Bir dağ zirvesinden güneş'in doğuşunu izlemek bir zevk.To see the sunrise from a mountaintop is a delight.
Dağın tepesindeki hava çok inceydi.The air on top of the mountain was very thin.
Bayan Yamamoto bize İngilizce öğretir.Ms. Yamamoto teaches us English.
Sanayi Devrimi ilk defa İngiltere'de ortaya çıkmıştır.The Industrial Revolution took place first in England.
Yaz'ın geri kalanında çalışmayı planlıyorum.I plan to work the rest of the summer.
Ben işe giderken, bu paketi Jones'ın evine bırakacağım.I will drop off this package at the Jones' when I go to work.
İşinden zevk alan bazı insanlar var, aslında onlar çalışmayı seviyor.There are some people who enjoy work - in fact, they love to work.
İlk başta her insan 10 ABD doları ödemişti.At first each man had paid $10.
Her yokuşun bir de inişi vardır.Whatever has a beginning also has an end.
Kız kardeşin kendini incitmedi, değil mi?Your sister didn't hurt herself, did she?
Kız kardeşim partide İngilizce bir şarkı söyledi.My sister sang an English song at the party.
Kız kardeşim İngilizcede önemli bir gelişme kaydetti.My sister has made remarkable progress in English.
Çocuklar anne ve babalarının onlara söylediklerine inanırlar.Children will believe what their parents tell them.
İnsan çocuklara karşı sabırlı olmalı.One must be patient with children.
Çocuklar sahilde kumdan kaleler inşa ediyorlar.The children are building sand castles on the beach.
Çocukluğumda Noel Baba'ya inandım.In my childhood, I believed in Santa Claus.
Çocukların genellikle ailelerine inancı var.Children usually have faith in their parents.
Yavru kedi ağaçtan inemedi.The kitten couldn't get down from the tree.
Belediye başkanı bir rüşvet aldığını inkar etti.The mayor denied having taken a bribe.
Beklediğimden çok daha fazla insan var.There are many more people than I expected.
Liderler insanlarla irtibatta değildi.The leaders were out of touch with the people.
Ölü insanlar konuşamazlar.Dead men tell no tales.
Bazı insanlar ölümden sonra ebedi hayata inanıyorlar.Some people believe in eternal life after death.
Senin haklı olduğun inancındayım.My belief is that you are right.
Yeni bir ev inşa etmek bana çok paraya mal oldu.It cost me a lot of money to build a new house.
Basına inanmamın nedeni budur.That is why I believe in the Press.
Bildiğim kadarıyla, o çok iyi bir insan.As far as I know, she is a very good person.
Ben uyandığımda, diğer tüm yolcular inmişti.When I woke up, all other passengers had gotten off.
Konuştuğum adam İngilizce öğretmenimdir.The man I was talking to is my English teacher.
Beklediğimizden daha fazla insan var.There are more people than we expected.
Bugün ilk dersimiz İngilizcedir.Our first lesson today is English.
İngilizce öğretmenimiz her zaman zamanında gelir.Our English teacher is always on time.
O aramızda bir casus olduğuna inanıyor.He believes that there is a spy among us.
Kütüphanede bir sürü İngilizce kitabımız var.We have a lot of English books in the library.
Öğretmenimiz bir lise öğrencisiyken çok İngilizce çalışmış olmalı.Our teacher must have studied English hard when he was a high school student.
Hiçbirimiz onun söylediğinin doğru olduğuna inanacak kadar aptal değiliz.None of us is so foolish as to believe that he was telling the truth.
Otobüse burada bineriz ve ineriz.We get on and off the bus here.
Hepimizin bir dünyanın insanları olduğumuzu biliyoruz.We know that we are all people of one world.
Biz insanız.We are human.
Dünya'nın güneş'in etrafında döndüğünü öğrendik.We learned that the earth goes around the sun.
Biz genellikle İngilizce konuştuk.We usually talked in English.
Ozon tabakasını incelten kimyasalları kullanmayı hemen durdurmalıyız.We must stop using ozone-depleting chemicals immediately.
Biz Jane'in nehir boyunca yüzdüğünü gördük.We saw Jane swimming across the river.
Derslerimizden en çok İngilizceyi severiz.We like English the best of all our subjects.
Biz romanı Japoncadan İngilizceye çevirdik.We translated the novel from Japanese into English.
Bu insanlara çok minnettarız.We are very grateful to those people.
Sorunu incelemeliyiz.We should look into the problem.
Thames'in kıyısında yürüdük.We walked on the banks of the Thames.
Hepimiz onun suçsuzluğuna inanıyoruz.We are all convinced of his innocence.
Şimdi üç yıldır İngilizce eğitimi almaktayız.We have been studying English for three years now.
İngilizcenin uluslararası bir dil olduğunu öğrendik.We learned that English is an international language.
İngilizce konuşurken birkaç hata yapmayız.We make not a few mistakes when speaking in English.
Biz İngilizceyi nasıl okuyacağımızı öğrendik.We learned how to read English.
Biz İngilizce öğrenimi yapmalıyız.We must study English.
İyi zaman geçirdik, İngilizce öğrendik.We had good time, learning English.
İngilizce öğrenerek iyi zaman geçirdik.We had good time, learning English.
Okulda İngilizce öğreniyoruz.We study English at school.
Biz okulda İngilizce öğreniyoruz.We learn English at school.
Biz indirim oranı üzerinde mutabık kaldık.We have agreed on the rate of discount.
Biz indirim oranı üzerinde anlaştık.We have agreed on the rate of discount.