Onlar ne yaratılmış, ne yok edilmiştir; ne kirlidir, ne de temiz; ne artarlar, ne de azalır.Nie posiadają poprzecznych przegród (czyli nie są septowane) ani sprzążek i nie rozgałęziają się.
Daha sonra bu değişkenlik, 40-44 yaş arası kadınlar için biraz artar.Następnie zmienność ta wzrasta, zwłaszcza u kobiet od 40 do 44 roku życia.
Dediler: - Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?Vân Phong spytał: "Kiedy przychodzą narodziny i śmierć, to jak możemy tego uniknąć?"
Bahar aylarında karların erimesi ile su miktarı artar.Wiosną w ich menu włączają się bezkręgowce wodne.
Bazen platform sabit kalır taşların ağırlığı artar.Niekiedy, by zwiększyć cierpienie, ciało obciążano kamieniami.
Bu noktaların sayısı kurbağa yaşlandıkça artar.W tym typie biegunki zwiększa się ilość tłuszczów w kale.
Bu olayın ardından, Weber artarak uyku problemine ve sinirliliğe düçar oldu.Po tym wydarzeniu Weber zaczął miewać nastroje depresyjne, stał się nerwowy i cierpiał na bezsenność.
Gebeliğin 5. haftasında idrarla atılımı artar.Piętnastego dnia miesiąca matka przychodzi zapłakana.
Bunun nedeni buharlaşma artarken yağışlarda azalmaktadır.Z ukrycia wychodzą w czasie deszczu.
1943 yılı boyunca da bombardıman artarak devam etti.W 1944 roku zniszczeń dopełniły bombardowania.
Gelir arttıkça vergi miktarı da artar.Wraz z wysokością, wzrasta natomiast suma opadów.
Kazanılan her sayıda oyuncunun puanı 15, 30, 40 ve oyun şeklinde artar.Enligt tradition räknas varje vunnen boll i ordning som 15, 30, 40 och game.
Ayrıca takyonların hızı enerjileri azaldıkça artar.En speciell egenhet hos takyoner är att deras energi ökar, när deras hastighet minskar.
Gaganın uzunluğu 50 gün boyunca doğrusal olarak artar.Den egentliga dräktigheten uppskattas med 50 dagar.
Sayılar artarak verilirler ve özel bir anlam içermezler.Modellen vänder ryggen till, och inga särskilda kännetecken visas upp.
Onlar hakkındaki şüphesi git gide artar.För andra betydelser, se Dubti.
Okudukça O’nun terbiye ediciliğine ve O’nun rahmetine olan marifetimiz artar.Vi minns honom med stor tacksamhet och vördnad."
Ancak felci daha da artar ve yazdıkları "Therese ve Laurent bana iyi bakıyorlar" olarak anlaşılır."Jag är villig att veta allt detta och mer", sade Zarathustra.
Bu noktaların sayısı kurbağa yaşlandıkça artar.Denna linje försvinner ju mer ormen åldras.
Uzun atlayışlar için puan artarken, kısa atlayışlarda puanlar düşer.Vill de uppnå hög hastighet hoppar de endast med de bakre fötterna.
Stomanın turgor basıncı artar.Här testas förarens stresstålighet.
Kişi sürekli belli bir olayı düşündüğü için o problemi halledecek çözüm yollarını görme şansı artar.Kan den lösa eventuella problem som en person skulle lösa genom att tänka?
Antonio Elena'yı aldatmaya başlar, çiftin arasındaki kavgalar oldukça artar.Alexandra konfronterar Emelie och bråk utbryter mellan de två.
İhracatın ithalatı karşılama oranı da bir önceki yıla göre %8 artarak %75’e ulaştı.Det högsta, till vilket jag någon gång hunnit, är 75 procent".
Bununla beraber atarcanın periyodu oldukça yavaş artar.I motsats till detta är energiinnehållet ofta relativt låg.
Bundan dolayı gerçekte pompa için gereken güç ihtiyacı artar ve türbinden elde edilen iş azalır.Detta ökar mängden elektricitet som måste tillföras pumpen och minskar det arbete som kan tas ut ur turbinen.
Maliyet artarken üretim azaldı.Trots att man ökade på produktionen sjönk vinsten.
Ne kadar bulut büzüşürse, sıcaklık o kadar artar.Ju mer molnet kontraherar, desto mer kommer temperaturen att öka.
