Acı seviyorum.Me gusta el picante.
İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acıdan çok daha büyüktür.El dolor que obliga a una persona a callar es mucho mayor que el que le obliga a gritar.
Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.Se rio de todos, es obvio que está sufriendo.
Seni böyle görmek acı veriyor.Duele verte así.
Kalbimin derinliklerinde bir acı hissediyorum.Siento un dolor muy dentro de mi corazón.
Hayat bütün öğrencilerini öldüren çok acımasız bir öğretmendir.La vida es un maestro muy cruel que mata a todos sus alumnos.
Acımasız bir dünyada yaşıyoruz.Vivimos en un mundo cruel.
O gece, karanlıkta Josh'ın acı çığlıklarını duyarlar ancak onu bulamazlar.Esa noche, oyen a Josh gritar en la oscuridad, pero no son capaces de encontrarlo.
Bu arazi için bir yol haritası yoktur ... ve orayı keşfe çıkmak acı verebilir.No hay mapa para ese territorio... y explorarlo puede ser doloroso.
Bu dönem, Haile Selassie kişisel olarak acı veren birçok olay yaşadı.Durante este período, Haile Selassie sufrió varias tragedias personales.
Yükümlülüklerime uymak için, ben en çok acı çekenlerle, mahkum edilenlerle, hor görülenlerle beraberim (...)¡Prefiero serlo con el muerto, conmigo y con vosotros, antes que con esos hombres tan honrados! ...
Ban Prijezda, Bosna Kilisesi’ne acımasızca saldırdı.El Ban Prijezda despiadadamente persiguió a la Iglesia bosnia.
Onu acımasız ve kaprisli bir tiran olarak temsil eder.Se le representa como un cruel y caprichoso tirano.
Hemotoksik ajanların sebep olduğu yaralanma genellikle çok acı vericidir ve kalıcı hasara sebep olabilir.Las heridas de un agente hemotóxico son, a menudo, dolorosas y pueden causar un daño permanente.
Bana gelen artık acıkmaz ve bana iman eden artık susamaz."Dondequiera que voy no hay escasez de creyentes, pues pertenezco a todos, y todos me pertenecen".
Maror, Mısır’daki köleliğin ne kadar acı olduğunun sembolüdür.La maror simboliza la amarga esclavitud en Egipto.
Yaralarından dolayı büyük acılar içinde iken Antoni Kleopatra'nin hâlâ sağ olduğunu öğrenir.Con gran dolor, sabe entonces que Cleopatra aún vive.
Bronşit genellikle, gece acı çeken kişiyi uyandırmak da dahil olmak üzere kuru bir öksürükle başlar.La bronquitis por lo general comienza con una tos seca, que puede despertar al enfermo por la noche.
Acımasız başarıları ona (Ἀλβανιτοκτόνος) "Arnavut katili" (Αλβανοκτόνος, Albanoktonos) unvanını kazandırdı.Sus implacables éxitos le valieron el epíteto de «asesino de albaneses» (Αλβανοκτόνος, Albanoktonos).
Acımasız bir katildir.Él es un asesino despiadado.
Peki ben kimseye acır mıyım?¿Vamos a joder a alguien?
O diğerlerinin acılarını hisseder.El sufrimiento de los demás.
O, kendisini sadece melodinin sesinin tanımlayabildiği, çok acıtan tüm trajik hisleri temsil ediyor.Representa toda emoción trágica que sea tan nociva que sólo el sonido de la melodía puede definirla.
Diğer karakterlerden daha çabuk acıkır.Sus golpes son más rápidos que los de los otros personajes.
Bunların en acı sonuçlar doğuranlarından birisi Vietnam Savaşı ’dır.«Fallece uno de los principales estrategas de la Guerra de Vietnam».
Hüseyin'in 4 yaşındaki kızı Sakine bin Hüseyin acıya dayanamayarak vefat etti.Sólo sobrevivió una niña de 4 años, Cecelia Cichan, que sufrió heridas graves.
Sadisttir başkalarının acısından zevk alır.Sadi disfruta viendo sufrir a los prisioneros.
O’na göre acı çekmekten yararlanmak ; kişinin benliğini zayıflatan, mutsuz olmaya eğilimli kılan bir dürtüdür.Y a quien intente cortarlo, se le cercenará la mano y la maldición de Dios pesará sobre él a perpetuidad."
