.
Haftada iki gün çalışması istendiği için kendi çalışmalarına ayıracak zamanı oluyordu.Zijn moeder spoorde hem aan dagelijks twee uur te oefenen.
Atisha’nın yöntemi Kadam okulları için ayırt edici bir unsurdur.Kabatazus paradoxus is een eenoogkreeftjessoort uit de familie van de Lernaeopodidae.
Friedrich Wieck, gençleri birbirinden ayırmak için elinden geleni yaptı.Friedrich Wieck wijdde zich geheel aan de opvoeding van zijn kinderen.
Genç kuşlar ve bir yaşındaki kuşlar erişkinlerden pek ayırt edilemez.Mannetje, vrouwtje en onvolwassen vogels verschillen weinig onderling.
Her devlet, kendi ülkesini bölgelere ayırmaktadır.Elke staat bestuurde het eigen gebied.
Haskell'i birçok programlama dilinden ayıran özellikleri tembel değerlendirme, monadlar ve tür sınıflarıdır.Bepaalde taalelementen van Haskell worden niet ondersteund zoals overloading en klassen van typen.
Hayvanlar doğru ile yanlışı ayırt edemezler.Een dier kan waar en vals niet onderscheiden.
İnsanlar balıkları farklı türlere ayırırlar.Men onderscheidt verschillende soorten vissen.
Naziler bu amaç için minimum malzeme ve yakıt ayırdı.Niemcy przeznaczali na ten cel minimalne przydziały materiałów i paliwa.
Feynman kitabının son yarısını "Diğer İnsanların Ne Düşündüğünü Neden Önemsiyorsunuz?"a ayırdı.Richard P. Feynman: A co Ciebie obchodzi, co myślą inni?
"Özel" kelimesi, Tokyo'nun ilçelerini Japonya'nın diğer büyükşehirlerindeki ilçelerden (区 ku) ayırmaktadır.Słowo „specjalne” odróżnia je od pozostałych okręgów (区 ku) innych głównych miast japońskich.
Tuz karışımını temizlemek için çeşitli kimyasal ayırma yöntemleri önerilmiştir.Zaproponowanych zostało kilka metod separacji chemicznej w celu oczyszczania mieszaniny soli.
Bu son on yılı önceki kariyerinden ayıran şey televizyonun yaygın kullanımıydı.To, co wyróżniało tę dekadę od lat wcześniejszych to rozpowszechnienie się telewizji.
Tanrı Işığı Karanlıktan Ayırmakta.Bóg wyrwał mnie z ciemności.
Basit veya bileşik olarak ayırdığı atomlar doğrudan doğruya Tanrı'dan hareket eden katı taneciklerdir.Zarówno atomy proste, jak i złożone są poruszane bezpośrednio przez Boga.
Bu kez iki maddeyi ayıralım.Tym razem oprawców jest dwóch.
Bunları ayırmak için noktalamak gerekir.Problem polega na tym, że będą musieli się nią podzielić.
Çekirdek ve örtü sıvısını ayırmanın kazanımları şunları içerir: Basitleştirilmiş yakıt işlemi.Korzyści wynikające z oddzielenia od siebie płynów rdzenia i płaszcza to: Uproszczone przetwarzanie paliwa.
Ancak yıldızları büyük amatör teleskoplarla bile ayırt edilemez.W minimum jasność gwiazdy jest niedostrzegalna przez nawet duże amatorskie teleskopy.
Sihir ve insan dünyası arasında onları ayıran bir engelleyen insan vardır.Stanowią granicę między światem ludzkim i magicznym.
Diğer kafadan bacaklılar gibi ahtapotlar da ışığın polarizasyonunu ayırt edebilmektedir.Jak inne głowonogi, rozróżniają polaryzację światła.
Kidron Vadisi, Eski şehrin doğusuna doğru gider ve Zeytin Dağlarını ikiye ayırır.Dolina Cedron rozciąga się na wschód od Starego Miasta, rozdzielając właściwe miasto od Góry Oliwnej.
Görünüşünden ayırt edilebilir.Rozpoznaje się je po wyglądzie.
Hiçbir açık ayırıcı özelliği yoktur.Nie mają jednak żadnej cechy odróżniającej.
Çok ayırt edici bir görüntüsü vardır.Widać było bardzo wyraźny podział.
Bu iki olayı birbirinden ayırmanın bir yolunun olması gerekir.Musimy po prostu dokonać wyboru jednego z dwojga.
1826 yılında, Bretonneau viral krupu difteri kaynaklı kruptan ayırmıştır.W 1826 Bretonneau rozróżnił krup wirusowy oraz krup wywoływany przez błonicę.
Anlatıcı daha sonra cesedi parçalara ayırıp yer döşemelerinin altına gizler.Postanawia poćwiartować ciało i ukrywa jego resztki pod deskami podłogi.
Her şeyi görür, bilir ve doğruyu yalanı ayırt ederdi.Używał go, by odróżnić kłamstwo od prawdy.
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran yasa kabul edildi.We Francji w 1905 roku uchwalono ustawę o rozdziale Kościoła od państwa.
Kappa Scorpii, spektroskopik ikilidir ve bileşenler teleskopla ayırt edilemez.Mi¹ Scorpii to gwiazda podwójna spektroskopowo, której składników nie potrafią rozdzielić ziemskie teleskopy.
Segmentçiklerin (ki bunlar gerçek segment değildir) şekline göre birçok duyarga tipi ayırt edilir.Zawierają od kilku do (najczęściej) wielu nasion.
Ancak, mavimsi rengi, onu yıldızlardan ayırır.Napis od wieńca oddzielony jest gwiazdami.
Sovyet yönetimi, devletle kiliseyi birbirinden ayırdı.Domagamy się oddzielenia Kościoła od Państwa.
Ayırt edilemeyeceklerin özdeşliği.O ważności tego, co nieważne.
Sırala: Gereksiz öğeleri ayır.Tusk: Uciekajcie bez zbędnych dyskusji.
Şiirlerini iki ana gruba ayırabiliriz.Kofaktory można podzielić na dwie szerokie grupy.
Üreme sistemleri, bu cinsiyetleri ayıran özelliktir.Ciekawym aspektem jest specjalizacja pokarmowa u obu płci.
İlgili Sayfalar