Bu tür açıklamalar somut anlamda özellikle Astroloji ve büyü kavramlarını sorgulamaya neden olmuştur.Im Konkreten entzündeten sich die Auseinandersetzungen besonders an Fragen der Astrologie und der Magie.
Fakat o zamanlar bizim bildiğimiz anlamdaki Sincaplar'dan epey farklılardı.Zu diesem Zeitpunkt unterschied sich der Liedtext noch deutlich von dem von Sheep im beschriebenen Sinne.
Ciddi anlamda, insanları rahatsız eder.Doch offensichtlich stört das die Leute nicht im Geringsten.
2005 yılında kurulması hedeflenen parti resmi anlamda kurulamadı.Das durch die Richtlinie vorgegebene Ziel für 2005 wurde nicht erreicht.
Onlar filmin şehri kötü anlamda gösterildiğine inandılar.Das Publikum bewertete den Film als schlecht.
1949 - Küba, İsrail'i diplomatik anlamda tanıdı.Ägypten erkannte im Gegenzug den Staat Israel diplomatisch an.
Bütün tesisleri ile ikmal edilen liman 1962 yılında modern anlamda işletmeye açılmıştır.Einen umfassenden Ansatz, das zu tun, hat Ford 1962 in einem Standardwerk formuliert.
Onun kemerleri, her anlamda hit olarak değerlendirilecek."Die Photographie hält sich in jeder Hinsicht auf beachtenswerter Höhe."
Biyolojik anlamda, iki cinsiyet vardır: Kadın ve erkek.Das Hebräische kennt zwei Genera: männlich und weiblich.
Sinemadan iş gelmemesi maddi gücünü ciddi anlamda zayıflattı.Im Kino kam ihr Talent kaum zur Geltung.
Her anlamda yardımcı olmaya çalışır.Es versucht, jedem Bürger in Not Hilfe zu gewähren.
Bu anlamda Evren de büyük bir evdir.Der Wind ist auch ein Haus.
Müzikal anlamdaki bilinen ilk çalışmaları 1980’lerin başından itibaren ortaya çıkmaya başlar.Dieser „Endkampf“ würde, wie eingangs geschildert, um 1980 herum stattfinden.
Geniş anlamda aile (velayet ailesi), dar anlamda aileye çocukların dahil olması ile meydana gelen ailedir.Beispiel: Familie – Familienmitglieder: die Tochter ist ein Familienmitglied, nicht aber eine Familie.
Humboldt, Almanya'da bilinen anlamda modern üniversitenin kurucularındandır.Sie wurde nach dem Vorbild deutscher Universitäten Humboldtscher Prägung angelegt.
Ancak albüm ticari anlamda istediği başarıyı yakalayamadı.Das Album konnte nicht an den kommerziellen Erfolg anknüpfen.
Terim, diğer ülkelerde de benzer anlamda kullanılmaktadır.Der Begriff wird auch in anderen Bereichen verwendet.
Fakat günümüzde oldukça dar bir anlamda kullanılmaktadır.Sie wird derzeit aber in einem anderen Sinne verwendet.
Bu anlamda kendisini tanrıya bir rakip olarak kabul ettirme gayreti içindedir.Er glaube fest, dass er damit Gott einen Dienst erweisen könne.
Fakat bunlar asla gerçek anlamda muhalefet partileri değildir.Nicht immer handelte es sich dabei um Kreuzer im eigentlichen Sinn.
Birine dokundurmak amacıyla söylenmiş imalı söz (mecazi anlamda).Den sollen (diese) Runen beraten, wer die Steigbügel leiht (zu einem anderen).
Bu anlamda nesnenin eşsizliğine zarar verirler.So helfen Sie sich aus Ihrer Verlegenheit.
Millet bu anlamda bir inanç ve din topluluğunu kastetmektedir.Inhaltlich geht es um Religionsgemeinschaften und Glauben.
Kendisi gerçek anlamda uluslararası bir sanatçıdır.Außerdem ist es eine internationale Künstlergruppe.
Böylece, gerçek anlamda ilk naklen yayın gerçekleştirilir.Und dann ist der große Tag der ersten Ausfahrt tatsächlich da.
Ancak kurulan devlet, uluslararası anlamda tanınmadı.Sein Herrschaftsanspruch wurde jedoch international nicht anerkannt.
Buna karşın sportif anlamda başarılar devam etti.Trotz dieser Probleme kamen wieder sportliche Erfolge.
Başörtüsü; sadece başın örtülmesini, tesettür ise genel anlamda bedensel örtünmeyi tanımlar.Allerdings ist nur der Kopf zu sehen; der Rest des Körpers ist unter einer Art Wachstuch verborgen.
Artık Karşıyaka'nın koltuğu ciddi anlamda sallanmaktadır.Die Sitzposition der Tityras ist relativ aufrecht.
Bu tür bilgilere gerçek anlamda bilgi denilemez, onlara ancak inanılabilir.Die errechneten Ratings lassen sich dadurch nicht klar nachvollziehen, man muss sie einfach glauben.
