ak ile cümle

ak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Tom'un köpeği onun yastığına salya akıttı.Tom's dog slobbered on his pillow.
Tom Mary'nin aklında ne olduğunu merak etti.Tom wondered what was on Mary's mind.
Tom Mary'nin ne kadar kısa sürede akşam yemeğini hazırlayacağını merak etti.Tom wondered how soon Mary would have dinner ready.
Akşam yemeğini pişiren kişi Tom'du.Tom was the one who cooked dinner.
Tom dün akşam haberdeydi.Tom was on the news last night.
Tom, akşam yemeğinden önce bir şekerleme yapmak istedi.Tom wanted to take a nap before dinner.
Tom Mary'nin akşam yemeği pişirmesini istedi.Tom wanted Mary to cook dinner.
Tom Mary'ye erken bir akşam yemeği için uğramasını istedi.Tom wanted Mary to come over for an early dinner.
Tom aklından geçeni herkese söyledi.Tom told everybody what was on his mind.
Tom aklını verirse herhangi bir şey yapabileceğini düşünüyor.Tom thinks he can do anything if he puts his mind to it.
Tom bütün akşamı ünlü kişlerin fotoğrafları için Web'i araştırmakla geçirdi.Tom spent the whole evening searching the Web for photos of famous people.
Tom yiyemeyecek kadar çok yorgun olduğunu söyleyerek akşam yemeğini geçiştirdi.Tom skipped dinner saying he was too tired to eat.
Tom yatak odasındaki akvaryumda yüzen tropik balıklara bakarak oturdu.Tom sat staring at the tropical fish swimming around in the aquarium in his bedroom.
Tom akşam yemeğinden sonra çoğunlukla biraz şarap içer.Tom often drinks a little wine after dinner.
Tom'un diğer çocuklara taş atmayacak kadar aklı var.Tom knows better than to throw rocks at the other children.
Tom'un kibritlerle oynamayacak kadar aklı var.Tom knows better than to play with matches.
Tom'un sohbet odalarında gerçek ismini vermeyecek kadar aklı var.Tom knows better than to give his real name in chat rooms.
Tom'un onu yapmayacak kadar aklı var.Tom knows better than to do that.
Tom Mary'nin aklında bir şey olduğunu biliyordu.Tom knew that something was on Mary's mind.
Tom benim yakın bir akrabam.Tom is a close relative of mine.
Tom akşam yemeği için bazı artan yemekleri ısıttı.Tom heated up some leftovers for dinner.
Tom bütün akşam bir kelime söylemedi.Tom hasn't said a word all evening.
Tom'un aklında başka bir şey vardı.Tom had something else in mind.
Tom'un akşam yemeği için kuzu pirzola, patates ve mantar çorbası vardı.Tom had lamb chops, potatoes and mushroom soup for dinner.
Tom Mary'nin onunla birlikte akşam yemeği yemeği düşünebileceğini ummuştu.Tom had hoped that Mary might consider having dinner with him.
Tom Pazar hariç her gün akşam 10:00' dan sonra eve gelir.Tom gets home after 10:00 p.m. every day except Sunday.
Tom hemen hemen her akşam sarhoş oluyor.Tom gets drunk almost every evening.
Tom akarsuyu birkaç kilometre izledi.Tom followed the stream for a couple of kilometers.
Tom akşam yemeğinden sonra bir fincan kafeinsiz kahve içti.Tom drank a cup of decaf after dinner.
Tom Mary'nin çok akıcı şekilde Fransızca konuştuğunu bilmiyordu.Tom didn't know Mary spoke French so fluently.
Tom dün akşam yemeğinden sonra çok fazla kahve içtiği için uyuyamadı.Tom couldn't get to sleep because he had drunk too much coffee after supper.
Tom Mary'yi aklından çıkaramadı.Tom couldn't get Mary off his mind.
Tom Mary'yi aklından çıkaramıyordu.Tom couldn't get Mary off his mind.
Tom kesinlikle akıllı görünüyor.Tom certainly looks intelligent.
Tom kesinlikle akıllı.Tom certainly is smart.
Tom Fransızcayı akıcı şekilde konuşabilir.Tom can speak French fluently.
Tom şarkı akortlarını hatırlayabiliyor, fakat bütün sözleri hatırlayamıyor.Tom can remember the chords to the song, but can't remember all the lyrics.
Tom aklı başında davrandı ve polise teslim oldu.Tom came to his senses and decided to turn himself in to the police.
Tom Mary'yi akşam yemeğine çıkarmak istedi, fakat o hayır dedi.Tom asked Mary out to dinner, but she said no.
Eve döndüğümde Tom ve Mary zaten akşam yemeği yiyorlardı.Tom and Mary were already eating dinner when I got home.
Tom ve Mary akşam yemeği için buluştu.Tom and Mary met for dinner.
Tom neredeyse aklını kaybetti.Tom almost lost his mind.
Tom'un doğru kararı vereceğine dair aklımda hiç şüphe yoktu.There was no doubt in my mind that Tom would make the right decision.
Tom'un motorsikletimi çalan kişi olduğu hakkında aklımda hiç şüphe yoktu.There was no doubt in my mind that Tom was the one who stole my motorcycle.
Tom'un cevabı bildiği hakkında aklımda hiç şüphe yoktu.There was no doubt in my mind that Tom knew the answer.
Tom'un seçimi kazanacağı hakkında aklımda hiç şüphe yok.There is no doubt in my mind that Tom will win the election.
Tom'un intihar etmediğine dair aklımda hiç şüphe yok.There is no doubt in my mind that Tom didn't commit suicide.
Tom'un o kadar iyi Fransızca konuşabileceğini asla aklımdan geçirmezdim.I would never have guessed that Tom could speak French so well.
Akşam yemeğinin kaça mal olacağı kimsenin umurunda değil.Nobody cares how much the dinner is going to cost.
Akşamleyin bunu oku!Read this in the evening!
Tom'un gelmeyeceği hiç aklıma gelmedi.It never occurred to me that Tom wouldn't come.
Tom'un et yemeyebileceği hiç aklımdan geçmedi.It never occurred to me that Tom might not eat meat.
Tom'un Mary ile evlenmek isteyeceği hiç aklımdan geçmedi.It never occurred to me that Tom would want to meet Mary.
Tom'un Mary ile aynı şekilde hissedeceği aklımın ucundan geçmedi.It never occurred to me that Tom might feel that same way Mary did.
Tom'un gerçeği söylemeyebileceği hiç aklıma gelmedi.It never occurred to me that Tom might not be telling the truth.
Ölü adamın akciğerlerinde su bulundu.Water was found in the dead man's lungs.
Açım! Gidip bir akşam yemeği yiyelim lütfen !I'm hungry! Let's go and have dinner please!
Bir akrebe nasıl düz yürüyeceğini öğretemezsin.You can't teach a crab how to walk straight.
Onun kaçan bir mahkum olabileceği aklımın ucundan geçmedi.It never occurred to me that he might be an escaped prisoner.
Belki bir aylık zaman içerisinde akıcı şekilde konuşabileceğim.Maybe I'll be able to speak fluently in a month's time.

İlgili Sayfalar