Başına sürekli belalar açar.Вечно находит неприятности на свой зад.
Düzenli ve uyumlu işleyişteki bir aksaklık veya uyumsuzluk bir soruna yol açar.Противоречащие им договор или обычай будут недействительны.
DNA'ya bağlanırlar ve gen transkripsiyonunun artması veya azalmasına yol açarlar.Они связывают ДНК и способствуют инициации программы повышения или понижения транскрипции гена.
1829'da işe Paris’te bir baskı atölyesi açarak girişti.В 1828 открыл собственную мастерскую в Париже.
Ağaçları pembe beyaz çiçekler açar.Дерево с розовыми цветками.
Son çare olarak bir dükkân açarlar.И сразу же был открыт первый магазин.
Ali Bey, muskayı merak eder açar, görür ki Fitnat onun gerçek kızıdır.Леди Вейн, та самая страшная женщина, понимает, что это её шанс.
Ne var ki yan bantlardan birinin kısmen süzülmesi alıcıda sorunlara yol açar.Из-за этого некоторые невнимательные пассажиры их путают.
Diğer askerî personelleri kapıları açarak sivllerin bölmesine sokarlar.Напуганные звонками юристы стали запирать входные двери конторы.
Max gözünü hastanede açar.Алекс попадает в больницу.
Damat, gelini odasına çıkarır, duvağını açar, “hoş geldin” der.Мальчик откроет глаза, встанет и скажет: „Здравствуй!
Jaime Lannister da evine Brienne Tarht ile dönmeye çalışırken farklı bir maceraya yelken açarlar.Джейме Ланнистер продолжает путь домой со своей спутницей, Бриенной Тарт.
Raoul'un silahından çıkan ses tüm yeraltı mahzeninin yıkılmasına yol açar.Само появление рэпера «взорвало» весь зал.
Nisan ayında çiçek açar, meyvesi sonbaharda olgunlaşır.Цветение происходит летом, плодоношение — осенью.
Akademik hayatı bırakıp eczane açar.Положил начало фармакологии.
Bitki toplam 2 veya 3 defa sarı renk çiçek açar.Тычиночные цветки растут по два или три, желтоватого цвета.
Bu kaosa ve kargaşaya yol açar.Тут начинается полнейший хаос и неразбериха.
Sonny aradan zaman geçmesine rağmen parasını hala alamamıştır ve sürekli telefon açarak baskı kurmaya çalışır.Пол просит её не возвращаться до тех пор, пока он всё не сделает, и время от времени звонить.
Çok zehirlidir, haziran ayında çiçek açar, çiçekleri beyaz olur.Цветёт в июле — августе, цветки мелкие, белые.
Çiçekler Mart ve Nisan aylarında açar ve Mayıs sonunda olgunlaşır, tohumlar rüzgarla kısa sürede dağılır.Цветёт в мае или конце апреля ежегодно, особенно интенсивно на ветвях, перезимовавших под снегом.
Ölüme yol açar.Это ускорило смерть.
N. lotus (Mısır beyaz nilüferi) ise gece çiçeğini açar ve sabah kapatırdı.Цветки голубого лотоса обычно раскрываются вечером и закрываются рано утром.
Yeni göçler, toplumda Protestanlık kökenli mezheplerin de görülmesine yol açar.Остальных больше беспокоит возможность появления в городе новых воплощений ведьм.
Lizzie kapıyı açar ve karşısında Senatör Clarke'ı görür.تفتح ليزى الباب وترى عضو مجلس الشيوخ Clarke آمامها .
İblis Dawn'ın karnında tırnağıyla bir yara açar.حيث طعن ديفاين في المعدة.
Adaptasyon, ya yeni bir özelliğin kazanılmasına ya da eski bir atasal özelliğin kaybına yol açar.التكيف قد يتسبب إما باكتساب خصائص جديدة أو بفقدان خصائص سلفية.
Ardından boşanma davası açar.وبعد ذلك رفعت دعوةالطلاق.
Türkiye'deki ilk kişisel sergisini 1969'da açarak Paris çalışmalarının bir bölümünü gösterdi.وأظهر قسما من أعماله الباريسيه فاتحا أول معرض شخصي له والذي في تركيا عام 1969.
Bir başka kişi, çantayı açarak bombayı tetikleyerek patlattı ve Recai, Bahonar ve diğer üçünü öldürdü.شخص آخر فتح هذه القضية، مما اثار القنبلة التي بإضرام النار في غرفة وقتل رجائي، باهنر، وثلاثة آخرين.
Bu koşullar, canlılar arasında hayatta kalma ve üremeye dair rekabete yol açar.تخلق هذه الظروف تنافساً على فرص البقاء والتكاثر بين الأفراد.
Askerler ateş açarlar.فتحت قوات الجيش النار.
Kapıyı Bayan Spencer açar.الدكتور حجاب فتح الباب .
