Hayvani bir yazar, bunu olumlu anlamda söylüyorum.Człowiek pisze, ponieważ jest w tym dobry.
Bu anlamda bir işin yapılması ve yardımlaşmaya ilişkin ortaya çıktığı söylenmektedir.Okazuje się, że mają oni pomysł, jak im pomóc.
Onlar filmin şehri kötü anlamda gösterildiğine inandılar.W filmie przedstawiono je jako miasto górnicze.
Bu anlamda kullanım alanı için en uygun noktayı bulmak esastır.W ten sposób chciano lepiej wykorzystać dostępną przestrzeń.
Felsefi anlamda soyutlama, fikirlerin nesnelerden uzaklaştırılması sürecine denir.Mówimy o wierze gdy chcemy emocją zastąpić dowód.
Müzikal anlamda getirebileceklerinin sınırı yok.Nie ma ograniczeń dla stylów muzycznych.
Cinsel anlamda uygunsuz provokatif davranışlar sergileyebilir, duygularını etkileyici tarzda dışavururlar.Mogą czuć się niekomfortowo, wyrażając swoje emocje.
Eğer nazire ters anlamda yazılmışsa buna "nakize" denir.Gdy proponujący zostawia wszystko dla siebie, wtedy mówimy o tzw. równowadze Nasha.
Yani bir anlamda bireyin tercihleri, diğerlerinin tercihlerine bağlı.W tym kontekście, interesy kolektywu uzyskiwały pierwszeństwo, przed interesami jednostki.
Aynı zamanda köyde ciddi anlamda Kuşburnu, Madımak ve Isırgan yetişmektedir.Oprócz tego, we wsi zaczynają bieg drogi do Kleszczyna, Ugoszcza i Żałego.
Genel anlamda romanlarıyla benzer özellikler taşıyan bu hikâyeler romanlarının bir prototipi olarak görüldü.Dlatego też opis początków Rzymu zawarty w ich pracach należy traktować jako legendarny.
2005 yılında kurulması hedeflenen parti resmi anlamda kurulamadı.Program polityczny Ataki został przedstawiony wkrótce po utworzeniu partii w 2005 roku.
Hobsbawm genel anlamda "Irklar" ve "Milliyetçilik" üzerinde çalışmalarda bulunmuştur.Hongzhi podkreśla nieustannie „całość i nierozdzielność”.
Film bir anlamda kibar hırsız Arsène Lupin öyküsüdür.Wyidealizowanym przykładem znanym z literatury jest wizytówka Arsène Lupina.
Ancak askeri terminolojide daha geniş bir anlamda kullanılmaktadır.Został opisany w mniej formalnej terminologii.
Pişmanlık suçluluk duygusu içerebilir ama genel anlamda suçluluktan farklıdır.Reakcja uczuciowa jest podobna do zmysłowej w postawie, ale różni się co do treści.
Bu anlamda tam bir kozmopolitandır.W rzeczywistości jest on kosmitą.
Bu miras onu Nelson Mandela'ya bağlar öyle ki Gandi'nin başladığını bir anlamda Mandela tamamlamıştır."Detta arv förbinder honom med Nelson Mandela … i en mening fullbordade Mandela vad Gandhi hade inlett.”
Tarım ve din toplumlarında modern anlamda devlet yoktu.Nationell identitet och nationsgränser i modern mening existerade inte.
Buna karşın sportif anlamda başarılar devam etti.Sportsligt fortsatte trots detta tävlingarna att vara framgångsrika.
Örneğin İngilizcede bu anlamda aunt sözcüğü kullanılır. ^ "teyze."På engelska heter ordet "aunt".
Taktik anlamda son derece başarılıdır.Denna plan var, taktiskt sett, utmärkt.
Müftü ile benzer anlamda da kullanılmaktadır.Kan jämföras med en löjtnant.
Yıllar boyunca hem müzikal hem sinemasal anlamda ortaklıklarda bulundular.Genom åren har kören utvecklats, både musikaliskt och organisatoriskt.
Bu anlamda tam bir kozmopolitandır.Samtidigt en kosmopolitisk utblick.
Nesnelerle, genel anlamda dünyayla kurulan bağ, yaşama karşı takınılan tutum onu yeni yapar.Ja, om jag komme mitt i det förlovade land, till Värmland jag ändå återvänder.
Lawrence Brown bu anlamda bir diğer önemli isimdir.Engelska namnet Brown har samma betydelse.
Bu anlamda Türkiye'nin ilk içişleri bakanıdır.Han är Irlands förste professor inom sitt område.
Yani olumlu anlamda kullanılmıştır.Det skildras naturligtvis i positiva ordalag.
