Ford bunu görünce kıskançlığı daha da artar.V přihlížející Jan to skutečně vzbuzuje žárlivost.
Kapalı bir sistemde entropi her zaman artar.Celková entropie uzavřeného systému se nemůže nikdy zmenšit.
Bu şekilde yüzey tutuşu büyük ölçüde artar, bu da oyuncunun topa falso vermesini kolaylaştırır.Udržuji si od ostatních určitý odstup a to je důvod, proč mě tak přitahuje herectví.
Her bir köydeki ninjaların artan sayıları nedeniyle sınavlar yılda iki kez düzenlenir.Vzhledem k rostoucím počtům nindžů se čúninská zkouška koná dvakrát každý rok.
Artan internet kullanımı ve alışveriş sebebiyle giderek daha çok kullanılmaya başlanmıştır.V současnosti využívá internet pro svůj nákup čím dál tím více uživatelů.
Vücut sıcaklığı artar.Udržuje u těla teplo.
Onlar ne yaratılmış, ne yok edilmiştir; ne kirlidir, ne de temiz; ne artarlar, ne de azalır.Svět (vesmír) je podle džinismu nevznikající a nezanikající (nebyl stvořen a ani nebude nikdy zničen).
Ne kadar bulut büzüşürse, sıcaklık o kadar artar.Čím více se mračno smrští, tím více se zvýší teplota.
Sonbaharda hastalık artar.Na podzim nastal zlom.
İyonlar kapak için mesafe, daha yüksek direnç o kadar artar.Čím vyšší je tepelný odpor, tím lepší.
Sayıları binlerce ve binlerce kat artacak.Jejich počet naroste až na tisíce tisíců.
Çoğalma evresinde spermatogonyumlar mitoz bölünmeyle sayıca artarlar.Spermatogonie se mitoticky dělí.
Daha sonra artan nüfus sonucu göç vermesine rağmen halen 80 haneden oluşmaktadır.Kromě toho regenerace jeho sil po takovémto běhu trvá až 80 hodin.
Geçmiş yıllarda giderek artan sayıda erkek fahişe olsa bile, neredeyse hepsi kadındır.I přesto, že se obecně rodí víc mužů než žen, je v mnoha zemích napříč všemi věkovými kategoriemi víc žen.
Bu yüzden, kutuplaşma derecesi nötr noktalardan kaynaklı artan mesafe ile birlikte yükselir.Je to proto, že nasvícená plocha se zvyšuje se čtvercem vzdálenosti.
Artan kitaplarla birlikte kütüphanenin yeni bir binaya geçme ihtiyacı büyüdü.V klášterním areálu nechal vybudovat novobarokní trakt s knihovnou.
Aktif D vitamini seviyesi artar.Aktivní funkce D-Lighting.
Bulutlar büzüldükçe, moleküllerin yoğunlukları artar ve emilmiş radyasyonun kaçışını daha da zorlaştırır.Jak se však mračno smršťuje, koncentrace molekul roste a postupem času začne bránit unikání záření.
Mikrofonların bazen hassasiyeti ses yansımasıyla artar.Zřídka se stává, že samice také odpovídají zvukem.
Artan su tahliye kanalından tahliye edilmiştir.Příjmá vodu z odvodňovacích kanálů.
Bu noktaların sayısı kurbağa yaşlandıkça artar.Zatímco počty jelenů trvale rostou, počty antilop klesají.
11 ^ Artam, Nurettin.Což takhle dát si špenát, 11.
Artan işsizlik ve geçim sıkıntısı, halkı göçe zorlamıstır.Boji a bitvami míříme stále výš, Lid je pánem svého osudu.
Su eklendikçe alevi artar.Koryto přečištěné vody.
Son yıllarda artan turizmle birlikte insan baskısı artmış ve turistik tesisler inşa edilmeye başlanmıştır.V posledních letech se rozrostla turistika a rozkvetly tím pádem služby související.
İki taraf arasında artan çatışmalar, 1936'da Arapların ayaklanmasıyla sonuçlandı.I zde se ale projevilo arabské povstání, které propuklo roku 1936.
Verdiği cevap yanlış ise, her yanlış cevap sonucu giderek artan elektrik şoklarına maruz kalıyordu.Učitel trestal žáka za špatné odpovědi stále se zvyšujícími elektrickými šoky.
Bu durumda ekonomideki işsizlik oranı artarken fiyatlar da hızla yükselmektedir.Tím pádem můžeme říci, že v době krize se zvyšuje frikční nezaměstnanost.
İstatistikler 2006 yılında açılışından bu yana, havaalanında artan bir trafik görüldü.V roce 2006, po vyhlášení nezávislosti, proběhla na letišti rozsáhlá rekonstrukce.
Doku absorbsiyonu ultrason dalgasının frekansının artmasıyla artar.Absorpce také narůstá s frekvencí ultrazvuku.
