Godfrey onu odasına götürür ama numara yaptığını anlar.He carries her to her room, but realizes she is faking.
Deok-soo onunla konuşur ve onun gerçekten Mak-soon olduğunu anlar.Deok-soo converses with her, and realizes she is indeed Mak-soon.
Böylece Pope'un bir parçasının hala Jerico'da yaşadığını anlarlar.This was Pope and Jillian's way of saying "I love you".
Catherine, John'un yalan söylediğini anlar ve ondan arabayı durdurmasını ister ama John devam eder.Catherine asks John to stop, knowing he lied to her, but he refuses.
Kriyojenik bir doktor olduğunu anlar.She realizes she is a cryogenic doctor.
Son anlarını geminin dışında yıldızların arasından Mars'a bakarak geçirir.She spends her final moments outside the ship, gazing at Mars amongst the stars.
Naturile, olayın son anlarında FBI tarafından öldürüldü; Wojtowicz tutuklandı.[1]Naturile was killed by the FBI during the final moments of the incident; Wojtowicz was arrested.[5]
Son anlarında Hamlet, Norveç Prensi Fortinbras'ı tahtın olası varisi olarak gösterir.In his final moments, Hamlet names Prince Fortinbras of Norway as the probable heir to the throne.
Dionysos onu terk eder ve kız uyandığında tecavüze uğradığını anlar.Dionysus abandons her and when she wakes up she realises that she has been raped.
En sonunda Kreusa, Ion'un kendi çocuğu olduğunu ve Xuthus'un evlat edindiğini anlar.In the end, Creusa found out that Ion was her child, and only Xuthus' adopted child.
Hye-young, Jeong Woo'nun bıraktığı notla papatyaları kendisine gönderenin Jeong Woo olduğunu anlar.A series of events leads Hye-young to realise that Park Yi was the one sending her the daisies.
Böylelikle ikisi 719'un Haghi olduğunu anlar.The two realize that 719 is Haghi.
İşte o zaman insanlar kandırıldıklarını anlar.The people then realize that everyone has been fooled.
Umarım beni anlarsın.Ich hoffe sehr, du verstehst mich.
Yaşamın güçlükleri üzerimizden sadece kısacık anlar için kalkar. Bu anlarda hayatı yaşamaya bakmalıyız.Die Schwere des Lebens hebt sich eigentlich nur in Augenblicken von uns. Für diese Augenblicke muss man leben.
Hayatın insanları ayırdığı anlar vardır, birbiri için ne kadar önemli lduklarını anlamaları için.Es gibt Momente, in denen das Leben Menschen trennt, damit sie begreifen, wie wichtig sie füreinander sind.
Maddi şeyler değil, değerli anları biriktir!Sammle kostbare Momente, keine materiellen Dinge!
Bazı anlar sözcükleri olmayan şiir gibidir.Manche Momente sind wie Poesie ohne Worte.
Bazı insanlar hayvarılarla konuşmanızı anlayamaz. Sorun değil hayvanlar anlar!Manche Menschen verstehen nicht, dass ich mit Tieren spreche. Kein Problem, die Tiere verstehen es!
Birisi için önemliysen, bunu anlarsın. Değilsen, o zaman yine anlarsın!Wenn du jemandem wichtig bist, merkst du das. Wenn nicht, dann merkst du es auch!
Birisi için önemliysen, bunu anlarsın. Değilsen, o zaman yine anlarsın.Wenn du jemandem wichtig bist, merkst du das. Wenn nicht, dann merkst du es auch.
Bir arkadaşın seni anlar, seni sevdiği için. Ama bir arkadaş seni halen sever, seni anlamasa da.Ein Freund versteht dich, weil er dich mag. Aber ein Freund mag dich auch dann, wenn er dich nicht versteht.
Doktor'un daha genç hâliyle karşılaştığını anlar.Er denkt, mit einem jüngeren Mann wäre sie glücklicher.
Diğerleri sonradan onun Yusuf olduğunu anlarlar.Erst spät erfahren die anderen, dass er Jude ist.
Malcolm Ethan'ı evine götürürken, Ethan Leland'ın hala canlı olduğunu ve arabanın bagajında olduğunu anlar.Während der Fahrt entdeckt Ethan, dass Leland noch lebt und im Kofferraum liegt.
Mona filmde sürekli olarak özgürlüğünün tehlikeye düştüğünü hissettiği anlarda seyahatine devam etmektedir.Immer zieht Mona nach kurzer Zeit weiter, wenn sie ihre Freiheit bedroht sieht.
Dikkatle dinlersen / hemen anlarsın.Offen sein zu – hören.
Fakat anlar ki ikisine de aşık değildir.Sie liebt beide und könnte sich nicht zwischen ihnen entscheiden.
Fakat daha sonra Ben onun Doctor olduğunu anlar.Stattdessen erzählt er ihnen, dass er Arzt sei.
