Bunu yanlış şekilde yapıyorsun.You are doing it the wrong way.
Efendim, bağajınızı hızlı bir şekilde kontrol edebilir miyiz lütfen?Sir, can we quickly inspect your luggage please?
Beni geçen gün yaptığınız şekilde hayal kırıklığına uğratmayın.Don't disappoint me the way you did the other day.
Nehir sakin bir şekilde akıyor.The river flows calmly.
Zamanını en iyi şekilde kullanmaya çalışmalısın.You should try to optimize your time.
Görünen o ki, Tatoeba yeniden uygun şekilde çalışıyor.It seems that Tatoeba is working properly again.
Hisse senedi fiyatları keskin bir şekilde düştü.Stock prices fell sharply.
Bu resimlerde kötü görünmüyorsun, o şekildesin.You don't look bad in these pictures, you are that way.
Güneş parlak bir şekilde parladı.The sun shone brightly.
Bir yumurtayı iki elimle temiz bir şekilde kırmam imkansız.It is impossible for me to cleanly crack an egg with both hands.
Elimden geldiğince şiiri en iyi şekilde çevirdim.I translated the poem the best I could.
Bana bir çocuğa davrandığın gibi aynı şekilde davranma.Don't treat me the same way you would treat a child.
Derslerimi düzenli bir şekilde takip ettim.I followed my lessons diligently.
Bu cümle iki şekilde yorumlanabilir.This sentence can be interpreted in two ways.
Bu film şaşırtıcı şekilde ilginç.This film was surprisingly interesting.
Kız mutlu bir şekilde okuyor.The girl is happily reading.
Mahcup bir şekilde başını eğdi.He bowed his head ashamedly.
Nazik bir şekilde ricamı dinledi.She kindly listened to my request.
Onu daha açık bir şekilde çeviremezdi.He couldn't have put it more plainly.
Bu o şekilde daha kolay görünüyor.It sounds easier that way.
Babam anneme tam da onun hoşlandığı şekilde bir fincan kahve yaptı.My father made my mother a cup of coffee just the way she likes it.
Bu tam Meg'in o şekilde davranması gibi.It's just like Meg to act that way.
Ben bir şekilde sizin duygularınızı anlıyorum.I somehow understand your feelings.
O her şekilde çekici.He is attractive in every way.
Japonya'da büyümüş olmasına rağmen İngilizce'yi akıcı bir şekilde konuşuyor.Although she grew up in Japan, she still speaks fluent English.
Bilim adamları bunu farklı şekilde yorumluyor.Scientists interpret it differently.
Babam zamanını en iyi şekilde kullanır.My father makes good use of his time.
Tom sarhoş ve çıplak şekilde sokaklarda koşuyordu.Tom was running around the streets drunk and naked.
O bir yabancı ama Çince'yi mükemmel bir şekilde konuşuyor.She’s a foreigner, but speaks Chinese excellently.
Tom kötü şekilde dövüldü.Tom was badly beaten up.
Evim depreme dayanacak şekilde tasarlanmıştır.My house is designed to withstand an earthquake.
Ciddi bir şekilde öğrenmeliyim.I must learn seriously.
Tom korkunç bir şekilde hatalı.Tom is dreadfully wrong.
Bilgisayarım doğru şekilde topraklanmış bir prize bağlı.My computer is connected to a properly grounded outlet.
Onun cildi mükemmel bir şekilde yumuşak.Her skin is perfectly smooth.
Onunla o şekilde konuşmayın.Don't speak to her like that.
Bu mükemmel şekilde simetrik olmalı.It needs to be perfectly symmetrical.
Yüksek bir maaş almasam bile, bu şekilde para kazanmaktan vazgeçmeye istekli değilim.Even if I don't get a high salary, I'm not willing to quit this way of making a living.
Aynı şekilde hissettim.I felt the same way.
Bu kural iki farklı şekilde okunabilir.This rule can be read in two different ways.
Bu kural iki farklı şekilde yorumlanabilir.This rule can be read in two different ways.
Her şeyi doğru bir şekilde rapor eder misin?Will you report everything truthfully?
Tom kötü şekilde düştü.Tom took a bad fall.
Para iyi bir şekilde kullanıldı.The money has been put to good use.
Um. ben bir şekilde yanılıyor muyum?Um...am I mistaken in some way?
Üç yıllık yokluğun ardından umulmadık bir şekilde ortaya çıktı.He appeared unexpectedly after three years of absence.
O, markette beklenmedik bir şekilde ona rastladı.He unexpectedly met her in the market.
Ben o şekilde hisseden tek kişi değilim.I'm not the only one who feels that way.
O histerik bir şekilde gülmeye başladı.She started laughing hysterically.
O tutumlu bir şekilde yaşıyor.He lives frugally.
Eğer bunu yapacaksak doğru şekilde yapalım.If we're going to do this, let's do it right.
Gerçek bir bilim adamı soruna bu şekilde yaklaşmazdı.A true scientist would not approach the question this way.
Bu filmdeki kadınlar çok sıradan bir şekilde giyinmişler.The women in this film are dressed in a very conventional way.
Bu şekilde olması gerekmiyordu.It wasn't supposed to be this way.
Bu şaşırtıcı şekilde ucuz.It's shockingly inexpensive.
Başka bir şekilde düşünemem.I cannot think any other way.
Her onlarla aynı şekilde düşünüyor.Everyone agrees with them.
O tuhaf bir şekilde konuşuyor.He's talking in a strange way.
O, güvenli şekilde nasıl kilo verebileceğini bilmek istiyor.He wants to know how he can lose weight safely.
Onu bu şekilde tercih ederim.I prefer it this way.