Bir taş alet en genel anlamda taştan kısmen veya tamamen elde edilmiş herhangi bir alettir.الأدوات الحجرية هي الأدوات المصنوعة جزئيًا أو كليًا من الحجر.
1949 - Küba, İsrail'i diplomatik anlamda tanıdı.1949 - كوبا تعترف بإسرائيل.
Felsefi anlamda soyutlama, fikirlerin nesnelerden uzaklaştırılması sürecine denir.في المصطلحات الفلسفية، يعد التجريد هو عملية التفكير التي من خلالها تبتعد الأفكار عن الأشياء.
Sıkı bir anlamda edebiyat doğasının ve edebiyat analiz yöntemlerinin sistematik çalışmasıdır.نظرية أدبية وتعني، بالمعنى الدقيق للكلمة، الدراسة المنهجية لطبيعة الأدب وطرق تحليل الأدب.
Biyolojik anlamda, iki cinsiyet vardır: Kadın ve erkek.وعموما فأن تلك الكائنات الحية لديها جنسين : ذكور وإناث.
Sonunda 29 Nisan 1900 tarihinde Sivas'ta bir anlamda sürgün olarak bir göreve atandı.وفى النهاية انتقل لوظيفة في سيواس أشبه بالمنفى في 29 أبريل 1900.
İslamda insan mutlak anlamda hür değildir.ومع ذلك، فإن الحرية الدينية في إيران أبعد ما تكون عن أن تكون مطلقة.
Kok; gerçek anlamda bir kömür değildir.فهي ليست قملة بالمعنى الحقيقي.
Bu anlamda bu dönem için uygun bir kaynak değildir.ورأى ان هذا الوقت ليس مناسبا للفرار..
Klasik anlamdaki Batı'nın bu tanışma süreci yüzyıllarla ifade edilmektedir.هذه هي تفاصيل صفقة القرن التي كثر الحديث عنها مؤخرًا ..
Pek çok aktörün aksine, Brennan'ın kariyeri gerçek anlamda asla inişe geçmedi.على خلاف العديد من الممثلين، لم تتراجع مهنة برينان.
Plaj, Türkçeye aynı anlamdaki Fransızca "plage" sözcüğünden geçmiştir.المصطلح مأخوذ من الكلمة الفرنسية Plage "الشاطئ" .
Modernite veya anarşi sosyal teorileri bu anlamda iki örnek olabilir.تمثل النظريات الحداثية modernity والنظريات اللا سلطوية anarchy مثالين عن هذه النظريات.
Albüm ticarî anlamda da başarılı oldu.نجح الألبوم تجارياً أيضا.
Hukukî anlamda Islahat Fermanı, misak değil bir fermandır ve anayasal belge özelliği taşımaktadır.السرقة الأدبية ليست جريمة بحد ذاتها، ولكنها تعدّ انتهاكا لحقوق النشر والتأليف.
Taktik anlamda zafer kazanan Fransız ordusu, binlerce asker ve 49 yüksek rütbeli subay kaybetti.وعلى الرغم من تحقيق فرنسا النصر بالمعركة إلا أن ثمنه كان غاليا بوفاة الألاف من الجنود و 49 ضابطا.
Bu anlamda kurucu etkisi, genetik sürüklenmenin özel bir formudur.تأثير المؤسس هو حالة خاصة من الانحراف الوراثي.
1857 Paniği ilk gerçek anlamda küresel ekonomik krizdi.كسر "الذعر من 1857" القالب من قبل كل تفكير على الاقتصاد العالمي.
Türk edebiyatında gerçek anlamda ilk mizah ürünleri masallar, fıkralar ve seyirlik oyunlardır.المعنى الحقيقي للإنتاج الأول للفكاهة في الأدب التركي هي مسرحيات مشاهدة وأفكار وأساطير.
Bazı ülkelerde millî üniversite kavramı da aynı anlamda kullanılır.وعموما، فإن أغلب الأفكار في هذا المضمار تصب في نفس السياق تقريبا.
Bazen elektronik puro da aynı anlamda kullanılır.يُستخدم الحديد النقي أحيانًا في العملية الإلكتروليتية.
Picasso resimlerinde bu iki figürü, birçok farklı anlamda kullanmıştır.ومع ذلك، استخدم الفلاسفة هذين المصطلحين بطرق مختلفة جدًا.
Ekonomik anlamda kapital ekonomiyi benimser.في الاقتصاد تعني استثمار.
Bu anlamda, Katoliklik devletin resmi dini olarak kabul edilmektedir de denebilir.وفي ذلك حسب رأي الكنيسة الكاثوليكية إقرارًا بالتراتبية.
Genel anlamda, nötron saçılma deneyleri atomların nerede oldukları ve ne yaptıklarını anlamamıza yardım eder.وهناك مجال بحثي رئيسي في العلوم العصبية يسعى لفهم كيفية توليد التذبذبات العصبية وما هي وظيفتها.
Bu anlamda ben, Mükemmel'i genel olarak beğendim.أحب الأصدقاء ولا سيما الصديقُ العاقلُ.
Yoldan çıkmak sözü burada iki anlamda kullanılabilir.يمكن للمتكلم عرض هذا الرفض بطريقتين.
Köy çevre köyler arasında ekonomik anlamda küçük Almanya olarak adlandırılmaktadır.فالأسياح يعتبر من أشهر المناطق الزراعية في القصيم...
Uluslararası anlamda B'Day, oldukça olumlu reaksiyon aldı.Internacionalmente, B'Day foi recebido com sucesso semelhante.
Onun gözünden Helsinki, hem eleştirel anlamda hem özellikle romantik değildir.Sua visão de Helsínquia é, nota-se, crítica em singularmente não romântica.
Bu anlamda, Fisher, Haldane ve Wright'ın çalışmaları popülasyon genetiğinin disiplinini oluşturmuştur.O trabalho de Fisher, Haldane e Wright fundou a disciplina da genética de populações.
Bir taş alet en genel anlamda taştan kısmen veya tamamen elde edilmiş herhangi bir alettir.Uma ferramenta de pedra é, no sentido mais geral, qualquer ferramenta feita, parcial ou totalmente, de pedra.
Batman eleştirel ve finansal anlamda başarı sağlayıp, 400 milyon doların üstünde hasılat yaptı.Batman foi um sucesso e crítico e financeiro, ganhando mais de US$ 400 milhões no total de bilheterias.
Bu devletler birbirleriyle hem askeri hem de ekonomik anlamda rekabet halinde olmuşlardır.Os três reinos competiam entre si, econômica e militarmente.
Şarkılar genelde geleneksel anlamdaki tempo veya ritimden yoksundur ve tipik olarak çok uzundur.As canções frequentemente não tem batida ou ritmo no sendo tradicional e são tipicamente bem longas.
Sessiz filmi Metropolis (1927) modern anlamda bilim kurgu filmlerinin babası olarak kabul edilir.Seu filme mudo Metrópolis (1927) é referido como o nascimento dos filmes modernos de ficção científica.
Kurbanların sayısı, “Holokost” un hangi anlamda kullanıldığına göre değişir.O número de vítimas depende da forma como o termo "Holocausto" é utilizado.
Holmes'un şöhreti, bir anlamda Watson'ın kaleme aldığı günlükler ile ortaya çıkmıştır.E Holmes ganhou essa fama pelas publicações do doutor Watson.
Temelinde idealist bir söylemdir, ancak günümüzde küçümseyici bir anlamda kullanılmaktadır.Originalmente idealista, atualmente é utilizado, principalmente, de uma forma depreciativa.
Daha sınırlı anlamda ise bilimsel yöntem kullanan bir bireydir.Em um sentido mais restrito, cientista refere-se a indivíduos que usam o método científico.
Ciddi anlamda, insanları rahatsız eder.Acho que isso incomodava as pessoas.
Bu, onların üsten gerçek anlamda bağımsız olamalarını sağlar.Ou seja, não são trabalhadores independentes no verdadeiro sentido do termo.
Daha sınırlı anlamda ise spora çok fazla katkı sağlamış bireydir.Mais ousada, contribuiu para o desporto com alguns movimentos.
Oysa Kameda bu kadınları onların düşündüğü anlamda değil başka bir boyutta sevmektedir.Agostinho amava aquela mulher mais do que podemos imaginar.
Sultan (Arapça: سلطان), tarihte pek çok farklı anlamda kullanılmış olan İslamî bir sıfattır.Sultão (em árabe: سلطان; transl.: Sulṭān) é um título islâmico com diversos significados históricos.
Bu anlamda, tüccarların oluşturduğu loncalar büyük bir önem kazanmıştır.Efetivamente, os lucros de alguns comerciantes foram notáveis.
Cemal Reşit şöyle cevap verir: "Minör küçük anlamına gelir ama müzikte bu anlamda kullanılmaz.«Chico César fala de corrupção na música, mas diz: "política não é esgoto"».
Bu anlamda onun ile bu kehanet ilişkilendirildi.Nesta ocasião Ali entregou este sermão.
Bu anlamda poliamori sözcüğünü “çoklu aşk” olarak çevirmek mümkündür.Assim, poder-se-ia entender literalmente misericórdia, como "coração compadecido".
Coluccio'nun kültürel anlamda başarıları belki de politik başarılarından daha büyüktür.As conquistas culturais de Coluccio talvez sejam ainda maiores que as suas realizações políticas.
Bölgesel anlamda bugünkü Benin'de yer almaktaydı.Território localizado nos dias atuais em Benin.
Her anlamda yardımcı olmaya çalışır.Eu tento comprar de qualquer maneira.
O yüzden gerçek anlamda tarafsız kalmak mümkün değildir.Na prática, a neutralidade era impossível.
Aynı anlamdaki sözcüklerin tekrarlanmasıyla meydana gelen rediflerdir.Outros são meras repetições de uma mesma palavra.
Bazen elektronik puro da aynı anlamda kullanılır.Algumas vezes vocais também são utilizados.
Bu anlamda kullanıldığında parlamenter sistemde kurulan bir hükûmet anlamına gelir.Em que neste sistema, constituem um poder detido pelas partes.
Cümle öğrelerinin sıralaması değiştirilebilir, anlamda vurgu dışında değişiklik olmaz.Pode ser retirada da frase sem nenhuma alteração de significado.
Bu anlamda ben, Mükemmel'i genel olarak beğendim.Na soma total, eu tenho que dizer que gostei mais.
Daha özel anlamda, sonsuz bir dizide tura bulunmaması olasılığı sıfırdır.É permitido, e não raro acontece, contabilizar pontuações finais negativas numa rodada.
Ayrıca zaten bu kişilerin yaşadıkları dönemde günümüzdeki anlamda bir kitap yazılması da sözkonusu değildir.Também não significa necessariamente o ano em que o livro foi escrito.