anlaşmaya ile cümle

anlaşmaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
10
ORT. KELİME
Bu anlaşmaya göre, Béla, Konstantinopolis'e imparatorluk sarayında eğitim görmek üzere gönderilmiştir.而贝拉王子随即被送到了君士坦丁堡皇帝的宫廷中接受教育。
Bunlar para yüklü bir aracın soyulması için anlaşmaya çalışır.谋划抢劫武装押运的运钞车。
Anlaşmaya göre İngiltere 200 mil bölgesini kabul etti.根据协议,英国接受了200英里(370公里)的区域。
Ancak, anlaşmaya asla uyulmadı.可是,条约从没被签署。
Uzun süren görüşmelerden sonra anlaşmaya vardık.經過漫长的调查後。
Nitekim John bu anlaşmaya uymak niyetinde değildi.可是,約翰對做生意實在沒有什麼興趣。
Rousey, 2012 yılında UFC ile anlaşmaya vardı.霍洛威于2012年加入UFC。
23 Aralık'ta iki tarafta anlaşmaya vardı.同月二十三日,二度遭交部議處。
Anlaşmaya göre 15 Şubat 1989 tarihine kadar, Sovyet askeri birlikleri Afganistan'dan çekilmeyi tamamlayacaktı.所有的蘇聯士兵在1989年2月15日從阿富汗完成全部撤軍。
Radcliffe sonunda son filmler için 2 Mart 2007'de anlaşmaya vardı, fakat Watson çok daha duraksamalıydı.래드클리프는 결국 2007년 3월 2일 마지막 편에 대한 사인을 했는데, 왓슨은 상당히 주저했다.
Davayla sonunda mahkeme dışında anlaşmaya varıldı.이 사건은 법정 밖에서 해결 되며 마무리 되었다.
İngiltere, İrlanda ve Danimarka anlaşmaya bağlı değildir.영국과 덴마크는 이에 동참하지 않고 있다.
5) Amerika Güvenlik Konseyi, bu anlaşmaya aykırı olarak sunulan her karar tasarısına aleyhte oy verecekti."미국 제5차 헌법개정조항은 ‘누구도 형사소송에서 자신에게 불리한 증인이 될 것을 강요당하지 아니한다’고 규정하고 있다.
Anlaşmaya göre KKTC ile Libya arasında charter uçak seferleri düzenlenecek.프랑스 항공모함은 탈레스와 DCN의 합작으로 건조될 것이다.
Bu anlaşmaya göre Çin, Birleşik Krallık'a yüklü bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır.이에 따라 중국은 한국에 엄청난 경제보복을 단행했다.
""Yeşilırmak Kapısı'nda anlaşmaya varıldı"".תבטיחי לי שזה יהיה על השער".
1979 yılında “Ideal Toys” ile uluslararası pazara çıkarılması konusunda anlaşmaya varıldı.בספטמבר 1979, נחתם הסכם הפצה בינלאומי של הקובייה עם חברת Ideal Toys.
Ancak, anlaşmaya asla uyulmadı.ההסכם מעולם לא נכנס לתוקף.
2015 yılının Eylül ayında Kolombiya hükümeti ile FARC örgütü Küba'nın arabuluculuğuyla anlaşmaya varmışlardır.בנובמבר 2012 החל בהוואנה בירת קובה משא ומתן בין FARC וממשלת קולומביה להשגת הסכם שלום.
Daha sonra orada Bischoff'la tanıştı ve anlaşmaya vardı.אני הכרתי את גראס ויש לי ויכוח איתו.
Nitekim John bu anlaşmaya uymak niyetinde değildi.והוא (ג'ונסון) היה נחוש בדעתו למנוע זאת.
Uzun süren görüşmelerden sonra anlaşmaya vardık.לאחר תקופת החלמה ארוכה עבר לעסקים.
Ekim 1972’de taraflar anlaşmaya varmaya yaklaşmışlardı.באותו האביב הצדדים הגיעו להסכם.
Oyuncu Niko'nun Dimitri'den intikam almasıyla ya da onunla anlaşmaya varmasıyla bitmektedir.Играчът има възможност да отмъсти на Димитри или да сключи сделка с него.
Bunun üzerine anlaşmaya karar verildi.С това договорът бил сключен.
Anlaşmaya göre 2014'ten 2020'ye kadar Rusya GP’ye Karadeniz sahilindeki Soçi ev sahipliği yapacak.Japan hoće do 2020. razviti 1 GW projekt pokraj sjevernog dijela svoje obale.
Ekim 2011'de ise Interscope Records ve Polydor Records ile ortak bir anlaşmaya imza attı.Nekoliko mjeseci kasnije je potpisala ugovor s diskografskim kućama Interscope Records i Polydor Records.
Uzun süren görüşmelerden sonra anlaşmaya vardık.Nasledovali dlhé vyjednávania.
Edimsöz Eylem: Kabul edilmesi gereken, anlaşmaya dayalı bir eylemin yerine getirilmesi.Pravdivosť – udalosť musí byť overená.
Nihayet 1830'da anlaşmaya varılabildi.Projekt bol vypracovaný v roku 1830.
