Biz akşamı gülüp fıkra anlatarak geçirdik.We spent the evening laughing and telling jokes.
Bu işaret "yürüme" anlamına gelir.This signal means "don't walk."
Tom bir bilgisayarı nasıl kullanacağını anlamaz.Tom doesn't understand how to use a computer.
Amerika Birleşik Devletlerinde bir el sallama "güle güle" anlamına gelir.In the United States, a wave means "good bye."
Nerede İngilizce anlayan bir eczane var?Where is there a drugstore where they understand English?
Onun sorularını anlamak imkânsızdı.It was impossible to understand his questions.
Eğer imzalamaya zorlandıysanız, anlaşma geçersizdir.The contract is invalid if you were forced to sign it.
Lütfen bana senin düşünceni anlat.Please tell me your opinion.
Onu kimseye asla anlatmayayım.I shall never tell it to anybody.
Her zaman olduğu gibi, kötü anladın!As always, you have understood poorly!
Ahlak anlayışının seni doğru olanı yapmaktan alıkoymasına asla izin verme.Never let your sense of morals prevent you from doing what is right.
Hayır, Bayan Kunze'yi anlamıyorum.No, I don't understand Ms. Kunze.
Ben bazen onu anlamıyorum.I don't understand him sometimes.
Sanırım anladım.I think I understood.
Neler olduğunu aniden anladık.We suddenly realized what was happening.
Kolayca anlaşılması için bir cümle gereksiz yere karmaşık olmamalı.In order to be easily understood, a sentence should not be unnecessarily complicated.
O gülmeyen bir yüzle fıkra anlattı.She told the joke with a straight face.
Fıkrayı ifadesiz bir yüzle anlattı.She told the joke with a straight face.
O, kimseye anlatmamamı söyledi, bu nedenle anlatmadım.She told me not to tell anyone, so I didn't.
"Tatoeba" Japoncada "örneğin" anlamına gelir."Tatoeba" in Japanese means "for example".
Sen olmadan yaşamım tamamen anlamsız olurdu.My life would have been completely empty without you.
Bu cümlenin çeşitli anlamları varThis sentence has various meanings.
Gerçekten bu anlaşmayı yazılı olarak kayıt altına almanız gerekir.You really should get this agreement down in writing.
Belgesel Morgan Freeman tarafından anlatıldı.The documentary was narrated by Morgan Freeman.
Milyonlarca insan tek bakışta Interlingua'yı anlar.Millions of people understand Interlingua within a single glance.
Genç arkadaşıma güzel bir hikaye anlat.Tell a beautiful story to my young friend.
Onun ne demek istediğini anladın mı?Did you understand what he meant?
TATOEBA ne anlama geliyor?What does "Tatoeba" mean?
"Tatoeba" ne anlama geliyor?What does "Tatoeba" mean?
Keşke o hikayeyi anneme anlatmasaydın.I wish you hadn't told that story to my mother.
Anladığını umuyorum.I hope you understand.
Çok hızlı konuşursan anlayamam.If you speak too fast, I will not be able to understand.
Sen hızlı konuştuğunda anlayabilirim.When you speak fast, I can understand.
İkisinin arasında oldukça güçlü bir anlaşmazlık olduğu açıktır.It's clear that there's a rather strong disagreement between the two.
Bu kelimeyi anlayamadım.I can't understand that word.
Onun dediğini anladın mı?Did you understand what he said?
Onun söylediklerini anladın mı?Did you understand what he said?
Sanırım onu anladım.I think I've got it.
Ben, senin anlamayabileceğin bir dünyada doğdum.I was born in a world you may not understand.
Biri onunla konuşmalı ve ona durumu anlatmalı.Someone should talk to him and tell him what's what.
Şakayı anlamıyorum.I don't get the joke.
Anlayışın için teşekkür ederim.Thank you for your understanding.
Klingonca konuşursan, ben anlamam.If you speak Klingon, I won't understand.
Onlar anlaşmanın aptalca olduğunu söyledi.They said the deal was foolish.
Seçeneklerinin olmadığını anladılar.They saw they had no choice.
Bunun felaket anlamına geleceğini biliyorlardı.They knew this would mean disaster.
Onun bazı kısımları üzerinde anlaşamadı.They could not agree on some parts of it.
Öncelikle anlaşmayı imzalamak istiyorlardı.They wanted to sign the agreement first.
Anlaşmazlığın ekonomiye zarar vereceğinden korkuyorlardı.They feared that the dispute would hurt the economy.
Savaş olabileceğini anladılar.They understood that war might come.
O, kazanamayacağını anladı.He understood he could not win.
Onları anlaşmaya teşvik etti.He urged them to come to an agreement.
Bu, Florida'nın oyları tekrar sayması gerektiği anlamına geliyordu.This meant Florida had to count the votes again.
Birçok Amerikalı anlaşmaya karşı çıktı.Many Americans opposed the treaty.
Daha fazla traktörler daha az at ve katır anlamına geliyordu.More tractors meant fewer horses and mules.
Lincoln öyle yapmak için anlaştı.Lincoln agreed to do so.
Anlaşma Texas'ı bağımsız hale getirdi.The treaty made Texas independent.
Çoğu insan onun iyi bir anlaşma olduğunu düşündü.Most people thought it was a good treaty.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Fransa ile bir anlaşması vardı.The United States had a treaty with France.
Grant Senato'dan anlaşmanın onaylanması istedi.Grant asked the Senate to approve the treaty.