şeyin ile cümle
şeyin kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Her şeyin Tanrılarla (daimonlarla) dolu olduğuna inanmış olabilir.Ze kunnen dan volgens gelovigen communiceren met de goden.
Beş farklı sicim kuramını birleştirme çabasıdır ve her şeyin kuramı olmaya en muhtemel adaydır.De vijf belangrijkste doelen die je bereikt wil hebben om je leven tot een succes te maken.
Aynı zamanda sodada içemez.Her şeyini numara 5 ile paylaşır.Er wordt ook lesgegeven aan alle niveaus, onderverdeeld in 5 groepen.
İstediği şeye tam olarak ulaşamayınca her şeyini toplayıp ortadan kaybolmuştur.Als hij niet komt opdagen, is hij teleurgesteld en hem en al de moeite die hij heeft gedaan.
Aslı, "bir şeyin kendisi, gerçeği, orijinali" anlamlarına gelen bir sözcük.Deze woorden staan voor 'oorspronkelijk, echt'.
Yapacak bir şeyin yok mu?Heb je niks te doen?
Eğer açsan, her şeyin tadı iyidir.Als je honger hebt, smaakt alles goed.
Her şeyin bir zamanı var.Alles op z'n tijd.
Her şeyin bir sonu vardır.Aan alles komt een eind.
Her şeyin var, değil mi?Heb je alles wat je nodig hebt?
Her şeyin geçip gittiğine memnunum.Ik ben blij dat alles voorbij is.
Her şeyin bittiğine memnunum.Ik ben blij dat alles voorbij is.
Söylemek istediğin bir şeyin varsa acele et ve onu söyle!Als iets wil zeggen, schiet op en zeg het!
Söylemiş olduğu şeyin, bir yalan oldugu belli oldu.Wat hij gezegd had, bleek een leugen.
Tom'un tepkisi Mary'nin beklediği şeyin tersiydi.Toms reactie was het tegenovergestelde van wat Maria had verwacht.
Bana her şeyin iyi olduğunu söyle.Zeg me dat alles goed is.
Her şeyini kaybetmek nasılmış?Hoe voelt het om alles te verliezen?
Burası her şeyin başladığı yerdir.Dit is de plaats waar alles begon.
Bölümün sonunda her şeyin bir rüya olduğu anlaşılır.Po dotarciu do celu okazuje się, że wszystko było rzeczywiście snem.
Her şeyini kaybetmiştir.Straciliśmy niemal wszystko!
Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu?Czy oby na pewno nic nie znaczą?
"Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir."Kto popełnia błąd, musi odejść”.
Protagoras'a göre, “İnsan her şeyin ölçüsü”ydü.Protagoras stwierdził, że „Człowiek jest miarą wszechrzeczy”.
Bu durum, Winnie'nin 'Benim peşimde misin, Willie, yoksa başka bir şeyin mi?Did Zayn “stay down” against Corbin?, „WWE” (ang.).
Annesi her şeyin iyi olduğunu söyler.Udaje przed nią, że wszystko jest w porządku.
Zaten onların olmayan bir şeyin, alınması da mümkün değil.Pragnąć to posiadać to, czego się nie ma.
Zorostro fırtınaların sonunda dindiğini ve sonunda her şeyin sükunete döneceğini bilmektedir.Urszula mówi, że czeka na koniec deszczu, żeby w końcu umrzeć.
Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum.I widzę, że coś jeszcze zginęło tam, w tym krwawym błocie i zostało pogrzebane w zamieci.
Her şeyin bir nedeni vardır; her bir neden, başka bir nedenin sonucudur.Wszystko jest przyczyną i skutkiem czegoś innego.
Angel , Tina'nın ihtiyacı olan tek şeyin eve dönüş bileti olduğunu öğrenir.Chris spotyka się z Eggmanem i dowiaduje się, że to co dostał jest biletem do domu.
Ona utanacak hiçbir şeyinin olmadığını söyle.Nie mam powodu by się tego wstydzić.
Nuri ve Altan, her şeyin çok güzel olacağını umarak yaşamla mücadeleye devam ederler.Alvin i reszta niczego nie podejrzewając wyruszają po wielką przygodę.
Stalin, savaş ile ilgili her şeyini ona danışır oldu.Stark wypowiada mu wojnę.
Her şeyin başıdır.Jestem przyczyną wszystkich rzeczy.
Bu her şeyin üstünde.Gotowa na wszystko.
Var olacak her şeyin kalıcı olarak kategorize edilmesi anlamına gelir.Wszystko wskazuje na to, że utrzymuje się ona na stałym poziomie.
(Almanya, Almanya her şeyin üstünde.Należy w całości do Niemiec.
Bir şeyin değişmediğini görünce de ayrıldım.Po zakończeniu rozejmu sytuacja nie uległa większym zmianom.
Ve kalan her şeyin Oğul'dan yaratıldığını belirtiyordu.Według nich Duch Święty jest sługą Syna i został przez niego stworzony.
Aslı, "bir şeyin kendisi, gerçeği, orijinali" anlamlarına gelen bir sözcük.Pierwotne ja musi być tym oto duchem, konkretem.
Normalde illa ki bir şeyine karışırım.Rzadko angażują się w jakiś problem.
Onlar senin her şeyine sahip..Mieliście wszystko, czego wam było trzeba.
Huygens ilk başlarda bulduğu şeyin ne olduğunu açıklayamadı.Touzi odparł Słowo, którego nie rozumiesz na początku.
Her şeyin içinde bu öz varlıktan vardır, o gerçektir.Every är inkluderande (alla); each är exkluderande (var och en för sig).
Gördüğümüz ve hissettiğimiz her şeyin yaratıcısı O'dur.Allt är skapat i och genom Honom (v.
Her şeyini kaybetmiştir.Han har förlorat samtliga.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.När han påstår att något är omöjligt, har han troligtvis fel.
Protagoras'a göre, “İnsan her şeyin ölçüsü”ydü.Protagoras hade därför rätt, då han sade, att människan är måttet för allt.
Ancak Allah'ın emir ve yasağı ile bir şeyin iyi ya da kötü olduğu bilinir.Vill Gud något därför att det är gott, eller är något gott därför att Gud vill det?
Antroposantrizm, insanın her şeyin merkezinde olduğunu öne sürer.Antropocentrism, förhållningssätt där människan sätts i alltings centrum.
Buna göre her şeyin meydana gelişi de bir anda ve birdenbire olmuştur.Allt detta kommer på en gång och plötsligt.
Elbette hayranları onun her şeyini sevebilir, zaten seviyor da...Vi hoppas att alla fans älskar den lika mycket som vi gör.
Her şey bir ölümle başlar ve ölüm her şeyin başlangıcı olmuştur.En jakt på liv och död har börjat...
"Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.""Om någonting inte kan gå fel, så går det fel i alla fall".
Her şeyin kokusunu esir edebilmek.Hela växten doftar.
Ona utanacak hiçbir şeyinin olmadığını söyle.Hon skäms över att inte kunna göra något.
Her şeyin bir nedeni vardır; her bir neden, başka bir nedenin sonucudur.Då tingen själva innehåller orsakerna, det vill säga: vart och ett är orsak till ett annat.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Flera saker uppdagas som visar att saker och ting inte är som de verkar.
Ona dışarıda bir şeyin kapıyı tırmaladığını anlatırlar.(De hörde honom knacka på dörren.
Afşar : 1. Bir şeyin zıddı, aksi (Eskipazar - Çankırı).1 poäng (alltid poänggivande) knekten .....
İlgili Sayfalar