Köpeğe tekme atma.Don't kick the dog.
Onu atma.Don't throw it away.
Onu dışarı atma.Don't throw that out.
Onu riske atmayacağım.I won't risk it.
Onlar geri adım atmayacaklar.They won't back off.
Tom çığlık atmayı durdurmayacak.Tom won't stop screaming.
Suçu Tom'a atma.Don't blame it on Tom.
Benim için hayatını riske atma.Don't risk your life for me.
Tom'u işten atmak için otoritem yok.I don't have the authority to fire Tom.
Tom'u işten atma yetkim yok.I don't have the authority to fire Tom.
ATM'den biraz para çektim.I got some money from an ATM.
Tom'u işten atmak zorundaydım.I had to fire Tom.
Şeylerimin çoğunu atmak zorunda kaldım.I had to throw most of my things away.
Epeydir şöyle güzel bir kahkaha atmadım.I haven't had a good laugh in a long time.
Tom'u işten atmalıyım.I have to fire Tom.
Onu atmaya karar verdim.I'd decided to throw that away.
O, hükümetin kendi haklarına nasıl zarar verdiği hakkında nutuk atmaya başladı.He launched into a tirade about how the government is encroaching on his rights.
Huzursuzca volta atmayı sürdürdü.He keeps pacing up and down restlessly.
Sadece etrafa göz atmak istiyorum.I just want to have a look around.
Yorgunluğumu atmalıyım.I need to unwind.
Ben göz atmalıyım.I should take a look.
Sanırım onu riske atmalıyız.I think we have to risk it.
Sanırım göz atmaya gitmeliyiz.I think we should go take a look.
Bir şey atma.Don't throw anything away.
Tom çığlık atmaya çalıştı, ama Mary eliyle onun ağzını kapattı.Tom tried to scream, but Mary covered his mouth with her hand.
Sana onu atmanı söylediğimi düşündüm.I thought I told you to throw that away.
Ben bir şey atmıyorum.I'm not throwing anything away.
İkisi de kahkaha atmaya başladı.Both of them started laughing.
Onu riske atmaya istekli değilim.I'm not willing to risk that.
Biz bunu atmıyoruz.We're not throwing it away.
Onu riske atmaya isteksizim.I'm unwilling to risk that.
Kendimi riske atmıyorum.I'm not taking any chances.
Onu riske atmaya hazırım.I'm willing to risk that.
Tom'a dayak atmak istiyorum.I want to beat Tom.
Ben çığlık atmaya çalıştım.I tried to scream.
Yere çöp atmayın.Don't litter.
Banyoyu temizlemeye can atmıyorum.I'm not looking forward to cleaning the bathroom.
Bahçenin otlarını temizlemeye can atmıyorum.I'm not looking forward to weeding the garden.
Canlı bir ıstakozu kaynar su dolu bir kaba atmak acımasızca.It's cruel to put a live lobster into a pot of boiling water.
Tanrı zar atmaz!God doesn't play dice!
O curveballu atmayı nerede öğrendin?Where'd you learn to throw that curveball?
ATM, kredi kartını yuttu.The ATM swallowed the credit card.
Tom ne olduğunu gördü ve çığlık atmaya başladı.Tom saw what was happening and started screaming.
Tom, eski ekmek kızartma makinesini atmayı planlıyor.Tom plans to throw away his old toaster.
Tom çığlık atmak için ağzını açtı.Tom opened his mouth to scream.
Tom çığlık atmaya başladı.Tom started to scream.
Bulduğum mutluluk, zor işten neredeyse her zaman geri adım atmaktır.Happiness, I have discovered, is nearly always a rebound from hard work.
O bir ters takla atmaya çalıştı.She tried to do a backflip.
Bu atın tekme atmayacağını umuyorum.I hope this horse doesn't kick.
Bu atın çifte atmayacağını umuyorum.I hope this horse doesn't kick.
Bu tamamen imkansız değil. Ama onu riske atmazdım.It's not completely impossible. But I wouldn't risk it.
Kötü adam rehineleri pencereden atmakla tehdit etti.The villain threatened to defenestrate the hostages.
Lütfen şişeyi pencereden dışarı atmayın.Please don't throw the bottle out the window.
Zar atma sırası benim.It's my turn to roll the dice.
Ona bir göz atmamı istedi.She asked me to take a look at it.
Tom Mary'nin ona bir göz atmasını söyledi.Tom asked Mary to take a look at it.
Tom ona bir göz atmamı istedi.Tom asked me to take a look at it.
O resmi atmalıydın.You should have thrown that picture away.
O kadar kabasın ki sana yumruk atmak istiyorum.You're so rude that I want to punch you.
Bir göz atmaya gel.Come take a look.