Tom anlaşılabilir şekilde kızgındı.Tom was understandably angry.
Eğer biz bunu Tom'un bize söylediği şekilde yapsak, daha az sorunlarımız olur.We would have fewer problems if we did this the way Tom told us to.
Güvenli bir şekilde hastaneye vardık.We safely arrived at the hospital.
Bunu Tom'un bile anlayabileceği şekilde nasıl açıklayabilirim?How can I explain this in a way that even Tom would understand?
Neden Tom'un sana o şekilde davranmasına izin veriyorsun?Why do you let Tom treat you that way?
Benim hissettiğim aynı şekilde hissettiğine çok memnun oldum.I'm very glad you feel the same way I do.
Anne kararlı bir şekilde "Gilbert Blythe'ı asla affetmeyeceğim" dedi."I shall never forgive Gilbert Blythe," said Anne firmly.
Bu çok kötü şekilde sona erebilir.This could end very badly.
Şu an itibariyle tüm tümörleri güvenilir şekilde tedavi edebilecek bir yöntem yoktur.As of yet, there is no method that can reliably cure all tumors.
Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? "" Muhafazakar" dedi Matthew hemen.What way do you vote, Matthew?" "Conservative," said Matthew promptly.
"O zaman ben de Muhafazakarım" dedi Anne kararlı bir şekilde."Then I'm Conservative too," said Anne decidedly.
Anne pişman bir şekilde "Ah, çok üzgünüm" dedi."Oh, I'm so sorry," said Anne penitently.
Asla seni bir daha bu şekilde konuşurken duymak istemiyorum.I never want to hear you talking in this fashion again.
Bunu bana söylediğin şekilde yaptığımı düşündüm.I thought I was doing this the way you told me to.
Olağandışı bir şekilde ılıman bir kıştı.It was an unusually mild winter.
Üniversiteye gitmeyi ciddi şekilde düşünmen gerekir.You should seriously consider going to college.
Kendimi hiç o şekilde hissetmiyorum.I don't feel that way at all.
En büyük arkadaşın hakkında nasıl o şekilde konuşabilirsin?How can you talk that way about your oldest friend?
Anne sıkı ve istikrarlı bir şekilde çalıştı.Anne worked hard and steadily.
Anne kararlı bir şekilde "Green Gables'ı satmamalısın" dedi."You mustn't sell Green Gables," said Anne resolutely.
Fadıl, Dania'yı olumlu bir şekilde etkiledi.Fadil influenced Dania in a positive way.
Mucizevi bir şekilde, Fadıl şiddetli saldırıdan kurtuldu.Miraculously, Fadil survived the vicious assault.
Fadıl suçu itaatkar bir şekilde izledi.Fadil watched the crime obediently.
Fadıl çok açık bir şekilde hırpalanmıştı.Fadil was very clearly battered.
Eskiden aynı şekilde hissederdim.I used to feel the same way.
Yardım edebilirsek, elimizden gelen herhangi bir şekilde yardım edeceğiz.If we can help, we'll help any way we can.
Tom bunu o şekilde yapmış olmalıydı.Tom should've done it that way.
Tom'un onu önerdiğin şekilde yapması gerekirdi.Tom should've done it the way you suggested.
O şekilde olacağını sanmıyorum.I don't think it's going to happen that way.
Tom'dan ve aynı şekilde benden hoşlanmıyorsun, değil mi?You don't like Tom and me the same way, do you?
Umarım kimse o şekilde hissetmez.I hope nobody feels that way.
Gerçekten hızlı bir şekilde oldu.It happened really quickly.
O konuda tam olarak aynı şekilde hissediyorum.I feel exactly the same way about that.
Bu şekilde olduğuna sevindim.I'm glad it happened this way.
Kötü bir şekilde yaralandım.I was badly hurt.
Tutumlu bir şekilde yaşıyorum.I live frugally.
Fena şekilde yardıma ihtiyacım var.I need help badly.
Kötü şekilde yanmıştım.I was badly burned.
Fadıl'ı bu şekilde bırakamam.I can't leave Fadil like this.
Fadıl çok şiddetli bir şekilde öldü.Fadil died a very violent death.
Hepiniz akıcı bir şekilde çok yakında Fransızca konuşacaksınızYou'll all be speaking French fluently pretty soon.
Bunu o şekilde yaparsan muhtemelen incinirsin.You'll probably get hurt if you do it that way.
Sanırım onu yanlış şekilde yapıyorsun.I think that you're doing that the wrong way.
Fransızcayı iyi bir şekilde konuşmak kolay değildir.It's not easy to speak French well.
Elimden gelen herhangi bir şekilde yardım etmeye hazırım.I'm ready to help in any way I can.
Bu şekilde düşünen tek kişi Tom değildi.Tom wasn't the only one who thought that way.
Fadıl, Leyla kadar akıcı bir şekilde Arapça konuşmaz.Fadil doesn't speak Arabic as fluently as Layla does.
Fadıl akıcı bir şekilde Arapça konuşmuyor.Fadil doesn't speak Arabic fluently.
Kariyeri beklenmedik bir şekilde bozuldu.His career unexpectedly fell apart.
Sami onu yanlış şekilde yapıyor.Sami is doing that the wrong way.
Biz onu her zaman bu şekilde yapmayız.We don't always do it this way.
Ben bir defasında o şekilde yapmaya çalıştım.I tried to do it that way once.
Tom her zaman bunu o şekilde yapmaz.Tom doesn't always do it that way.
Bizimle bu şekilde konuşma.Don't talk to us that way.
Kendimi fena şekilde yaktım.I've burned myself badly.
Sami gizemli bir şekilde kayboldu.Sami has mysteriously gone missing.
Tom onu yanlış şekilde yapıyor.Tom is doing that the wrong way.
Onu bu şekilde istedim.I wanted it this way.
Ben hep bu şekilde oldum.I've always been this way.
Tom'la o şekilde konuşma.Don't talk to Tom that way.