Arzu edilen güven düzeyini yükseltmek, güven aralığının genişlemesine yol açar.فالعلاقات التي تُرضي الرغبة في الحميمة تؤدي إلى تعلق أكثر أمنا.
Bu durum, sınıflandırılmada zorluklara yol açar.وهذا يسبب مشكلة كبيرة في مرحلة التعرف.
Bu da çelişkiye yol açar ve Varsayım (X) olarak söylediklerimizin doğru olmadığını gösterir.يوجد لدينا هنا تناقض، وبالتالي فقد عرضنا أن افتراضنا بأن ل موجودة غير صحيح.
Ağaçları pembe beyaz çiçekler açar.النبات معمر أزهاره حمراء.
Bu da bazen karışıklığa yol açar.وهذا غالبا ما يؤدي إلى فك الارتباط.
Buna sinirlenen kraliçe ateş açar.هاجمت قذائف الهاون المتمردة النار فيها.
Yüksek kafa içi basıncı beynin sıkışmasına yol açar ve beyin hasarı ve diğer komplikasyonlara neden olur.قد يتسبب الضغط المرتفع داخل القحف الدماغي إلى الضغط على الدماغ, مما يؤدي إلى تلف في نسيج الدماغ ومضاعفات أخرى.
Optik siniri hasarı genellikle kalıcı görme kaybına yol açar.يسبب هذا المرض فقدان البصر شبه كلياً في غالب الأحيان.
“Zina fakirliğe yol açar.”لأهرب من الفقر».
Yaz boyunca çiçek açar.تجمع الأزهار في فصل الصيف.
Rick telefonu açar ve bu bölümdeki tek repliğini söyler: "Alo".يستجيب البكم بكلمته الوحيدة في الفيلم: "الجحيم".
Tilki Andrei, sniper tüfeğiyle Raskoln'un kafasına sıkar ve beyninde ciddi hasarlar oluşmasına yol açar."طلقة كرونلين" هي عبارة عن جرح من طلقة سريعة للغاية في الرأس تتسبب في نزع الأحشاء من الدماغ.
100'e toplamak hoş bir simetriye yol açar.A soma que resulta em 100 leva a uma boa simetria.
Daha yüksek adaletsizlikler 1'den yüksek Theil endeksine yol açar.Desigualdades mais altas produzem índices de Theil maiores que 1.
İkinci türdeki bu değişimler, daha sonra da birinci türü etkileyerek yeni adaptasyonların oluşmasına yol açar.Essas mudanças na segunda espécie, por sua vez, causam novas adaptações na primeira.
Valizi açar; kız kardeşinin resmini içinde bulur ve yakın silah arkadaşının Alvaro olduğunu anlar.Ele abre a valise, encontra imagem de sua irmã, e percebe que a verdadeira identidade de Alvaro.
Regus yeni iş merkezleri açarak genişleme politikasını devam ettirdi.A Regus tem mantido a sua política de expansão, abrindo novos centros de negócio.
Burada bir türün evrimi, diğer türde adaptasyonların oluşmasına yol açar.Nesses casos, a evolução de uma espécie causa adaptações numa outra.
Bu koşullar, canlılar arasında hayatta kalma ve üremeye dair rekabete yol açar.Estas condições geram competição entre organismos para a sua sobrevivência e reprodução.
Bu "öteki evrenlerin" destek verebilecek diğer brane'ler olduğu ihtimalini açar.Isso abre a possibilidade de que existam outras branas que possam suportar outros universos.
Ayrıca, ayrık zamanlı bir sinyal, periyodik frekans spektrumuna yol açar.Por outro lado, um sinal discreto no tempo gera um espectro periódico na frequência.
Nisan ayında çiçek açar, meyvesi sonbaharda olgunlaşır.Floresce na Primavera e os frutos amadurecem no Outono.
Uçaktan ayrılan koltuk bir paraşüt açarak pilotun güvenle yere inmesini sağlar.Ela retorna ao assento do piloto e com segurança o avião pousa.
Ayrıca, uzun süre kortizola maruz kalmak hipokampus hücrelerinin körelmesine (atrofi) yol açar.Além disto, a exposição de longo prazo ao cortisol resulta na danificação das células do hipocampo.
1927 yılında, Zamboni ve Lawrence bir buz üretim tesisi açarak kalıp buz işine girdi.Em 1927, ele e Lawrence acrescentaram uma fábrica de gelo e entraram no negócio de blocos de gelo.
Çok geçmeden evinin kapısını hızla açar ve karısına çok sevinçle sarılır.Hora de finalmente conseguirmos nossa chave da porta da frente e capturar nosso fiel amigo.
Kollarını gepgeniş açarak daha da sarktı.Subitamente, estende os braços.
Karşı taraf bunu sınır ihlali olarak görmüş ve ateş açarak cevap vermiştir.O pássaro mirou os infiéis e lançou sobre eles o fogo e trovão.