Girişimci sayısı ne kadar artarsa , istihdam oranı da o kadar artar.Ju mer någon tränat, desto mer avancerad intellektuell kunskapsnivå.
Ford bunu görünce kıskançlığı daha da artar.För andra betydelser, se Lac Jaloux.
Kandaki T3, T4 miktarları düşerse TSH üretimi artar, T3, T4 seviyeleri arttıkça da TSH üretimi düşer.När T4 och T3 är låga produceras mer TSH, och när T4 och T3 är höga bildas mindre TSH.
Yavrunun en iyi gelişebileceği mevsimlerde bu davranışlar artar.Och förhoppningsvis tycker barnen att kalaset blir mer lyckat.
Vücut sıcaklığı artar.Hettan leder till högre kroppstemperatur.
Fosfor, azot ve diğer besin maddeleri yaşlı su ekosistemlerinde yavaş yavaş artar.Reningen av fosfor och kväve är undermålig i äldre reningsanläggningar.
Genel olarak, metalin elektriksel direnci sıcaklık ile artar.Den elektriska strömmen värmer metallen genom metallens elektriska resistivitet.
Dediler: - Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?Назва: «А у вас дім далеко від нас?», м. Миколаїв.
Çiftin şüphesi artar.Інакодумство на Сумщині.
Kar yağışlı gün sayısı da zirveye doğru artar.Кількість снігових днів залежать від рельєфу.
Sınırlı imkânları ile bu durum artarak devam ettirilmektedir.На превеликий жаль, цим їх функції обмежуються.
Nabız, bazen artar, bazen azalır.Пульс лабільний, частий, іноді аритмічний.
Maliyet artarken üretim azaldı.Виробництво зменшувалось швидше ніж зменшувалась енергозатратність.
Bu noktaların sayısı kurbağa yaşlandıkça artar.З кожним роком чисельність цього птаха збільшується.
İçerilere doğru gidildikçe yağış artar.Якщо ви помиєте машину, одразу піде дощ.
Elektron verme isteği (metalik karakter) artar.Клей електропровідний “Метаконт”.
Parlamento ile devlet başkanı arasındaki çekişme giderek artar.Референдум був викликаний загостренням відносин між президентом і парламентом країни.
Karbon sayısı ve -OH grubu sayısı arttıkça kaynama noktası da artar.Чим нижче атомні відношення Н/С і О/С, тим вище вміст ароматичних сполук.
Okulların kapanmasıyla nüfus artar.Невдоволення всередині школи наростало.
Philips eğrisine göre işsizlik oranının düşük olduğu ekonomilerde enflasyon artar.Згідно з кривою Філіпса, з ростом безробіття інфляція зменшується.
Bu yiyecekler tüketilince de oyuncunun enerjisi artar.Споживання продуктів також вимагає певних енерговитрат.
Lannister ve Stark Haneleri arasında gerilim artar.Сприяв початку війни між домами Ланністерів і Старків.
Gebelikte ihtiyaç % 50 kadar artar.Жирність складає 50 %.
Direnç artarak elektrik enerjisi yavaş bir şekilde gelir.Енергія костюма витрачається повільно.
Okudukça O’nun terbiye ediciliğine ve O’nun rahmetine olan marifetimiz artar.Bohu, jenž pomocí svou nám umožnil skončiti práci, za jeho přispění vzdána buď chvála a čest.)
Deniz ve göl kıyılarında içerilere doğru yükseltiler artar.O dění na zemi k němu docházejí zprávy skrz řeky, potoky, jezera a moře.
Ford bunu görünce kıskançlığı daha da artar.V přihlížející Jan to skutečně vzbuzuje žárlivost.
Kapalı bir sistemde entropi her zaman artar.Celková entropie uzavřeného systému se nemůže nikdy zmenšit.
Bu şekilde yüzey tutuşu büyük ölçüde artar, bu da oyuncunun topa falso vermesini kolaylaştırır.Udržuji si od ostatních určitý odstup a to je důvod, proč mě tak přitahuje herectví.
Vücut sıcaklığı artar.Udržuje u těla teplo.
Onlar ne yaratılmış, ne yok edilmiştir; ne kirlidir, ne de temiz; ne artarlar, ne de azalır.Svět (vesmír) je podle džinismu nevznikající a nezanikající (nebyl stvořen a ani nebude nikdy zničen).
Ne kadar bulut büzüşürse, sıcaklık o kadar artar.Čím více se mračno smrští, tím více se zvýší teplota.