şeyin ile cümle
şeyin kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Her şeyini kaybetmiştir.Porém, ele perde tudo.
Heşlenmek :Bir şeyin atılacak duruma gelmesi.Dormente: Precisa aguardar algo para ser executado.
Bu her şeyin başlangıcı olur.É o início de tudo.
Jim hiçbir şeyin farkında değildir.Ben não estava entendendo absolutamente nada.
“Sosyal cinsel kimlik diye bir şeyin olmadığı bir toplumda, böyle bir ameliyat yapılmasına da gerek olmazdı.”“Não podemos ter vergonha de ter uma política social deste género.
Romalılar aynı zamanda herkesin, her yerin veya her şeyin ebedî bir ruhu olduğuna inanırlardı.Os romanos também acreditavam que cada pessoa, lugar ou coisa tinha seu próprio gênio, ou alma divina.
1- Var olmaya başlayan her şeyin var olmaya başlamasının bir sebebi vardır.Todo o ser que começa a existir tem uma causa.
Annesi onu bağrına basar ve her şeyin düzeleceğini söyler.Ela olha para sua avó, que garante que está tudo bem.
Vali, Meghan'ı kollarına alır ve ona hiçbir şeyin zarar vermesine izin vermeyecğini söyler.O Governador promete a Meghan que ele vai mantê-la a salvo de qualquer coisa que possa prejudicá-la.
Bölümün sonunda her şeyin bir rüya olduğu anlaşılır.No final, tudo não passa de um sonho.
Colindres sert bir acıyla uyandı ve bir şeyin üzerine yattığını fark etti.Lecce acorda e descobre que era um pesadelo.
Yaşama Saygı, hayatta emin olduğumuz tek şeyin yaşadığımız ve yaşamımızı sürdürme isteğimiz olduğunu söyler.Uma vez mais, aprenderão que tudo o que buscamos na vida, está sempre dentro de nós.
Bir süre sonra insan ile Allah arasına hiçbir şeyin giremeyeceğini savunarak Hizbullah'tan ayrıldı.Em seguida, um grande terremoto sacode a montanha, porém Deus tampouco se revela nele.
Keith tamirhaneyi satar ve Tree Hill'de hiçbir şeyinin kalmadığı gerekçesi ile Charleston'a taşınır.Enquanto isso, Lucas resolve sair de Tree Hill e ir morar em Charleston com seu tio Keith.
"Biz her şeyin bir karakteri olduğundan emin olduk.Trata-se de uma posição que defende que tudo tem o carácter de fenómeno.
Ancak Big Bear B-Dup'a bir yumruk çaktı ve B-Dup'un her şeyinden bıktığını söyledi.No entanto, eventualmente Bear confronta B-Dup e decide parar com as drogas.
Filmin sonunda Şurik uyanır ve karısının kendisini terketmesi de dahil her şeyin rüya olduğunu anlar.No final ela acorda ao lado de seu namorado e descobre que tudo foi só um sonho.
Şarkıyı duyduğumda çekmem gereken şeyin bu olduğunu düşündüm."Só estou cantando, porque é o que eu sei fazer."
O, temel, doğmamış ve her şeyin kadim kaynağıdır.Somos a própria vida, o Ser Infinito, a fonte de todas as coisas.
( Olgun kişi her şeyin iyisi için çabalar. )(Tia Fanny - Ela fez o que pôde).
Böyle bir yük altına giren kişi, borcunu ödemek için her şeyini ortaya koymak zorundadır.Cada coobrigado pode ser chamado para responder pela totalidade da dívida.
Değişimi sağlayan ise her şeyin karşıtıyla birlikte vârolmasıdır.Mas o que sentem um pelo outro poderá mudar tudo.
Aslı, "bir şeyin kendisi, gerçeği, orijinali" anlamlarına gelen bir sözcük.O que é que torna um “original”, original?
Bu, her şeyin sonu demekti.Isto é o fim de tudo!
"İzci Töresi" İzci, sözünün eridir; şeref ve haysiyetini her şeyin üstünde tutar.Lei Escoteira O Escoteiro tem uma só palavra; sua honra vale mais que sua própria vida.
"Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.""Se ocorrer uma emergência, não sei a quem recorrer."
General Store (Genel Dükkân): Adı gibi her şeyin satıldığı yerdir.O Mercadão de Madureira é um lugar onde se vende de tudo no atacado.
