şeyin ile cümle

şeyin kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Mide ağrısı için bir şeyiniz var mı?¿Tiene algo para el dolor de estómago?
Aramızdaki her şeyin biteceğini söyledi.Ella dijo que todo acabará entre nosotros.
Baş ağrısı için bir şeyin var mı?¿Tiene algo para el dolor de cabeza?
Yazmak için bir şeyin var mı?¿Tienes algo con lo que escribir?
Konuşacak çok şeyiniz vardır.Tenemos mucho de que hablar.
Parayla her şeyin satın alınabileceği fikri yanlıştır.La idea de que con dinero se puede comprar cualquier cosa es incorrecta.
Dediğin şeyin konuyla hiç alakası yok.Lo que dices no tiene nada que ver con el tema.
Her şeyin iyi gideceğinden eminim.Estoy seguro de que todo saldrá bien.
Her şeyin zamanında hazır olacağını size garanti ediyorum.Le aseguro que todo estará preparado a tiempo.
Bir şeyin doğru yapılmasını istiyorsan, bazen onu kendin yapmalısın.Si quieres que una cosa esté bien hecha, a veces tienes que hacerla tú mismo.
Hiçbir şeyin yok.No tienes nada.
Söylemek istediğin bir şeyin var mı?¿Hay algo que quieras decir?
Neden söyleyecek bir şeyin yok?¿Por qué no tienes nada que decir?
Tom 2.30'a kadar burada olmadığında bir şeyin yanlış olduğunu bilmeliydim.Debí haber sabido que algo andaba mal cuando Tom no llegó aquí a las 2:30.
Ben bir şeyin tuhaf olduğunu düşündüm.Yo pensé que algo estaba raro.
Aristoteles dünyadaki her şeyin dört elementten yapılmış olduğuna inanıyordu: toprak, hava, ateş ve su.Aristóteles creía que todo en el mundo estaba hecho de cuatro elementos: tierra, aire, fuego y agua.
Böyle bir şeyin olacağını biliyordum.Sabía que pasaría algo así.
Yaptığın şeyin yasal olduğunu sanmıyorum.No creo que lo que haces es legal.
Her şeyin yeri ve zamanı vardır.Hay un tiempo y un lugar para todo.
Aslında dış dünyaya açılan tek şeyin bu resim olmasını istedik.De hecho, queríamos que la única salida al mundo exterior fuese esta foto.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Hay muchas formas distintas de demostrar que algo es imposible.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Cuando afirma que algo es imposible, muy probablemente está equivocado.
Önsöz'ün istisnası, Fundamento'daki her şeyin Zamenhof'un daha önceki eserlerinden gelmesidir.Con la excepción del Prólogo, todo lo que está en el Fundamento viene de trabajos anteriores de Zamenhof.
Krebs, eğer 48 saat içinde yardım gelmezse her şeyin yitirileceğini söyledi.Krebs le dijo a Keitel que, si el alivio no llegaba dentro de las 48 horas, todo se perdería.
Ve kalan her şeyin Oğul'dan yaratıldığını belirtiyordu.Él defendía que todo lo demás fue creado a través del Hijo.
Her şeyin yeri var.Todo tiene su lugar.
O’na göre 'İnsan her şeyin ölçüsüdür'."El hombre es la medida de todos los animales."
Bölümün sonunda her şeyin bir rüya olduğu anlaşılır.Al final del relato, todo parece haber sido un sueño.
Locke ise bu adanın "özel" olduğunu belirterek bu adada gerçekleşen her şeyin bir sebebi olduğunu söyler.Locke afirma que la isla es «especial», y todo lo que se encuentra con ello lo hace por una razón.
Bu sizi hiçbir şeyin alt etmesine izin vermemekle ilintilidir."Quien deposita la esperanza en Ti, no será dañado".
Burası, her şeyin başladığı yerdir.Finalizando en el lugar donde todo comenzó.
En sevdiği yemek domatestir, hayatta en güvendiği şeyin domates olduğunu defalarca vurgulamıştır.Su comida favorita es el tomate, diciendo que confía en los tomates más que nada en el mundo.
Kendi kendini üretim bir şeyin kendi kopyasını çıkartabileceği herhangi bir süreçtir.La autorreplicación es cualquier proceso por el cual una cosa puede hacer una copia de sí misma.
Daha sonra açığa çıkan bu ilişki herkesi şaşkına çevirir ve birçok şeyin başlangıcı olur.Sin duda es algo que a todos los que van por primera vez hace que se queden impresionados y quieran repetir.
(Almanya, Almanya her şeyin üstünde.Deutschland über alles («Todo para Alemania.
Ailesi ve kendisi için bu, her şeyin önünde yer alır.Viven por y para su comunidad y todo lo comparten entre sí.
Her şeyin en doğrusunu kendisinin bildiğini düşünüyor.Y solo puede conocer lo más perfecto que es él mismo.
Test ediciler sadece yazılımın ne olduğunun, yaptığı şeyin farkındadırlar, nasıl yaptığının değil.Según él, lo que cuenta es lo que se escribe, no cómo se escribe.
Buna göre her şeyin meydana gelişi de bir anda ve birdenbire olmuştur.Después reflexioné que todas las cosas que suceden a uno suceden precisamente, precisamente ahora.
Bir şeyin varlığı kendisine ait bir isimle doğar.Este nombre común tiene por origen un nombre propio.
Mitchell her şeyin daha yeni başladığını söyler.Zack se queja de que acababa de empezar.
Ama birçok şeyin kaçakçılığı daha yapılıyordu.En todo caso, era más probable que hubiera tráfico de personas.
Değişimi sağlayan ise her şeyin karşıtıyla birlikte vârolmasıdır.Trata de reformar rompiendo con lo anterior.
Her şeyini kaybetmiştir.Lo Hemos perdido todo.
Her şeyini kaybetmiş giderek paranoyak ve saplantılı bir hale gelmiştir.Poco a poco comienza a volverse paranoica, y enloquece.
Ağır küredeki her şeyin yanıp kül olabileceği kanıtlanmıştır.La montaña entera parecía estar a punto de estallar en llamas.
Böyle bir şeyin olasılığı nedir? 747 gibi karmaşık bir uçak tesadüfen oluşabilir mi?"¿Cuál es la probabilidad de que después encontremos un 747 totalmente ensamblado y listo para volar?
İmkan delili: "Evren'deki her şeyin olması da mümkündür, olmaması da.En él se afirma: "La Tierra es una pero el mundo no lo es.
Bir şeyin iyi olmasını umursamazdım.Yo sabía que no iba a haber problema.
O, her şeyin sebebi değil, yalnız iyi olanın sebebidir.El niño no vale por lo que es sino por lo que será.
İki farlı şeyin tüm özellikleri ortak olamaz.Ninguna de las dos especies es común.
Bir şeyin başlangıç yeri.La historia del comienzo.
Ama Seras onu her şeyin böyle daha iyi olacağı konusunda ikna eder.Dennis le asegura a Cara que todo saldrá bien.
Pizzaro gelir ve her şeyin hazır olup olmadığını sorar.Mirai aparece y le pregunta si está todo bien.
Her şeyin mükemmel olması için büyük emek ve zaman harcadım.Un poco más de tiempo extra le hubiera venido genial para llegar el paquete completo.
Pilot, yolculara her şeyin iyi gittiğini bildirir.El piloto solicita a los pasajeros regresar a sus lugares por turbulencia.
Annesi onu bağrına basar ve her şeyin düzeleceğini söyler.Una enfermera entra y le dice que todo estará bien, y que se recuperará.
Bunlar aynı şeyin iki modeli fakat farklı ölçeklerde.Es decir, ambos son lo mismo, pero con distinto nivel de detalle.
"Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.""Creo que lo único con lo que se puede estar honradamente comprometido es con la duda"...
Söyleyecek başka bir şeyin yoksa bana "Merhaba, nasılsın?" demenin hiçbir faydası yok.È inutile che tu mi dica "Ciao, come stai?" se poi non hai altro da dirmi.
İlgili Sayfalar