Ekim 2016'da yatırımcı firma kendisiyle anlaşmaya vardı.V júni 2016 Protimonopolný úrad transakciu odsúhlasil.
Çünkü bu, her yıl bir pazarlık ya da anlaşmaya konu olmaktaydı.Niekedy je to raz ročne alebo pri inej príležitosti.
Zamanla insanlarla anlaşmaya başlamış ve onlara arabaları anlatmıştır.Poslovia ho odhalili a presvedčili, aby išiel s nimi.
Çekoslovakya hükumeti anlaşmaya uymayı kabul etti.Češkoslovaška vlada je prisiljena pristati na sporazum.
Radcliffe sonunda son filmler için 2 Mart 2007'de anlaşmaya vardı, fakat Watson çok daha duraksamalıydı.Daniel Radcliffe je nazadnje podpisal pogodbo 2. marca 2007, Emma Watson pa se je precej bolj obotavljala.
Anlaşmaya Justified World Tour: Lovin' It Live adlı turne de dahil edildi.Tudi turneja, naslovljena kot Justified and Lovin' It Live je vključevala pogodbo.
2006’da, NBC kanalı ile 30 Rock isimli dizi için anlaşmaya vardı.Oktobra leta 2006 je epizoda izšla na NBC-ju pod naslovom 30 Rock.
Vatikan ile din konusunda anlaşmaya vardı.Bil je pogajalec z Vatikanom.
Nihayet 1830'da anlaşmaya varılabildi.Delo je izšlo leta 1830.
Ancak, anlaşmaya asla uyulmadı.A vseeno zanimanje za sanje ni nikoli prenehalo.
Fakat Âdil bu anlaşmaya pek önem vermemekteydi.Bet Tito į tai paprasčiausiai nekreipė dėmesio.
Uzun süren görüşmelerden sonra anlaşmaya vardık.Krizę pavyko sureguliuoti po ilgų derybų.
Bu anlaşmaya göre Klaipėda bölgesi 1923 yılına kadar Alman devletlerine aitti.Pagal šią sutartį Klaipėdos kraštas iki 1923 m. priklausė vokiečių valstybėms.
Radcliffe sonunda son filmler için 2 Mart 2007'de anlaşmaya vardı, fakat Watson çok daha duraksamalıydı.Radcliffe sõlmis lepingu viimaste filmide jaoks 2007. aasta märtsi alguses, kuid Watson endiselt kõhkles.
Anlaşmaya göre Cullen'lar bir insanı ısırmadığı sürece kurt adamlar da onlara saldırmayacaktır.Kokkulepe ei kehti enam vaid siis, kui Cullenid mõnda inimest hammustavad.
Ayrıca bu anlaşmaya göre Üçlü Cumhurbaşkanlığı Konseyi'yle de ülkedeki üç etnik grup temsil edilecektir.Nõukogu valimise süsteem tagab, et presidendinõukogus on esindatud kõik kolm Iraagi põhilist etnilist rühma.
Moskova’da yeni bir uluslararası örgütün kurulması konusunda anlaşmaya varıldı.Lepiti kokku rajada rahvusvaheline organisatsioon.
2016 yılında Fenerbahçe ile 3 yıllık anlaşmaya imza attı.2016. aasta lõpus sõlmis ta Flamengoga lepingu kolmeks aastaks.
Kardinaller iki ay bu liste üzerinde tartışıp anlaşmaya varamadılar.Ajaloolased on aastaid tulemusteta nende kahe koha üle vaielnud.
Çalışma Bakanlığı ve müze arasındaki anlaşmaya göre, bakanlık müzeye üç yılda bir kredi sağlar.Muuseumi juhtkonna hinnangul aitas vargaid 30 aasta jooksul mõni muuseumi töötaja.
Nitekim John bu anlaşmaya uymak niyetinde değildi.Helen ei olnud mingil juhul nõus tagasi minema.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.A fost aici la TED, acum doi ani unde Richard cu mine am ajuns la o înțelegere privind viitorul TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.E' stato sempre al TED, due anni fa, che Richard ed io raggiungemmo un accordo sul futuro del TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.Foi no mesmo TED, há dois anos, que o Richard e eu acordámos num futuro para o TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.Fue en el mismo TED hace dos años, que Richard y yo llegamos a un acuerdo sobre el futuro de TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.Nó giống như ở TED của 2 năm trước đây khi Richard và tôi đạt được thỏa thuận về tương lai của TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.Seperti TED dua tahun yang lalu ketika saya dan Richard sepakat ttg masa depan TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.Właśnie podczas konferencji TED, dwa lata temu, uzgodniliśmy z Richardem co dalej z TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.Ήταν στο ίδιο TED δύο χρόνια πριν όταν ο Ριτσαρντ και εγώ συμφωνήσαμε για το μέλλον του TED.
2 sene evvel yine aynı TED sırasında, Richard ile ben TED'in geleceği konusunda bir anlaşmaya vardık.На същaта TED конференция преди две години двамата с Ричард се разбрахме за бъдещето на TED.
İlgili Sayfalar