Ali Kemalî ise daha fazla şeyin yapılmasını ister.Porém, o sérvio tem algo a mais a comemorar.
Zaten onların olmayan bir şeyin, alınması da mümkün değil.O que eles alcançaram, o que eles não conseguiram alcançar, também sabemos.
Her şeyin var mı?Você tem tudo?
O’na göre 'İnsan her şeyin ölçüsüdür'.Goed, dus hij handhaaft de these dat de mens de maat van alle dingen is.
Burası, her şeyin başladığı yerdir.Dit is de plek waar het allemaal begon.
Her şeyini kaybetmiştir.Ze is alles kwijt.
Delâlet-i tazamuniye: Sözün ifade ettiği şeyin bir bölümünü ifade etmesidir.Zo betekent het aanwijzen van de (zijkant) van de neus dat (een deel van) het woord is geraden.
Her şeyin içinde bu öz varlıktan vardır, o gerçektir.Alle dingen (of hoedanigheden) zijn in hem en niets is buiten hem.
Protagoras'a göre, “İnsan her şeyin ölçüsü”ydü.Protagoras stelde: 'De mens is de maat van alle dingen'.
Kötülüğe dair her şeyin yaratıcısıdır.Hij is de vernietiger van het kwaad.
Değişimi sağlayan ise her şeyin karşıtıyla birlikte vârolmasıdır.Maar onderlinge spanningen bedreigen alles.
Pilot, yolculara her şeyin iyi gittiğini bildirir.Het soldaatje vraagt hoe het met iedereen gaat.
Bir şeyin başlangıç yeri.Geschiedenis van een begin.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Wanneer hij beweert dat iets onmogelijk is, heeft hij hoogstwaarschijnlijk ongelijk".
Bölümün sonunda her şeyin bir rüya olduğu anlaşılır.Uiteindelijk blijkt alles een droom te zijn geweest.
Her şeyin kokusunu esir edebilmek.Okselbeharing houdt de geur vast.
Ama birçok şeyin kaçakçılığı daha yapılıyordu.Op deze lijn werd ook wel veel aan smokkelen gedaan.
Her şeyin bir alâmeti var.Alles heeft dan ook betekenis.
Herhangi bir şeyin milyonda birini de ifade edebilir.Dezelfde vraag kun je je stellen bij een mens.
Willow'a kendi içindeki şeyin tam olarak ne olduğunu araştıracağını söyler.Cleo wil nog altijd uitzoeken wat er precies met hem is gebeurd.
Sözcük; alınan (kendisinden soy alınan) ve ayrıca önyüz, bir şeyin ön tarafı demektir.Het gelaat (ook gezicht of aangezicht genoemd) is de voorkant van het hoofd.
Her şeyin yeri var.Er mankeert overal wel iets.
Annesi her şeyin iyi olduğunu söyler.Hij stelt dat alles in orde is.
Ancak kendisinden sonra ormanda hiçbir şeyin değişmediğini farkına varır.Wanneer ze later in haar kasteel komt blijkt dat ze niet is veranderd.
Sam hiçbir şeyin farkında değilken Dean bunun bir şaka olduğunu düşünüyordur.Pas dan maakt Mr. Voice bekend dat het maar een grapje is.
Bu, her şeyin sonu demekti.Dit betekende zijn einde.
Karısı Lily'ye her şeyini anlatır.Hij biecht alles op aan Carla.
Destek olan şeyin birçok nesnelerde bulunduğunu varsıyıyoruz, işte bu ortak desteğe töz adını veriyoruz."God is onze toeverlaat en sterkte, ene hulp in de grote noden, die ons getroffen hebben.
Annesi onu bağrına basar ve her şeyin düzeleceğini söyler.Ze pakt haar knipmes en vertelt dat hij eraan gaat.
Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu?Hij speelde echter geen rol van betekenis.
Ama Seras onu her şeyin böyle daha iyi olacağı konusunda ikna eder.Maar Felix antwoordde haar dat alles waar kan zijn.
Hiçkimsenin veya hiçbir şeyin yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmasını istemedi.Hij laat zich daarbij door niets of niemand tegenhouden.
Böylelikle bunu her şeyin teorisi olarak açıklıyorum.Zoiets zou dan de theorie van alles genoemd worden.
İlgili Sayfalar