Kaşınma ve iritasyon olur ama cinsel birleşmede acı olmaz.Está asociada con prurito e irritación, pero no produce dolor durante las relaciones sexuales.
Acımasız bir katil.Asesino brutal.
Ben sadece İsa Meryem'i hissettim, aman tanrım korkunç bir acı.Padre Jesús del Gran Poder y María Stma. del Mayor Dolor (Gran Poder).
Sopron, İkinci Dünya Savaşı sırasında çok acı çekmiştir.Deauville sufrió duramente la Primera Guerra Mundial.
1774 yılında ‘Genç Werther’in Acıları’ adlı eseri ile bütün Avrupa’da ün yapmıştır.En 1774 se publicó la novela Las penas del joven Werther.
Daha uzun süre beklemiş çay acılaşır.CON ZUMO Dura más tiempo.
Okçular acımadan saldırdı ona.Los cruzados la saquearon sin piedad.
Konusunu Goethe'nin Genç Werther'in Acıları'ndan almaktadır.Los sufrimentos del joven Werther.
Türkiye'de yemeklere acılık vermek için yaygın olarak kullanılır.En algunos países es normal usar siempre cubiertos para comerlos.
Amacı ağrısız acısız ve umutsuz hastaların zahmetsizce intihar etmesine yardımcı olmaktır.El bebé debe estar experimentando un sufrimiento insoportable y sin esperanza.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Los pasajeros fueron golpeados brutalmente.
Goethe, sonraki yıllarında kendini "Genç Werther'in Acıları"ndan uzaklaştırdı.Goethe guardó la distancia en su vejez con Las desventuras del joven Werther.
İsteklerin ve arzuların sona ermesi, acıları da ortadan kaldırır.Si pueden sentir placer y dolor, también tienen deseos.
Onun hakkında kendimi bölünmüş hissettim, acıdım.No sé qué pensar de él, me da lástima.
Acı hissini azaltır.Aliviar el dolor.
Bu acılar, insan psikolojisinin temelini oluşturur.El dolor parece entonces de origen psicológico.
Bu da ona bütün hayatı boyunca içinde bir acı olarak kaldı.«Creo que aquello le atormentó por el resto de su vida.
Ludwig von Mises ise diyor ki , "Emek, acı verici görülür.Así por ejemplo, Ludwig von Mises argumenta: "El valor no es intrínseco.
Acı hıyar olarak da bilinir.También es dolorosamente insegura.
Goethe, Johann Wolfgang (1774), Genç Werther'in Acıları, (Çev.Las penas del joven Werther (Die Leiden des jungen Werther, 1774).
Derya asıl gerçekle çok acı bir şekilde yüz yüze gelecektir.Entonces Ella acepta la terrible verdad.
Acınmaktan nefret ederim.Odio arruinar las cosas.
Bağışlayıcı, sevdiklerine ve müminlere merhamet eden, onları koruyan, onlara acıyan demektir.Los que le hacían callar, son los que le dan ánimo para que crea en él.
Yabancılara karşı ise çok acımasızdırlar.Son en extremo cautelosos respecto a los extranjeros.
Müziklerinde işlediği tema; aşk acısı ve ulaşılamayan sevgilidir.Todas sus canciones son de amor; pero de un amor fatal, imposible de concretar.
Irak halkı çok acı çekti.""Los seres humanos sufrimos mucho.
O bütün insanları dünyanın acılarından ve elemlerinden uzaklaştırır, rahatlatır.Ella está determinada quitar el sufrimiento y la angustia de todos, incluso el de ella misma.
Michelangelo dikkati acı ve katlanmaya yoğunlaştırdı.Miguel Ángel concentró su atención en la descripción del dolor y del sufrimiento.
Buda: Ben acıyı gayet iyi biliyor ve görüyorum, Kasapsa.El torero, quien da capotazos y persigue al toro.
Baharat miktarında azalma olmasına rağmen acı seviyesi daha yükselmektedir.A pesar de su eficacia la escalera del dolor se cuestiona cada vez más.
"Bir kadının aşk acıları".«Por el amor de una mujer...».
Genç yaşta bu hastalıktan dolayı çok acı çekmiştir.Un ejemplo de esto es que desde hace algún tiempo una muchacha joven ha sufrido esta enfermedad.