Milada kendini düşünceye verir ve anlarki Dalıbor'a sırsıklam aşıktır.Sie fühlt sich aber in der Hand eines Fremden und zweifelt insgeheim an der Liebe Abessaloms.
Gösterilen şeyler yaşanmış anların ve bunlara bağlı duyguların temsilleridir.Die dargestellten Dinge sind Repräsentanten erlebter Momente und der damit verbundenen Gefühle.
Bu anlar, şaman dualarının en tesirli olduğu anlardır.Zweite, durch vollständige Übersetzung der Gebete des Hl.
Tam bu sırada Kovalyov uyanır ve burnunun yerinde olmadığını anlar.Entsprechend stellt jener Kowaljow beim Erwachen fest, dass ihm seine Nase fehlt.
Ondan bana kalan tek anılar sevgi dolu olan anlardı.So bleibt dem lyrischen Ich als Erinnerung an seine Liebste nur der Schmerz.
Sen de anlarsın beni bir gün.Irgendwann hat man es heraus.
Ancak ne onu kimse anlar, ne de o kimseyi anlar.Doch wie er sinnt, es wird ihm nimmer klar.
Hayvanların belli zamanlarda yemlenmesi ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken anlardır.Umso erstaunlicher ist es, dass Bienen die Hauptbesucher sind.
Karmaşık durumlarla başa çıkabilir ve detaylı anlatımları anlar.Am allerbesten kann sie spannende Geschichten erzählen oder knifflige Probleme lösen.
Ama bunu gören Chris, bu işte bir bit yeniği olduğunu anlar.Erwachend hält Chris das Ganze für einen Alptraum.
Kitapları okursanız anlarsınız zaten.Das Buch der Bücher – gelesen.
Adamın evine gitmeden olayın ne olduğunu anlar.Sie erfahren nicht, was in ihrer Abwesenheit im Haus passiert war.
Min sahalıı kıratık öydüübün = Ben Yakutça biraz anlarım.Ich steh am Rande – sinnend – verstehe wohl sein Leid.
Adamı yakalar ve onun babası olduğunu anlar.Sie erkennt, dass er weiß, dass er der Vater ist.
Eltisinin ölçekle altın ölçtüğünü anlar.Dementsprechend ist die Freude groß, als sie den Goldschmied sieht.
Frank gerçeği anlar ve Franke saldırırlar.Eddie findet die Wahrheit heraus und verprügelt Kiefer.
Filmin sonunda Şurik uyanır ve karısının kendisini terketmesi de dahil her şeyin rüya olduğunu anlar.Am Ende des Films erwacht sie und realisiert, dass es sich nur um einen Traum handelte.
Öykü Klein’in son anlarını aydınlatıcı bir şekilde sona ermektedir.Die Erzählung endet mit Kleins letzten epiphaniehaften Augenblicken.
Figaro ona Kont'un kötü niyetlerinden şikayete başlar, ama karşısındakinin nişanlısı olduğunu birden anlar.Figaro berichtet ihr von den Absichten des Grafen gegenüber seiner Braut, erkennt sie dann aber an der Stimme.
Zorlu geçen buhranlı bir gecede genç kız Shannon'a yine zor anlar yaşatır.Beim dritten Mal herrscht ein starkes Gewitter, das Erschrecken der jungen Frau gelingt erneut.
O anlarda gözlerimde yaşlar vardı.Tränen standen in meinen Augen.
Kızlarla iyi anlaşır ve kardeşinin aksine kızları daha iyi anlar.Mit ihr versteht sie sich sogar noch besser als mit ihrer eigenen Mutter.
Komik anlar kasten abartılmış.Witz komm raus, du bist getwittert.
Peter planı anlar ve Gwen’den anti-serum yapmasını ister.Thomas ist entschlossener denn je und plant, Newt ein Serum zu beschaffen.
Bu simülasyon oyunlarındaki en büyük zorluk olumsuz hava koşulları ve iniş-kalkış anlarıdır.Die wichtigste Todesursache von jungen Paradieskasarkas sind ungünstige Wetterbedingungen.
Dawn, üzerine adı yazılı olan kolyesinden adını anlar.Donovan spricht nur noch den bekannten Eingangstext.
Bir süre sonra onun Satürn Savaşçısı olduğunu anlarlar.Einige Tage später entdeckt sie, dass er Gärtner ist.
Beni bir tek annem anlar.Seule ma mère me comprend.
Tanrı da Esperanto'yu anlar.Dieu aussi comprend l'espéranto.
Bir bebek bile anlardı.Même un bébé comprendrait.
Kendilerine söylenmekte olan şeyleri anlarlar; ancak akıcı olarak konuşamazlar.Et les gens apprennent ce qui leur nuit et ne leur est pas profitable.