Bu anlamda cumhuriyetler arasında siyasi ve ekonomik antlaşmalar yapılmıştır.Es begann die wirtschaftliche und politische Zusammenarbeit unter diesen Staaten.
Yani olumlu anlamda kullanılmıştır.Er ist somit in positivem Sinne produktiv.
Yani bir anlamda insanoğlu önceleri dünyadan etkilenirken şimdi dünyayı etkilemektedir.Durch seine Gestimmtheit ist der Mensch ursprünglich bezogen auf die Welt.
Eleştirel anlamda başarı yakalayan film Kuzey Amerika'da da gişe başarısı sağladı.Let The Love Go On war auch in Nordamerika erfolgreich.
Özellikle pozitivist anlamda deneyciliği değerlendirmişlerdir.Insbesondere bei schwierigen Experimenten zeichnete er sich durch eine besondere Geschicklichkeit aus.
Yıllar boyunca hem müzikal hem sinemasal anlamda ortaklıklarda bulundular.Sie kannten sich bereits einige Jahre und arbeiteten auch musikalisch zusammen.
Bu anlamda tümüyle özgün değildi.Selbstständig war es allerdings nicht.
Şirketin birçok sanatçısına da müzikal anlamda bestelerini verdi .Gott gibt dem Künstler durch die Musik eine Botschaft für viele Menschen.
Oyuncu bu anlamda ödülü kazanan ilk Afrikalı oyuncu olmuştur.Sie war die erste Afrikanerin und erste schwarze Schauspielerin, die die Auszeichnung gewann.
Bu devletler birbirleriyle hem askeri hem de ekonomik anlamda rekabet halinde olmuşlardır.Diese standen miteinander im Wettbewerb um militärische, politische und auch wirtschaftliche Macht.
Faiz, ekonomi biliminde iki anlamda kullanılmaktadır.Persistenz wird in zwei Themengebieten der Volkswirtschaftslehre verwendet.
Bu anlamda bir işin yapılması ve yardımlaşmaya ilişkin ortaya çıktığı söylenmektedir.Dadurch lässt sich nachweisen, dass eine Hilfshandlung durchgeführt wurde und was die Gründe hierfür waren.
Dilsel anlamda bir yeteneklilik gerekiyor.Il faut avoir une compétence linguistique.
Zikir, bir anlamda alınan her nefes için Allah'a teşekkür etmektir.C’est le fait de vouer tout acte d’adoration à Allah, en toute exclusivité.
1659 yılında Pascal ciddi anlamda hastalanmıştır.En 1659, Pascal tombe sérieusement malade.
Aynı yıl, Wallace Hampton Tucker, galaktik yaşanabilirliği daha genel bir anlamda analizledi.La même année, Wallace Hampton Tucker (en) analyse l'habitabilité galactique dans un contexte plus général.
Bu anlamda, Fisher, Haldane ve Wright'ın çalışmaları popülasyon genetiğinin disiplinini oluşturmuştur.Les travaux de Fisher, Haldane et Wright fondèrent la discipline de la génétique des populations.
Coluccio'nun kültürel anlamda başarıları belki de politik başarılarından daha büyüktür.Le travail culturel de Coluccio Salutati est probablement encore plus important que son travail politique.
Uluslararası anlamda B'Day, oldukça olumlu reaksiyon aldı.Internationalement, B'Day suscite généralement des réactions positives.
Ancak, genel anlamda kullanımı İtalyan matematikçi ve fizikçi Vito Volterra'ya atfedilmektedir.Son emploi a été généralisé à de nouveaux domaines par le mathématicien et physicien italien Vito Volterra.
1984 civarında , Morello tekrar ciddi anlamda gitar çalışmaya başladı.Vers 1984, Morello commence à étudier la guitare.
G41, ticari anlamda çok fazla başarı gösterememiştir.Le G31 ne fut pas un succès commercial.
"Makes Me Wonder"ın sözleri iki farklı anlamdadır.Les paroles de Makes Me Wonder peuvent avoir deux significations différentes.
Bireysel anlamda Yahudiler, Mısır milliyetçiliği konusunda önemli roller aldılar.Des Juifs, en tant qu'individu, jouent un rôle important dans le nationalisme égyptien.
Günümüzde kabul gören yaklaşım ise, gerçek anlamda hukuk (hak/adalet) üstünlüğüdür.(Le jour du Jugement ceux qui auront bien servi seront récompensés).
Buna karşın sportif anlamda başarılar devam etti.Les Jeux sont en revanche réussis sur le plan sportif.
Bu anlamda Evren de büyük bir evdir.Le centre du Monde est une grande mer centrale.
Fakat tarihi anlamda ilgili değillerdir.Mais rien à voir avec le personnage historique.
Nüfus ve ekonomik anlamda Fransa genelinde en çok gelişen şehirdir.Lyon est, à l'échelle française et européenne, une des villes à la croissance la plus rapide.
Bölgesel bir balık olan lahoz ekonomik anlamda da bölgesel bir değer taşır.Elle garde, à travers la pêche, un secteur d'avenir économiquement viable.