açım ile cümle
açım kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Benim bakış açım sizinkine benzer.My perspective is similar to yours.
Ben açım, bir şey yiyeceğim.I'm hungry. I'm going to eat something.
Tom aç ve ben de açım.Tom is hungry, and so am I.
Benim bakış açımdan işler iyi gidiyor.Things are going well from my perspective.
Ordu acımasızca yenildi.The army were scathingly beaten.
Tom'un kendine acımak için zamanı yoktu.Tom didn't have time for self-pity.
Savaş acımasızdı.The fighting was ferocious.
Tom'un yüzü acıma doluydu.Tom's face was full of pity.
Benimle acımasızca alay ediyorlar.They tease me mercilessly.
Tom acımasızcasına dürüsttü.Tom was brutally honest.
Saatler acımasızca geçti.The hours ticked by.
Fadıl acımasız saldırıdan kurtuldu.Fadil survived the brutal assault.
Ben kesinlikle açım.I sure am hungry.
Fadıl, zarif Leyla'yı acımasız bir dünyadan kurtarmak istedi.Fadil wanted to save the delicate Layla from a harsh world.
Hayvan deneyi acımasızdır.Animal experimentation is cruel.
O acımasız bir kaltak.She's a cold hearted bitch.
Sami'nin acımasızca öldürülmesindeki tek şüpheli Leyla'ydı.Layla was the only suspect in Sami's brutal murder.
Leyla ve Sami acımasız bir kavga ettiler.Layla and Sami had a brutal fight.
Sami, Leyla'ya acımasızca tecavüz etti.Sami viciously raped Layla.
Leyla sopalarla acımasızca dövüldü.Layla got brutally beaten with sticks.
Tom nasıl bu kadar acımasız olabilir?How could Tom be so cruel?
Leyla acımasız saldırıyı hatırlayamıyor.Layla can't remember the brutal assault.
Bütün gün açım.I've been hungry all day.
Tom acımasızca dövüldü.Tom was brutally beaten.
Ölümden korkmak, ölmekten daha acımasızdır.It is more cruel to fear death than to die.
Açım. Bir şeyler yemek için aşağı iniyorum.I'm hungry. I'm going downstairs for something to eat.
Benim bakış açımdan, eylemi göremiyorum.From my vantage point, I can't see the action.
Az önce öğle yemeği yedim ve yine açım.I've just had lunch and I'm already hungry again.
Tom'un acımasını istemiyorum.I don't want Tom's pity.
Birisi nasıl bu kadar acımasız olabilir?How could anyone be so cruel?
İnsanlar neden sakat oğlanlara karşı acımasızdır?Why are people cruel to the crippled boy?
Sami, Leyla'nın ölümünün acımasız bir cinayet eylemi olduğuna inanıyor.Sami believes Layla's death was a brutal act of murder.
Sami ve Leyla'nın çatışması acımasız bir sona yol açtı.Sami and Layla's conflict led to a brutal ending.
Sami acımasızca saldırıya uğradı.Sami was brutally attacked.
Sami ve Leyla, balta tutan bir adam tarafından acımasızca saldırıya uğradı.Sami and Layla have been brutally attacked by a man wielding an axe.
Kızgınım çünkü açım.I'm angry because I'm hungry.
Tom'dan daha açım.I'm hungrier than Tom.
Zaman acımasız.Time is ruthless.
Tom acımasızca dövülerek öldürüldü.Tom was brutally beaten to death.
İnsanların bana acımasını istemiyorum.I don't want people to pity me.
Sizi çok iyi tanıyorum. Acımasız katillersiniz. Hiç de iyi insanlar değilsiniz.I know you very well. You're brutal killers, not nice people at all.
Bakış açımızı değiştirmeliyiz.We have to change our point of view.
Onun fikir ve düşünceleri hayata bakış açımı değiştirdi.His opinions and ideas changed my perspective on life.
Tom'u acımasız bir kader bekliyordu.A terrible fate awaited Tom.
"'Bu da benim aşka bakış açım'"."'Bu da benim aşka bakış açım'".
Onu acımasız ve kaprisli bir tiran olarak temsil eder.It represents him as a cruel and capricious tyrant.
Angelus (David Boreanaz), muhtemelen vampir tarihinin en acımasız vampiri.Angelus (David Boreanaz): Angelus is possibly the most infamously cruel vampire in history.
Himmler'de Globocnik'i beğendi ve kendisi için bu acımasız Avusturyalı'nın değerini anladı.Himmler liked Globočnik and recognised the value of the ruthless Austrian.
Acımasız dürüstlük, büyüme ve değişimle ilgili.It's about brutal honesty, growth, change.
Asla acımaz.It never hurts.
Sadık ama zor bir dosttu, acımasız ama adil bir düşmandı.He was a faithful but a rough friend, and a severe but fair enemy.
Yoldan geçenler suratlarına tükürüyor, bazen... acımasızca... dövüyorlar...The passers-by spit in his face, and sometimes beat him... unmercifully...
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.247 women and 205 children died in the attack.
Erkeklerin Napola'daki hayat son derece rekabetçi, hatta acımasızdı.Life in boys' Napolas was highly-competitive, even brutal.
Michael Bryne, Albay Vogen rolüyle: Acımasız SS albayı.Michael Byrne as Colonel Ernst Vogel: A brutal SS colonel.
Bundan sonra içinde bir acıma duygusu oluşur.After that, there is a feeling of pity in her heart.
Aciman'a oyuncuların müsait olmaması nedeniyle filmde oynaması teklif edildi.Aciman was asked to be in the movie after actors became unavailable.
Tacitus'a göre Poppaea, hırslı ve acımasız birisidir.According to Tacitus, Poppaea was ambitious and ruthless.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır."I napuštanje životinja je krivično delo".
Kalvik de acımasız bir ressamdır. ^ Ralph, Albert & Sydney: Telling Tales.Ralph, Albert & Sydney: Telling Tales.