Bu dönemde artan vergi yükü ve enflasyon nedeniyle devlet- halk çatışması baş göstermiştir.Také je díky čerpání dotací z veřejných zdrojů a státním zákázkám obviňován ze střetu zájmů.
Bunun yanında, artan mezhep çatışmaları da savaşın bitmeden yeniden başlamasına neden olmuştu.Za tímto účelem oslovil i Nitrany, kteří se také chystali ještě před koncem akce odejít.
Her oyuncu 800 dolar ile başlar ve her tur başına bu miktar artar.V 1. kole začíná hráč pouze s $800, všichni tedy začínají s pouhou pistolí.
İklim değişikliği insan yaşamı için giderek artan bir tehdit haline gelmiştir.Hrozbou se staly lidské aktivity.
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Cauza o poate constitui sensibilitatea crescută a anumitor grupuri etnice la stilul de viață occidental.
İç savaştan sonra Kızıl Ordu giderek profesyonellik düzeyi artan bir askerî kurum olmuştur.După încheierea războiului civil, Armata Roșie a devenit din ce în ce mai mult o organizație profesionistă.
Genç yaşlarda görülebilmesine karşın, ileri yaş gruplarında bu risk artar.Totuși, în cazul persoanelor mai în vârstă, acestea par să scadă riscul.
31 Ekim 1961, Artane, Dublin) U2 grubunun İrlandalı kurucusu ve davulcusudur.31 octombrie 1961, Artane, Dublin, Irlanda) este bateristul trupei irlandeze de rock U2.
Bu noktaların sayısı kurbağa yaşlandıkça artar.Intensitatea acestui piuit crește o dată cu vârsta puilor.
Bitirme tezini "Ultrasonun Yol Açtığı Trombolitik Hareketlerin Artan Etkileri" üzerine vermiştir.Teza ei de senior a avut titlul "Efectele acțiunii trombolitice sunt datorită ultrasunetelor".
Çalışma güvenliği kesin olarak artacaktır.Diviziunea muncii este foarte clară.
Bazen platform sabit kalır taşların ağırlığı artar.Uneori construcțiile sunt ridicate pe un soclu de lespezi de piatră.
Konstantin'in bazı kısa öyküleri basılmıştır ancak, giderek artan bir depresyondadır.Treplev și-a publicat câteva povestiri , dar e mereu deprimat.
Günümüzde methan gazı önemi artan bir hidrojen kaynağıdır.Metanul este o importantă sursă de hidrogen.
Gebeliğin 5. haftasında idrarla atılımı artar.După a cincea zi li se dă voie să-și clătească gura.
Eğer artan paralar varsa bu yoksullara hibe edilecektir.Acești bani sau produse vor fi distribuite săracilor.
Pixel sayısı ne kadar fazla ise netlik o kadar artar.Cu cât mai mulți pixeli avem în imagine cu atât calitatea detaliilor e mai înaltă.
Seferin komutası bir Med General olan Datis'e ve Sard Satrabı Artaphernes'in oğlu Artaphernes'e verilmiştir.Comanda expediției a fost încredințată lui Datis și lui Artaphernes, acesta din urmă fiind nepotul regelui.
Birkaç hafta sonra ise, artan taraftar baskısı sebebiyle kulüp yönetimi istifa etti.În doar câteva zile, consiliul a ridicat interzicerea, sub presiunea publicului.
Ayrıca takyonların hızı enerjileri azaldıkça artar.Astfel, un tahion accelerează în momentul în care pierde energie.
Jolie ve Pitt yaz boyunca gittikçe artan bir sıklıkta birlikte görülmeye başladılar.Sitta și cu mine am fost îngrozitor de neliniștite în ultimul timp.
Bu sayede daha çok başarılı çarpışma olur ve tepkime hızı artar.Astfel, mai multe ciocniri eficace vor avea loc iar viteza de reacție va crește.
Böylece karbon gözenekli yapıya bürünür, yüzeyi artar.Carbonul se produce sub formă de coloană și se ridică.
Maliyet artarken üretim azaldı.În lipsa armamentului producția a fost oprită.
Yavrunun en iyi gelişebileceği mevsimlerde bu davranışlar artar.Aceasta este perioada în care arhitectul va prospera cel mai mult.
Oreos'un popülaritesi arttıkça, onunla birlikte gelen dağıtım miktarı da artar.Popularitatea biscuiților Oreo continuă să crească, la fel ca și cantitatea de distribuție.
İklim değişikliği insan yaşamı için giderek artan bir tehdit haline gelmiştir.Convertirea lui a însemnat o schimbare radicală a vieții.
Bununla birlikte artan düzensizlik Kars yöresini de etkilemişti.Un incident armat a perturbat totuși liniștea Clujului.
Mor ekonominin bağlamı çağdaş toplumda önemi gittikçe artan kültürel bağlamdır.Contextul economiei mov este un context de o importanță culturală în creștere în societatea contemporană.
Aynı zamanda, sosyalist fikirler için artan bir sempati ifade etti.De asemenea, acesta avea o înclinație spre ideile fasciste.