Bu durum jetin içinde dengesizliğe yol açar ve bundan kaçınılmalıdır.O asemenea perspectivă ar însemna pluralism ontologic, fără îndoială de evitat.
Aşırı sıcaklar kalp krizi geçirmesine yol açabilir.Valvele afectate pot duce la insuficiență cardiacă.
Ama onu açamazlar.Dacă nu cumva le desființează!
Yanık, toplamda, çocuklarda ölüme yol açan ilk on beş sebepten birisidir.În total, în cazul copiilor, arsurile se numără printre primele cincisprezece cauze ale decesului.
Askerler ateş açarlar.Se trag focuri de armă.
Reich'ın sürekli gördüğü "Yüzü olmayan adam" rüyası, başına işler açacaktır.Reich are coșmaruri periodice în care *Omul fără chip" îl persecută.
Konuşma, yani bahis turları bittiğinde; oyunda kalan tüm oyuncular ellerini açarlar.Nu există nici o salvare; jucători repornind când toate celulele lor sunt înghițite.
Rift Vadisi ateşi (RVF) hafif-şiddetli semptomlara yol açan bir viral hastalıktır.Febra văii marelui rift (RVF) este o boală virală care poate cauza simptome minore sau severe.
Bu durum, grubun Michonne hakkında şüphelenmesine yol açar.Acest lucru îi ridică suspiciuni lui Kimble.
Özlenen bir evliliğin gerçekleşmemesi, büyük bir düş kırıklığına yol açar.Căsătoria lor iminentă nu pare să fi cauzat un scandal mare.
Bumbanın bu ani hareketi baş yarılmasına ve yaralanmaya yol açabilir.Dar această revenire va deschide răni mai vechi...
HIV (İngilizce: Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü), AIDS'e yol açan virüs.HIV reprezintă prescurtarea în limba engleză a Human Immunodeficiency Virus (Virusul Imunodeficienței Umane).
Enfeksiyonun olduğu yer genellikle ağrıya yol açar.De obicei, zona infectată este dureroasă.
Mehmene Bânu karşı çıkınca iki hükümdar birbirlerine savaş açarlar.În pofida tumultului care se iscă în rândul regilor, cei doi reușesc să se îndepărteze.
Haziran-Eylül arasında çiçek açar, bunlardan 2-10 tanesi terminal durumlu kurullar halindedir.Cu toate acestea, între 1 și 10 noiembrie, cele două fluxuri sunt egale.
Bunun üzerine Macaristan'a savaş açan Avusturya ordusu Macar ordusu karşısında yenildi.O curte marțială austriacă l-a achitat după înfrângerea Ungariei.
Fakat kimseye haber vermemiştir ve babası birkaç dakika önce oğlunun olduğu yere ateş açacaktır.A anunțat de asemenea că este gravidă, și că vrea să dea naștere copilului al cărui tată este Ateş.
Ancak bunu dışında birçok bakteri insanlarda boğaz enfeksiyonuna yol açabilir.Mai multe bacterii diferite pot infecta gâtul omului.
Yetersiz sıvı resüsitasyonu sorunlara yol açabilir, ancak fazla resüsitasyon da durumu kötüleştirebilir.În timp ce resuscitarea insuficientă cu fluide poate provoca probleme, supra-dozare poate fi și ea dăunătoare.
Bazen ağabeyi Caillou'nun başına işler açar.Câteodată el își pierde controlul cu vechiturile lui Kevin.
Akciğer istilası değişen derecelerde hücre ölümüne yol açabilir.Invazia plămânilor poate duce la grade variate de moarte a celulelor.
Bu uyumluluk sorunları ve beklenmedik sonuçlara yol açabilir.Ei au contribuit la dezvoltarea rapidă și la rezolvarea problemelor neprevăzute.
Kadrus asla zengin olamaz, bir han açar ve kaderi onu kötü işlere sürükler.Lăzărescu nu a avut niciodată nevoie să devină membru, capacitățile sale făcând din el un om indispensabil.
İlkbaharda çiçek açar.Înflorește primăvara.
Pnömoni ölüme yol açan en yaygın hastaneden edinilmiş enfeksiyondur.Pneumonia este cea mai frecventă infecție dobândită în spital care se soldează cu deces.
Sert killi topraklara delikler açarlardı.Pe teren deschis se mișcă greoi.
Deniz Tavuğu'na dönüp sandığı açarlar.Îl ademenesc pe adult cu puiul și se îndreaptă înapoi spre navă.
Optik siniri hasarı genellikle kalıcı görme kaybına yol açar.Acesta este motivul pentru care pierderda vederii laterale conduce deseori la orbire de noapte.
Nisan'dan Haziran'a kadar çiçek açarlar.Inflorește din iunie pana in octombrie.
Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar.Aceste proiecte de obicei ajung provocând probleme pentru Taz.
Damar duvarlarının çökmesine ve hemoroidin pörsümesine yol açar.Acest lucru duce la colabarea pereților venei și hemoroizii se atrofiază.
Bu büyük oyun imkanlarına yol açar.Acest lucru a contribuit cu succes la atragerea jucătorilor ocazionali.
Bu nedenle onların yok edilmesi büyük ekolojik felaketlere yol açabilir.Dacă această aliniere ar avea loc, există posibilitatea producerii unor dezastre naturale majore.
Olayda yaralanan Ümmühan Hanım da davayı açarak bize çok yardımcı oldu.Soțul victimei este și el rănit încercând să se interpună în scop defensiv.
Mart ayında birçok çiçek açar.În luna martie, multe flori înfloresc.
Mart ayında birçok çiçek açar.În luna martie înfloresc multe flori.
Birisi bir pencere açabilir mi?Poate cineva să deschidă o fereastră?
Acele etmek hataların yapılmasına yol açar.Graba deschide drumul către facerea greșelilor.
Leptospira'nın 13’e varan sayıda genetik türü insanlarda hastalığa yol açabilir.A leptospira mintegy 13 géntípusa okoz megbetegedést az emberekben.
Şimdi söyle bakalım seninle nasıl konuşayım ve gönlümü nasıl açayım?"Je vois que je vous fais peur, foglaljon helyet és beszéljen.”
Bu koşullar, canlılar arasında hayatta kalma ve üremeye dair rekabete yol açar.Ezen viszonyok életbenmaradási és szaporodási versengéshez vezetnek az élőlények között.
Burada bir türün evrimi, diğer türde adaptasyonların oluşmasına yol açar.Ebben az esetben az egyik faj evolúciós változása adaptációhoz vezet a másik fajnál.
İkinci türdeki bu değişimler, daha sonra da birinci türü etkileyerek yeni adaptasyonların oluşmasına yol açar.Ezen adaptációk aztán újból adaptációhoz vezetnek az első fajban.
Çok sayıda zehirli bitki de belirtilere yol açabilir.Számos mérgező növény szintén tüneteket válthat ki.
Bu da çok mühim fiziksel ve zihinsel sorunlara yol açar.Erről leszokni igen komoly testi és lelki megterhelést jelent.
Bu da sorunlara yol açabilecekti.Ez problémákat okozhat.
Telefonu açar ve telefondaki kişi kimle konuştuğunu sorar ve kısa bir konuşmadan sonra telefonu kapatır.Samantha nem tudván kivel is beszél, rövid beszélgetés után letette a telefont.
Güvenlik memuru yanlarındaki çantayı açar ve Marshal’a niçin 5 silaha ihtiyaç duyduğunu sorar.Mars a biztonsági őrhöz fordulva azt mondja, ezért van szükség öt pisztolyra.
Yaralanmasına yol açan ciddi bir kaza yüzünden İngiltere'ye geri dönmek zorunda kaldı.Ezt követően egy balesetben elszenvedett sérülés miatt hazahajózott Angliába.
Hristiyanların toplanma yerleri, gizli toplantılarının fesata yol açabileceği korkusuyla yıkılmıştır.A keresztény gyülekezetek házait lerombolták, mert a titkos gyűlésekben zendülés veszélyét látták.
Bu salgına yol açan grip virüs H1N1 virüsünün atasıydı.Megjelenik a H1N1 influenza vírus Mexikóban.
Esasen alyuvarlar (beyaz kan hücreleri), özellikle de mononükleer hücreler enflamasyona yol açar.A gyulladást elsősorban a fehérvérsejtek főként a mononukleáris sejtek – idézik elő.
Bunun ise küresel ısınmaya yol açabileceği öngörülmektedir.A szerző felteszi a kérdést, hogy meg tudjuk-e még állítani a globális felmelegedést.
Buna sinirlenen kraliçe ateş açar.A dühös királynő elkergeti.
Daha sonra dava açan Adler grubu 2,5 milyon $ ödemeye mahkûm etmişti.A bíróság ezenkívül Gere Ákost még 2 és fél millió forint bűnügyi költség megfizetésére is kötelezte.
Gözlerini hastahanede açan Joel, karşısında Marlene'i görür.Joel a kórházban ébred, ahol Marlene üdvözli őt.
Kullanıcılar video yükleyebilir, blog açabilir veya forum oluşturabilirler.A felhasználók is tölthetnek fel videókat, készíthetnek blogokat vagy írhatnak a fórumokba.
Çiçekler aşağıdan başlayarak açarlar.Az alsó virágok nyílnak először.
Will paketi açar ve içindeki telefonu cevaplar.Ted felveszi a telefont és válaszol a hívónak.
Ölüme yol açar.Halált hordozunk magunkban.