ayır ile cümle

ayır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Ayıracak birkaç dakikam var.I have a few minutes to spare.
Hayali gerçekten ayıramıyor musun?Can't you divorce fantasy from reality?
Polis kavga eden iki adamı ayırdı.The policeman separated the two men who were fighting.
Polis kavgayı ayırdı.The police broke up the fight.
Köpek renkleri ayırt edemez.The dog cannot distinguish between colors.
Araştırma amaçları için bir oda ayırın.Allocate a room for research purposes.
Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.Subtle differences in tone discriminate the original from the copy.
Orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.The original and the copy are easily distinguished.
Gerçek ve hayali ayırt etmek zordur.Reality and fantasy are hard to distinguish.
Dili kültürden ayıramazsınız.You can't separate language from culture.
Özel bir kompartıman ayırtmak istiyorum.I'd like to reserve a private compartment.
Ben sana altını kumdan nasıl ayıracağımı göstereceğim.I'll show you how to separate gold from sand.
Lütfen benim yerimi ayırın.Please save my place.
Ben bir koltuk ayırttım.I booked a seat.
Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?Would you mind sparing me thirty minutes of the day?
Bir çocuk bile doğru ile yanlışı ayırt edebilir.Even a child knows right from wrong.
Siyaseti dinden ayırmalıyız.We must separate politics from religion.
Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.We dissected a frog to examine its internal organs.
Ayırtmalarımızı doğrulamak istiyorum.I'd like to confirm our reservations.
Tom'u erkek kardeşinden ayıramam.I can not tell Tom from his brother.
Bana biraz zaman ayırabilir misiniz?Could you spare me a little time?
Lütfen gözünü çocuğumdan ayırma.Please keep your eye on my child.
Jim ile hiç karşılaşmamış olmama karşın, ben hemen onu ayırt ederim.Though I had never met Jim, I could pick him out right away.
O kadar meşgulüm ki ayıracak zamanım yok.I am so busy that I have no time to spare.
Ben okula gitmeden önce bir saatlik koşuya vakit ayırdım.I put in an hour of jogging before I go to school.
Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.I reserved my hotel room three weeks in advance.
Onu ikiz kız kardeşinden ayırt edemiyorum.I can't tell her from her twin sister.
Tatil için zaman ayıramam.I cannot afford the time for a vacation.
Biz oyun için koltukları ayırttık.We booked seats for the play.
Bazen gerçek ve hayali ayırt etmek zordur.Sometimes reality and fantasy are hard to distinguish.
Ayıracak çok zamanın var mı?Do you have much time to spare?
Ayıracak çok zamanı olmadığı için, taksiye bindi.Since there wasn't much time to spare, she took a taxi.
Ona zaman ayırın.Take your time over it.
Düşünmek için zaman ayırın.Take the time to reflect.
Bir saati parçalara ayırmak onu monte etmekten daha kolaydır.Taking a watch apart is easier than putting it together.
Arabanızda ayıracak yer var mı?Is there any room to spare in your car?
Arabayı alırsan kendine çok zaman ayıracaksın.You'll save yourself a lot of time if you take the car.
Kendinize bol zaman ayırın.Give yourself plenty of time.
Kızlardan gözünüzü ayırmayın.Keep an eye on the girls.
Bana birkaç dakika ayırabilir misin? Seninle konuşmak istiyorum.Can you spare me a few minutes? I'd like to have a word with you.
Bazı insanlar renk körüdür; onlar bir rengi diğerinden ayıramaz.Some people are color blind; they cannot tell one color from another.
Bana zamanınızdan birkaç dakika ayırır mısınız?Can you spare me a few minutes of your time?
Bana bir kaç dakika ayırabilir misin? Yardımına ihtiyacım var.Can you spare me a few minutes? I need your help.
Bazen doğruyu yanlıştan ayırt etmek zordur.It is sometimes hard to tell right from wrong.
Doğruyla yanlışı ayırt edemez.He cannot tell right from wrong.
Doğru ile yanlışı ayırmak her zaman kolay değildir.It is not always easy to separate right from wrong.
Öğretmen Tanaka'yı övgü için ayırdı.The teacher singled out Tanaka for praise.
Öğretmen bizi iki gruba ayırdı.Our teacher separated us into two groups.
İyiyi kötüden ayırt etmek kolay değildir.It is not easy to distinguish good from evil.
Doğruyu yanlıştan ayırt etmek zordur.To distinguish right from wrong is difficult.
Bazen ikizleri ayırmak zordur.It is sometimes difficult to tell twins apart.
İlk görüşte arpayı buğdaydan ayırabilir misin?Can you tell barley from wheat at first sight?
Herkes o kadar değişmişti ki, birini diğerinden neredeyse ayıramıyordum.Everybody had changed so much that I could hardly tell one from another.
Çinli bir insanı Japon'dan ayırt edebilir misin?Can you tell a Chinese person from Japanese?
Hayvanlar doğru ile yanlışı ayırt edemezler.Animals cannot distinguish right from wrong.
Etin yağını ayırın.Trim the fat off the meat.
Japonya'nın pek çok ayırt edici özellikleri vardır.Japan has many distinctive traits.
Japonya Denizi Japonya'yı Asya Kıtası'ndan ayırır.The Japan Sea separates Japan from the Asian Continent.
Çiftçiler iyi elmaları kötü olanlardan ayırır.Farmers separate good apples from bad ones.
Onu erkek kardeşinden ayıramıyorum.I cannot tell him from his brother.
İlgili Sayfalar