Ana içeriğe geç
Sözlük

akı ile cümle

akı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
O, babasından daha az akıllı değil.He is no less wise than his father.
O akıllı, daha da fazlası dürüst ve dakik.He is smart, and what is more, honest and punctual.
Akıllı bir çocuğa benzemiyordu.He didn't look like a clever boy.
Ondan uzak durmanız sizin akıllılığınız.It was wise of you to keep away from him.
Onun bir Amerikan vatandaşı kadar akıcı bir biçimde İngilizce konuştuğunu duydum.I heard her speaking English as fluently as a citizen of the USA.
Onun gözlerinden sonsuz bir gözyaşı akışı düştü.An endless flow of tears fell from her eyes.
Onun akıllılığı sık sık beni şaşırtır.Her cleverness often amazes me.
Mary'den daha akıllı ama Mary kadar hoş değil.She's smarter than Mary, but she's not as pretty as Mary.
İngilizceyi çok akıcı konuşur.She speaks English very fluently.
O çok akıllıdır.She is very wise.
O çok akıllı bir yalancıdır.She is a very clever liar.
O çok güzeldir, daha neyse çok akıllıcadır.She is very beautiful, and what is more, very wise.
O, Fransızcada akıcıydı.She was fluent in French.
O, Fransızcayı akıcı şekilde konuşabilir.She can speak French fluently.
İngilizceye ek olarak, akıcı bir şekilde Fransızca biliyor.In addition to English, she speaks French fluently.
İngilizce ve Fransızcada akıcıdır.She is fluent in English and French.
O, akıcı bir İngilizce konuşucusudur.She is a fluent speaker of English.
O sadece dürüst değil fakat aynı zamanda da akıllı.She is not only honest, but also wise.
Doğa ona hem sağlıklı bir akıl hem de sağlıklı bir vücut bahşetti.Nature endowed her with both a sound mind and a sound body.
O sadece akıllı değil aynı zamanda güzel.She is not only intelligent but beautiful.
Bütün parasını elbiselere harcamayacak kadar akıllıdır.She knows better than to spend all her money on clothes.
Ona karşılık vermeyecek kadar akıllıdır.She knows better than to answer back to him.
Ona inanmayacak kadar akıllıydı.She knew better than to believe him.
Kocasıyla aynı akıbeti paylaştı.She shared her husband's fate.
Burnunuz akıyor.Your nose is running.
Burnum çok akıyordu.My nose was very runny.
Burnum akıyor.My nose is running.
Öyle bir şey yapmayacak kadar akıllıyım.I know better than to do a thing like that.
Keşke ben sizin kadar akıllı olsam.I wish I were as smart as you are.
Sanırım ben senin kadar akıllı değilim.I guess I'm not as smart as you.
Onun ani akıl değişikliğine çok şaşırdım.I was very much surprised by her sudden change of mind.
Zor bir gün için para biriktirmen akıllıca olurdu.It would be wise of you to save money for a rainy day.
Sessiz kalmanın daha akıllıca olduğuna karar verdi.He judged it wiser to remain silent.
Uyandığımız zaman, açık denizde akıntıya kapılıp sürükleniyorduk.When we awoke, we were adrift on the open sea.
Bütün paranı elbiselere harcamayacak kadar akıllı olmalısın.You should know better than to spend all your money on clothes.
Akıllı bir öğrenci böyle bir soruyu kolayca cevaplayabilir.A clever student can answer such a question easily.
Akıntının kuvveti köprüyü sürükledi.The force of the current carried the bridge away.
İngilizceyi akıcı şekilde konuşmak istiyorum.I would like to speak English fluently.
Gözyaşları onun yanaklarından aşağı akıyordu.Tears were running down her cheeks.
Maymunlar akıllıdır.Apes are intelligent.
Yaşlılar her zaman gençlerden daha akıllı değildir.The old are not always wiser than the young.
O sadece normal bir ortaokul öğrencisidir, özellikle akıllı değildir.He's just a normal junior high school student, not particularly intelligent.
Fransızca konuşabilir, üstelik akıcı biçimde.She can speak French and she speaks it fluently.
Erkek kardeşi ile karşılaştırıldığında, o çok akıllı değil.Compared to his brother, he's not so wise.
Onun tavsiyesine uymamanız akıllıca oldu.It was wise for you not to follow his advice.
Onun tavsiyesini dinlemeyecek kadar akıllıydın.You were wise not to follow his advice.
O çocuk akıllıdır.That boy is smart.
O akıllı.He's smart.
"Burnun akıyor". "Ü-Üzgünüm.""Your nose is dripping." "S-sorry."
Onun akıcı İngilizce konuştuğunu duydum.I heard him speak fluent English.
Akıllı programlama bir bilgisayar gerektirir.Clever programming requires a computer.
O akıcı bir biçimde Çince konuşur.He speaks Chinese fluently.
Carlos akıllı ve yaratıcıdır.Carlos is intelligent and creative.
Eğer o, İngilizcede akıcı ise, onu çalıştıracağım.If he's fluent in English, I'll hire him.
O çok akıllı.She is very clever.
Sadece onun iyi olması onun akıllı olduğu anlamına gelmez.Just because he's good, doesn't mean he's wise.
O ondan daha akıllıdır.He's smarter than her.
O, akıllı bir çocuktur.He is a smart boy.
O, Japoncada akıcıdır.He's fluent in Japanese.
Onun Amerikalı kadar akıcı bir biçimde İngilizce konuştuğunu duydum.I heard her speaking English as fluently as an American.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod