Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.I řekli mu učedlníci jeho: I kde bychom vzali tolik chleba na této poušti, abychom takový zástup nasytili?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.제자들이 가로되 광야에 있어 우리가 어디서 이런 무리의 배부를만큼 떡을 얻으리이까
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.Môn đồ thưa rằng: Ở nơi đồng vắng nầy, ta há dễ kiếm đâu đủ bánh, đặng cho dân đông dường ấy ăn no nê sao?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.Môn_đồ thưa rằng : Ở nơi đồng vắng nầy , ta há dễ kiếm đâu đủ bánh , đặng cho dân đông dường ấy ăn no_nê sao ?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.Og hans disipler sa til ham: Hvorfra skal vi her i ørkenen få brød nok til å mette så meget folk?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.Ucenicii I-au zis: ,,De unde să luăm în pustia aceasta atîtea pîni ca să săturăm atîta gloată?``
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.И говорят Ему ученики Его: откуда нам взять в пустыне столько хлебов, чтобы накормить столько народа?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.І кажуть Йому ученики Його: Де ж нам узяти стільки хлїба в пустині, щоб нагодувати стільки народу?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.Учениците Му казаха: Отгде да имаме в уединено място толкова хляб, че да нахраним такова голямо множество?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.ויאמרו אליו התלמידים מאין לנו די לחם במדבר להשביע את ההמון הגדול הזה׃
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.فقال له تلاميذه من اين لنا في البرية خبز بهذا المقدار حتى يشبع جمعا هذا عدده.
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.門 徒 說 、 我 們 在 這 野 地 、 那 裡 有 這 麼 多 的 餅 、 叫 這 許 多 人 喫 飽 呢
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.門徒說 、 我們 在 這 野地 、 那裡 有 這麼 多 的 餅 、 叫 這許 多 人 喫飽呢
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Bila je skoraj tako radovedni Dickon, kot je bila o zapuščen vrt.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Bola skoro rovnako zvedavá Dickon, keď sa o opustené záhrade.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Była prawie tak ciekawy Dickon, jak była o opuszczonym ogrodzie.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Byla skoro stejně zvědavá Dickon, když se o opuštěné zahradě.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Cô gần như là tò mò về Dickon khi cô về khu vườn hoang vắng.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Dia hampir sama penasaran tentang Dickon karena ia tentang taman sepi.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.그녀가 버려진 정원에 대해되면서 그녀는 Dickon에 대해 거의 궁금했습니다.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Ea a fost aproape la fel de curios despre Dickon ca ea a fost de aproximativ grădină părăsită.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Ela era quase tão curioso sobre Dickon quando ela estava no jardim deserta.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Era casi tan curioso sobre Dickon cuando estaba a punto el jardín desierto.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Era quasi come curioso Dickon come stava il giardino abbandonato.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Hän oli melkein yhtä utelias Dickon koska hän oli aikeissa autio puutarhaan.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Hon var nästan lika nyfiken Dickon när hon var ungefär den övergivna trädgården.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Hun var næsten lige så nysgerrig efter Dickon, da hun var omkring de øde haven.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Ő majdnem olyan kíváncsi Dickon, ahogy volt, a kihalt kertben.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Sie war fast so neugierig Dickon, als sie über den verlassenen Garten war.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Ze was bijna net zo nieuwsgierig naar Dickon als ze was over de verlaten tuin.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Ήταν σχεδόν τόσο περίεργος για Dickon όπως ήταν για το εγκαταλειμμένο κήπο.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Вона була майже так само цікаво, Дікон, як їй було близько занедбаний сад.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Она была почти так же интересно, Дикон, как ей было около заброшенный сад.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.Тя беше почти толкова любопитни за Дикън, тъй като тя беше за безлюден градина.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.היא היתה כמעט סקרנית לגבי Dickon כשעמדה בגן נטוש.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.كانت تقريبا حول Dickon الغريب كما أنها كانت على وشك حديقة مهجورة.
O ıssız bahçe ile ilgili olarak o neredeyse Dickon hakkında merak ediyordum.しかし、ちょうどその瞬間、彼の曲を終えたロビンは、、彼の小さな揺れを与えた
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Anda tidak ingin menjadi daging di tengah-tengahnya.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Chả có ai muốn làm miếng thịt xông khói nằm ở giữa cả.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.En je wilt niet het vlees in het midden zijn.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Ingen vill vara köttbiten i mitten.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.여러분은 중간에 있는 햄이 되고 싶지는 않으실 겁니다.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Man will nicht das Fleisch in der Mitte sein.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Não queremos ser o presunto no meio.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Nechceli by ste byť tou šunkou v strede.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Nem jó érzés húspogácsának lenni középen.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Nie chcecie być kotletem pośrodku.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Non volete essere il prosciutto nel mezzo.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.No quisieras ser el jamón en el centro.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Nu vrei să fii şunca din mijloc.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Určitě nechcete být tím masem uprostřed.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Vous ne voulez pas être le jambon au milieu.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Κανείς δεν θα'θελε να είναι το ζαμπόν στη μέση.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Вам точно не захочеться бути яловичиною в середині.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.И вы не захотите оказаться ветчиной посередине.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.Няма да искате да сте шунката в средата.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.אתה לא רוצה להיות הבשר באמצע.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.لا تود أن تصبح مكان شريحة اللحم في المنتصف.
Ortasından ıssırmak istemezsiniz.僕はこのストーリーについてのリポートを
Özlemle kıvrandılar çölde, Tanrıyı denediler ıssız yerlerde.(105:14) увлеклись похотением в пустыне, и искусили Бога в необитаемой.