Onun iyi bir adam olduğuna inanıyorum.I believe he is a nice guy.
O, iyi bir insan gibi görünüyor.He seems like a good person.
O İngiltere'de doğdu ama Amerika'da eğitim gördü.He was born in England, but was educated in America.
İngiltere 'de doğmuş olmasına rağmen, o çok kötü İngilizce konuşuyor.Although he was born in England, he speaks English very badly.
İngiltere'ye gitmek için kararlı.He is determined to go to England.
O, İngiltere'de Cambridge'de evindeydi.He was in his home in Cambridge, England.
O bir İngiliz çocuk değildir.He is not an English boy.
O, iki kez İngiltere'de bulundu.He has been to England twice.
O İngilterelidir.He comes from England.
O İngiltere'den geldi.He comes from England.
İngiliz edebiyatında çok bilgilidir.He is well read in English literature.
Onun bir gün zengin olacağına inanıyorum.I believe he is going to be rich one day.
O, insanlara her zaman bir sürü sorun çıkarıyor.He is always giving people a lot of trouble.
O her zaman insanların hatasını yakalar.He always tries to trip people up.
O her zaman diğer insanların hatalarını bulmak için hazırdır.He is always ready to find fault with other people.
O, her zaman diğer insanlara güvenir.He always relies on other people.
Fakir insanlara karşı her zaman cömerttir.He is always generous to poor people.
O, şimdiye kadar yaşamış en büyük insandır.He is the greatest man who has ever lived.
O her türlü insanlarla iletişim halinde.He is in touch with all kinds of people.
O, sözde kültürlü bir insan.He is what is called a man of culture.
İngiltere'de iyi bir eğitim aldı.He received a good education in England.
Everest Dağı'na tırmanan ilk insandı.He was the first man that climbed Mount Everest.
O, çok uzlaşmacı bir insandır.He is a very agreeable person.
Parayı çaldığını inkar etti.He denied having stolen the money.
O bir sepet üzümü karıştırarak inceliyor.She is picking over a basket of grapes.
O Katolik inancına ait.He belongs to the Catholic faith.
O, İngilizceyi oldukça iyi konuşur.He speaks English fairly well.
O işinde oldukça iyidir, ama inisiyatiften yoksundur.He is quite good at his job, but lacks initiative.
Onun iyi yapacağına inanıyorum.I believe that he'll do fine.
O, sınıfındaki herhangi bir öğrenci kadar akıcı şekilde İngilizce konuşmaktadır.He speaks English as fluently as any student in his class.
O, Kate'in şarap içmesine izin vermez.He doesn't let Kate drink wine.
İnsanlar onun bu şehirde en zengin adam olduğunu söylüyorlar.People say that he is the richest man in this town.
O, bu şehrin sanayisini incelemek için yakında buraya gelecek.He will come here soon to inspect the industry of this town.
O, düştüğünde elini incitti.He hurt his hand when he fell.
O, Noel Baba'ya inanıyor.He believes in Santa Claus.
O, Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i yazdığını bilmiyordu.He didn't know Shakespeare wrote Romeo and Juliet.
O, öyle söylediğini inkar ediyor.He denies having said so.
Onun hakkında bir şey bildiğini inkar etti.He denied knowing anything about it.
Ona istasyonda inmesi söylendi.He was told to get off at the station.
Toplantıda İngilizce bir konuşma yaptı.He made a speech in English at the meeting.
O, olaya karıştığını inkar etti.He denied having been involved in the affair.
O, o insanlar tarafından iyi konuşulur.He is well spoken of by those people.
O, o insanlar arasında iyi bir üne sahiptir.He is well spoken of by those people.
O, yola indi.He came down the road.
Suça katıldığını inkar etti.He denied having taken part in the crime.
Kitabı Fransızcadan İngilizceye çevirdi.He translated the book from French into English.
Hikayenin gerçek olduğuna inanıyor.He believes that the story is true.
Hikayeye inanacak kadar öylesine aptal değildir.He is not such a fool as to believe that story.
Onu yaptığını inkar etti.He denied having done it.
Bunu yaptığını inkar ediyor.He denies having done it.
Böyle bir şey söylediğini inkar etti.He denied having said such a thing.
O, ona inanmadığını ekledi.He added that he didn't believe it.
O, ona inanacak kadar budala mı?Is he so foolish as to believe that?
Böyle bir şeye inanacak kadar aptal değildir.He knows better than to believe such a thing.
Böyle bir şeye inanmayacak kadar akıllıdır.He knows better than to believe such a thing.
O, İngilizceyi çok iyi konuşur.He speaks English very well.
O sürekli diğer insanlarla ilgili hata buluyor.He is constantly finding fault with other people.
Birçok insanın önünde bir konuşma yaptı.He made a speech in front of many people.
O tek bir tek hatada cesaret kaybedecek insan değil.He is not man to lose heart at a single failure.
O, az önce New Tokyo International Airport'a vardı.He has just arrived at New Tokyo International Airport.