Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?Siapakah menyirami bumi yang kering dan merana sehingga rumput bertunas semua
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?till att mätta ödsliga ödemarker och giva växt åt gräsets brodd?
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?δια να χορταση την αβατον και ακατοικητον, και να αναβλαστηση τον βλαστον της χλοης;
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?За да насити пустата и запустяла земя. И да направи нежната трева да изникне?
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?чтобы насыщать пустыню и степь и возбуждать травные зародыши к возрастанию?
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?להשביע שאה ומשאה ולהצמיח מצא דשא׃
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?ليروي البلقع والخلاء وينبت مخرج العشب
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?使 荒 廢 淒 涼 之 地 得 以 豐 足 、 青 草 得 以 發 生
Kurak ve ıssız yeri doyursun, Ot bitirsin diye?使 荒廢 淒涼 之 地 得以 豐足 、 青草 得以 發生
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Acolo vor paşte mieii ca pe imaşul lor, şi păstori pribegi vor mînca moşiile prăpădite ale bogaţilor.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Allora vi pascoleranno gli agnelli come nei loro prati, sulle rovine brucheranno i capretti
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.A ovečky sa budú pásť ako driev na svojom pastvisku, a pustiny tučných budú jesť putujúci.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Bấy giờ những chiên con sẽ ăn cỏ như trong đồng cỏ mình, người ngụ cư sẽ ăn ruộng hoang của kẻ giàu.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Bấy_giờ những chiên con sẽ ăn cỏ như trong đồng_cỏ mình , người ngụ_cư sẽ ăn ruộng hoang của kẻ giàu .
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Des brebis paîtront comme sur leur pâturage, Et des étrangers dévoreront les possessions ruinées des riches.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Di reruntuhan kota anak kambing dan domba akan merumput dan tidak kekurangan makanan
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Então os cordeiros pastarão como em seus pastos; e nos campos desertos se apascentarão cevados e cabritos.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.És bárányok legelnek ott, mint legelõjükön, s a gazdagoknak romjain idegenek élnek!
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.I będą się paść baranki według zwyczaju swego, a przychodniowie pustyó bogaczów pożywać będą.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.In ovce se bodo ondi pasle kakor na pašniku svojem in tujci se bodo živili na opustošenih njivah bogatinov.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.I pásti se budou beránkové podlé obyčeje svého, a ostatky těch tučných, navrátíce se, jísti budou.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Ja karitsat käyvät siellä niinkuin laitumillansa, ja vieraat syöttävät rikkaitten rauniosijoja.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.그 때에는 어린 양들이 자기 초장에 있는 것 같이 먹을 것이요 살찐 자의 황무한 밭의 소산은 유리하는 자들이 먹으리라
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Los corderos serán apacentados en su pastizal, y los cabritos comerán entre las ruinas de los ricos
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Och lamm gå där i bet såsom på sin egen mark, och på de rikas ödetomter söka vandrande herdar sin föda.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Og der går Får på Græs, Geder afgnaver omkomnes Tomter.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.И будут пастись овцы по своей воле, и чужие будут питаться оставленными жирными пажитями богатых.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.Тогава ангелите ще пасат както в пасбищата си; И чужденци ще изядат запустелите места на тлъстите.
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.ורעו כבשים כדברם וחרבות מחים גרים יאכלו׃
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.وترعى الخرفان حيثما تساق وخرب السمان تاكلها الغرباء
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.那 時 羊 羔 必 來 喫 草 、 如 同 在 自 己 的 草 場 、 豐 肥 人 的 荒 場 被 遊 行 的 人 喫 盡
Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.那 時 羊羔 必 來喫 草 、 如同 在 自己 的 草場 、 豐肥 人 的 荒場 被 遊行 的 人 喫盡
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Dia tinggal di sebuah rumah, besar besar, tua terpencil di negeri ini dan tidak seorang pun yang dekat dia.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Él egy nagy, hatalmas, elhagyatott régi ház az országban, és senki nem megy közelében rá.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Ele mora em um grande, grande, casa desolada velhos no país e ninguém vai para perto ele.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.El trăieşte într-o mare, casa mare, veche pustii în ţară şi nimeni nu merge din apropierea oraşului -l.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Er lebt in einem großen, großen, verlassenen alten Haus auf dem Land, und niemand geht in der Nähe ihn.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Hän asuu suuri, iso, autio vanha talo maalla eikä kukaan menee lähelle häntä.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Han bor i en stor, stor, øde gammelt hus på landet, og ingen kommer tæt på ham.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Han bor i en stor, stor, ödsliga gamla hus på landet och ingen går nära honom.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Hij woont in een grote, grote, verlaten oud huis in het land en niemand gaat in de buurt hem.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Il vit dans une grande, grande, vieille maison déserte dans le pays et personne ne s'approche lui.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.그는 국가의 큰, 큰, 황량한 오래된 집에서 살고 아무도 가까이 갈 수 없어
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Mieszka w wielkim, wielkim, opuszczony stary dom w kraju i nikt nie przechodzi w pobliżu niego.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Ông sống trong một lớn, lớn, ngôi nhà cũ hoang vắng trong nước và không ai đi gần anh ta.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Vive en un gran, gran casa, desolada de edad en el país y nadie se acerca a él.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Vive in una grande, grande, vecchia casa desolata in campagna e nessuno si avvicina lui.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Žije ve velké, velké, pusté starý dům v zemi a nikdo nejde u ho.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Žije vo veľkej, veľké, pusté starý dom v krajine a nikto nejde u ho.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Živi v veliki, veliki, pusta stara hiša v državi, in nihče ne gre v bližini njega.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Ζει σε μια μεγάλη, μεγάλη, έρημη παλιό σπίτι στη χώρα και κανείς δεν πηγαίνει κοντά αυτόν.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Він живе у великій, великий, пустельний старий будинок в країні, і ніхто не підходить до його.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Он живет в большой, большой, пустынный старый дом в стране, и никто не подходит к его.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.Той живее в една голяма, голяма, пуста стара къща в страната и никой не отива близо до него.
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.הוא גר בבית גדול, גדול, זקן שומם בארץ ואף אחד לא מתקרב
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.كان يعيش في ، كبيرة جدا منزل مهجور ، القديمة في البلاد ، ولا أحد يذهب قرب
O, büyük bir ülkede, büyük, ıssız bir eski evin yaşıyor ve hiç kimse yakın gidiyor onu.彼。彼はそう、彼はそれらを聞かせしません渡り、そして彼らだ
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.A učeníci mu povedali: Odkiaľ vezmeme na púšti toľko chleba, aby sme nasýtili tak veliký zástup?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.Disseram-lhe os discípulos: Donde nos viriam num deserto tantos pães, para fartar tamanha multidão?
Öğrenciler kendisine, ‹‹Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?›› dediler.In reko mu učenci njegovi: Odkod bi mi vzeli v puščavi toliko kruha, da bi nasitili toliko ljudstva?