Küçük bir kızın ağladığını duydum.I heard a little girl crying.
Ben, kızın yardım için ağladığını duydum.I heard the girl crying for help.
Onun ağladığını fark ettiğimde yemek yemeye başladım.I had hardly started to eat when I noticed that she was crying.
Ayaklarım ağrıyor.I have sore feet.
Baş ağrısından hastalandım.I've been down with a headache.
Aniden midemde keskin bir ağrı hissettim.I felt a sharp pain in my stomach all of a sudden.
Sırtımda kötü bir ağrım var.I have a bad pain in my back.
Sırtımda biraz ağrım var.I've got a bit of an ache in my back.
Onun ağlamasını görmeye tahammül edemem.I can't bear to see her cry.
Ağda bir sazan yakaladım.I caught a carp in a net.
Bir ağacın gölgesine oturup kitabı okudu.I sat down in the shade of a tree and read the book.
Ben bir ağacı keserek devirdim.I chopped a tree down.
Kolum kötü ağrıyor.My arm is hurting badly.
Beni görünce, bebek ağlamaya başladı.Seeing me, the baby began to cry.
Öğretmenimiz ağustosta yurt dışından dönecek.Our teacher will return from abroad in August.
Biz 20 Ağustos sabah 6'da başlayacağız.We will start at 6 a.m. on August 20.
Biz onun ölümüne ağıt yaktık.We lamented his death.
Onu ağlattık.We made him cry.
Kağıt ağaçtan yapılır.Paper is made from wood.
Korkunç bir diş ağrım var.I have a terrible toothache.
Dişim ağrıyor.I've got a toothache.
Bir diş ağrım var.I've got a toothache.
Dişim ağrıyor. Ağrı beni öldürüyor.I've got a toothache. The pain is killing me.
Bir diş ağrısı beni uykumdan mahrum etti.A toothache deprived me of sleep.
Dişlerin ağrırsa diş hekimine gitmelisin.If your tooth hurts, you should see a dentist.
Eğer dişin ağrırsa, diş hekimi ile görüşmelisin.If your tooth hurts, you should see a dentist.
Diş ağrısı onun yüzünü şişirdi.The toothache made his face swell up.
Arabam kazada ağır hasar gördü.My car was badly damaged in the accident.
Bazen belimde bir ağrı oluyor.I sometimes suffer from pain in my lower back.
Kulağım ağrıyor.I have an earache.
Ağaç meyvelerin ağırlığı altında eğildi.The tree bent under the weight of the fruit.
Trafik çok ağır değilse, herhangi bir sorun yaşamamalıyız.We shouldn't have any trouble if the traffic isn't too heavy.
Araba ağaca çarptı.The car bumped the tree.
Araba, ağaca tosladı.The car bumped the tree.
Araba bir ağaca çarptı.The car ran into a tree.
O, mektubu okur okumaz ağlamaya başladı.As soon as she read the letter, she began to cry.
Ameliyatımdan sonra hâlâ biraz ağrım var.I am still a bit sore after my operation.
Sana yardım edeyim. Çantan ağır gözüküyor.Let me help you. Your bag looks very heavy.
Ağaçlar oksijen yayar ve karbon dioksit emer.Trees give off oxygen and absorb carbon dioxide.
Sonbaharda, yapraklar ağaçlardan düşer.In autumn, leaves fall from trees.
O ağır, ama başedebilirim.It's heavy, but I can manage it.
Ağır ama idare ederim.It's heavy, but I can manage it.
O kadar ağır ki onu kaldıramıyorum.It's so heavy that I can't lift it.
Buz ağırlığın altında çatladı.The ice cracked under the weight.
Ağır yaralı adam hastaneye vardığında ölmüştü.The severely injured man was dead on arrival at the hospital.
Yaram ağrıyor.I was aching from the injury.
Kulübenin çatısı karın ağırlığı altında gıcırdadı.The roof of the hut groaned under the weight of the snow.
Kuşlar ağaçlarda neşeyle ötüyorlar.Little birds are singing merrily in the trees.
Kuşlar ağaçlarda ötüyorlar.Birds are singing in the trees.
Kuşlar ağaçta şarkı söylüyorlardı.Birds were singing up in the tree.
Hafif bir baş ağrım olduğu için erken yatmaya gittim.Having a slight headache, I went to bed early.
Hafif bir baş ağrım var.I have a slight headache.
Küçük kız ağlamaya devam etti.The little girl just kept crying.
Ağlayan bir kız kapıyı açtı.A crying girl opened the door.
Çocuk bir ağ ile kuşu yakaladı.The boy captured the bird with a net.
Erkek çocuğu ağacın üzerine adını kazıdı.The boy carved his name on the tree.
Minderde oturmaktan bacaklarım ağrıyor.My legs ache from sitting on tatami.
Bahçıvana bazı ağaçlar diktirdim.I had the gardener plant some trees.
Yutarken boğazım ağrıyor.My throat hurts when I swallow.
Masada dolu ağızla konuşmamalısın.You shouldn't speak with your mouth full at table.