Bu anlamda mikro evrim, bir popülasyonun gen sıklığında küçük ölçekte oluşan değişimlerin evrimidir.Mikroevolution är uppkomsten av småskaliga förändringar i en populations genfrekvens under några generationer.
Hell or High Water, eleştirel anlamda oldukça iyi bir sonuç çıkardı.Hell or High Water möttes av positiva recensioner av kritiker.
Celâlî “saki” ile anlamdaş oldu.För andra betydelser, se Sachi.
Adı tamamen coğrafî anlamda verilmiştir.Det ingår i geografiska namn.
Biyolojik anlamda, iki cinsiyet vardır: Kadın ve erkek.I detta sammanhang finns bara två kön, man eller kvinna.
Böylece, gerçek anlamda ilk naklen yayın gerçekleştirilir.Först då kan det äkta samtalet äga rum.
Mecazi anlamda sembole, aynı anlamın iki ayrı temsilini birbiriyle irtibatlandıran bütün de denebilir.I satslogik betyder det att två termer är samextensionella om de refererar till samma objekt.
Bu, en basit anlamda buyruk kümesi mimarisine karar vermektir.Från minsta knapp till den hierarkiska ordningen.
Genel anlamda yenilik kabul edilir.Diskriminering är i regel tillåten.
Bir anlamda Cerh şahitliğin reddedilmesi anlamına gelmektedir.Strikt uttryckt innebär detta en verifikation av negationen till utsagan .
Ailenin tüm bireyleri ona bir anlamda aşık olurlar.Nästan alla killar i kvarteret är kära i henne.
İpin kopsun bu anlamda bir bedduadır.Ryggskott är ett slags sådan smärta.
Bunlardan birincisi, insanlığın bilimsel anlamda Yeryuvarı'nı araştırma "merak"ıdır.Det är första gången som någon på ett "vetenskapligt" sätt tar upp frågan om färgernas natur.
Dar anlamda ahlâk, neyin doğru veya neyin yanlış olduğu veya öyle sayılması gerektiği ile ilgilenir.Det är samvetet, känslan för vad som är rätt och fel.
Ciddi anlamda, insanları rahatsız eder.För andra betydelser, se Caño Gente.
İkinci Dünya Savaşı'ndan önce kelime anlamı çoğunlukla Tekrar Edilebilirlik ile aynı anlamda kullanılmaktaydı.Tidigare, före andra världskriget, var den beskrivande notationen vanligast.
Buna rağmen bugün popüler kültürde nötr bir anlamda kullanılabilir.Lilit används på många olika sätt i populärkulturen idag.
İki anlamda kullanılır.Використовується у двох формах.
Birleşik Krallık'ta bu sözcük hala bu anlamda kullanılmaktadır.У Сполученому Королівстві люди досі вживають його у цьому сенсі.
Bazen elektronik puro da aynı anlamda kullanılır.Іноді використовуються електронні таблиці.
Her anlamda bütün akrabalarım da tanıdıklarım da.Однак в усіх розкладах позначений.
Bir patlama meydana gelir; çünkü boş bir kabın bu anlamda tehlikeli olabileceğini bu işçi düşünememiştir.Відбувся вибух, тому що робітники не бачали можливісті того, що порожній контейнер може бути небезпечним.
Bu anlamda özdek, Nesnel gerçek (Objektif realite) olarak tanımlanır.Як і відчуття, воно є суб'єктивним образом об'єктивної дійсності.
Bu anlamda Tanrı bir töz'dür, yani kendinde bir nedenle ve zorunlu olarak Tanrı (causa sui) vardır.Крім того, правда є божественною справою: для цього вона створена і, головне, в Бозі.
Bir anlamda çeviri, sorun çözme sürecidir dahi denilebilir.Можливо він каже таке, що і перекладати страшно... .
Modern anlamda 1969 yılında yapılan yarışmanın ilk galibi ise Fransız bisikletçi Jacques Anquetil'dir.Першим переможцем відновленого туру в 1969 році став француз Жак Анкетіль.
Ancak yine de, "analitik" terimi daha geniş anlamda kullanılmaktadır.Однак поступово термін «статистика» став використовуватися більш широко.
Lawrence Brown bu anlamda bir diğer önemli isimdir.Бронзове лиття — це сукупна назва всього цього процесу.
Bu anlamda erdem ruhun özgürlüğüdür ya da ruhsal özgürlüktür.Душі належить свобода волі та свобода вибору.
Bildiğimiz evrensel anlamda kabul edilen kronoloji yanlıştır.Нині теорія ортогенезу в цілому визнана незадовільною.
Bu yüzden sanayi entelektüel anlamda başarıya ihtiyaç duyar.Коротко кажучи, успіх вимагає емоційної зрілості.