Ana içeriğe geç
Sözlük

ın ile cümle

ın kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
O, biraz İngilizce konuşabilir.He can speak a little English.
O, nihayet IBM'in başkanı oldu.He finally became the president of IBM.
O, sonunda IBM'in başkanı oldu.He finally became the president of IBM.
Alman aksanıyla İngilizce konuşur.He speaks English with a German accent.
İngilizceyi Alman aksanıyla konuşuyor.He speaks English with a German accent.
O, çok samimi insandır.He is a very sincere person.
O bıçak ile ağaçtan ince bir dal kesti.He cut a twig from the tree with his knife.
Ne kadar da akıcı İngilizce konuşuyor!How fluently he speaks English!
Ne etkileyici bir insandır o!What an impressive person he is!
O, ona ilk önce inanmadı.He didn't believe it at first.
O, otobüsten indi.He got off the bus.
Piyanoda Beatles'ın tüm şarkılarını çalabilir.He can play all the songs of the Beatles on the piano.
O,İngilizceyi istikrarlı bir Alman aksanıyla konuşur.He speaks English with a strong German accent.
O, Bay Black'in arabasını hatırlar.He remembers Mr Black's car.
O, Fransızcayı İngilizceden çok daha fazla bilir.He knows French, much more English.
O, Fransızca ve açıkça görülüyor ki İngilizce konuşabilir.He can speak French, and obviously English.
O, Ben'in suçla ilgisi olduğundan şüphelenmedi.He didn't doubt that Ben had something to do with the crime.
O, Ben'in sözlerine inanmadı.He didn't believe Ben's words.
O başkalarının dinsel inançlarına karşı hoşgörülüdür.He is tolerant in religious belief of others.
Birçok İnkalar gibi, bu hikayeye inanırdı.He, like most Incas, believed this story.
O, Homeros'u Yunancadan İngilizceye çevirdi.He translated Homer from the Greek into English.
O henüz aşağı inmedi.He is not down yet.
O bana tamamen inanmaz.He doesn't altogether trust me.
Onun kesinlikle diğer insanların duygularına saygısı yok.He has absolutely no respect for other people's feelings.
İngilizceyi sanki bir Amerikalıymış gibi konuşur.He speaks English as if he were an American.
O, insanlara evde hissettirme sanatını biliyor.He knows the art of making people feel at home.
İngilizcede büyük ilerleme yapıyor.He is making great progress in English.
İngilizcede büyük ilerleme kaydediyor.He is making great progress in English.
Daha çok İngilizce çalışacağını söylüyor.He says that he will study English harder.
O sık sık insanları kızdırır.He often makes people angry.
O, sık sık İncil'den alıntılar yapar.He often quotes the Bible.
O, Leeds'te bir İngilizce profesörüdür.He is a professor of English at Leeds.
Kendisi Leeds'te İngilizce hocası.He is a professor of English at Leeds.
İyi İngilizce ile kendini ifade etti.He expressed himself in good English.
O, doktora olan inancını kaybetti.He has lost faith in the doctor.
O, bir doktor olduğuna inandırdı.He made believe he was a doctor.
O çok İngilizce çalışmış olmalı.He must have studied English hard.
Uzayda yüzen ilk insandı.He was the first man to float in space.
O sonsuza kadar İngiltere'ye dönmüştü.He had returned to England forever.
O, iyi bir İngilizce konuşucusudur.He is such a good English speaker.
O, İngilizceyi çok seviyor.He likes English very much.
İngilizce, onu öğrenmesi için kolay değildir.English is not easy for him to learn.
O, hem İngilizce hem Fransızca konuşabilir.He can speak both English and French.
O, iyi derecede İngilizce iletişimine sahiptir.He has a good command of English.
O, İngilizcesinde az gelişme yaptı.He has made little progress in his English.
O,İngilizcede zayıftır.He is weak in English.
O, İngilizcede zayıf.He is weak in English.
İngilizce sevmesine rağmen, o, matematikte zayıftır.While he likes English, he is weak in mathematics.
Almanca şöyle dursun, İngilizce okuyamıyor.He can't read English, much less German.
Almanca şöyle dursun, İngilizce konuşamıyor.He cannot speak English, much less German.
O, İngilizce konuşamaz, değil mi?He can't speak English, can he?
O, İngilizce konuşur mu?Does he speak English?
O, İngilizce konuşabilir, Fransızca da.He can speak English, and French as well.
O hem Fransızca hem de İngilizce konuşuyor.He speaks French as well as English.
İngilizcede 100 üzerinden 90 puan aldı.He got 90 marks out of 100 in English.
O, kendi sınıfında İngilizcede öndedir.He is ahead of his class in English.
O, İngilizcede bizim önümüzde.He is ahead of us in English.
Kendini İngilizce olarak ifade edebilir.He can make himself understood in English.
O, İngilizce olarak kendini çok iyi ifade etti.He expressed himself very well in English.
İngilizce yazılmış bir kitap okudu.He read a book written in English.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod