Andrew yaptığı ilk şey, kardeşi Simon bulmak ve onu anlatmaktı.The first thing Andrew did was to find his brother Simon and tell him.
Onun espri anlayışı yoktur.He has no sense of humor.
O, herkesin anlaması için yeterince yavaş konuştu.He spoke slowly enough for everyone to understand.
Mary'nin hikayeyi ona anlatmasını diledi.He wished Mary had told him the story.
Onu anlamak için yeterince yaşlıdır.He is old enough to understand it.
Onun bir mizah anlayışı vardır.He has a sense of humor.
Onun anlaması kolay bir yüzü var.He has a face which is easy to understand.
O, sadece İngilizce ve Almanca konuşur, onlardan hiçbirini anlamam.He speaks only English and German, neither of which I understand.
O, bir hata yaptığını anladı.He discovered that he had made a mistake.
Bu, tehlikeyi göze almak anlamına gelse bile, o oraya gitmeye karar verdi.Even though it meant risking danger, he decided to go there.
Sıradışı deneyimlerini anlattı.He recounted his unusual experiences.
O, soygunu ayrıntılı olarak anlattı.He described the robbery in detail.
Tekrar tekrar aynı hikayeyi anlatmaya devam etti.He kept on telling the same story over and over.
O sizi yanlış anlamış olabilir.He may have misunderstood you.
Onun masum olduğu anlaşıldı.He turned out to be innocent.
Onun akıllı olması onun dürüst olduğu anlamına gelmez.Just because he's wise doesn't mean that he's honest.
O, çocuklara Afrika'daki maceralarını anlattı.He told the children about his adventures in Africa.
Çocuk olmasına rağmen, onun hikayesini anlayabilir.Even though he's a child, he can understand her story.
Öldüğü güne kadar espri anlayışını sürdürdü.He kept his sense of humor until the day he died.
O bize ilginç bir hikaye anlattı.He told us an interesting story.
Annem bize ilginç bir hikaye anlattı.My mother told us an interesting story.
O bana ilginç bir hikaye anlattı.He told me an interesting story.
Bana Hindistan hakkında hikayeler anlatırdı.He used to tell me stories about India.
O bana üzücü bir hikaye anlattı.He told me a sad story.
O, bana tüm detayları anlattı.He told me all the details.
O bana uzun bir hikaye anlattı.He told me a long story.
O, beni yanlış anladı.He got me wrong.
Gerçeği bilmesine rağmen, o bize hiçbir şey anlatmadı.Though he knew the truth, he told us nothing.
Yaşından dolayı anlayış göstermeliydi.He ought to have made allowances for his age.
Ben onun nazik bir adam olduğunu anladım.I found that he was a kind man.
O halden anlayan bir adamdır.He is a man of the world.
Onun doğru ve yanlış anlayışı yoktur.He has no sense of right and wrong.
O gerçeği anlattı, aksi halde o cezalandırıldı.He told the truth, otherwise he would have been punished.
Bana bir zamanlar nasıl bir zengin adam olduğunu anlattı.He told me how he had once been a rich man.
Kaba dili nedeniyle yanlış anlaşıldı.He's misunderstood because of his vulgar language.
O oğluna ilginç bir hikaye anlattı.He told his son an interesting story.
Aynı fıkraları tekrar tekrar anlatmaya devam ediyor.He keeps telling the same jokes over and over again.
Suçunun büyüklüğünü anladı.He realized the magnitude of his crime.
O onun ne söylediğini anlayabiliyor gibi görünmüyor.He does not seem to be able to catch on to what she is saying.
O onunla anlaşmaya geldi.He came to terms with her.
Onu kenara aldı ve ona haberi anlattı.He took her aside and told her the news.
O, öykülerini çok sıra dışı bir şekilde anlattı.He told his stories in a very unusual way.
O, fizikten anlar.He understands physics.
Konuyu anlamamış gibi görünüyor.He seems to have missed the point.
Beni anlayabilsinler diye yavaş konuştum.I spoke slowly so that they might understand me.
Onların üç çeyreği anlaştı.Three quarters of them agreed.
Onlardan hiçbiri onun ne kastettiğini anlayamadı.None of them could understand what she was implying.
Onların konuşması Çince olduğu için, tek kelime anlamadım.Their conversation being in Chinese, I did not understand one word.
Meselenin ciddiyetini anlayamıyorlardı.They couldn't comprehend the seriousness of the matter.
Onlar kazanın nedenlerini araştırmak için anlaştılarThey agreed to look into the causes of the accident.
O, cümlelerin kelimesi kelimesine anlamını açıkladı.He explained the literal meaning of the sentences.
Onlar bu konuda anlaşacaklar.They will agree on that.
Gelip John'a anlattılar.They came to John and told him.
Onlar meramını İngilizce anlatabildi.They could make themselves understood in English.
Onlar ateşkes şartları üzerinde anlaşmaya vardılar.They agreed on cease-fire terms.
Ortak bir bildiri üzerinde anlaştılar.They agreed on a joint statement.
Onlar onların aptalca yanlış anlamalarına güldüler.They laughed over their silly misunderstanding.
Onlar sendika liderleriyle anlaştılar.They came to terms with the union leaders.
Onlar tembel. Böyle insanları anlayamıyorum.They are lazy. I can't understand such people.
Onlar fiyat üzerinde anlaştılar.They agreed on a price.