Mike'ın Yumi ile konuşması keyifliydi.It was pleasant for Mike to talk to Yumi.
Onlar Mike'ın yatakta hasta olduğunu söylüyorlar.They say that Mike is sick in bed.
Mike'ın Şikago'da yaşayan bir arkadaşı var.Mike has a friend who lives in Chicago.
Mike'ın annesi evlenmeden önce büyük bir şehirde yaşadı.Mike's mother lived in a big city before she married.
Mike'ın Florida'da birkaç arkadaşı var.Mike has a few friends in Florida.
Mike'ın iki sevgilisi var.Mike has two girl friends.
Dün Mike'ın aldığı bu raketti.It was this racket that Mike bought yesterday.
Mike'ın yanlış otobüse bindiği açık.It is clear that Mike took the wrong bus.
Mike Jane'in evine gittiğinde, o uyuyordu.When Mike went to Jane's house, she was sleeping.
Bayan March bana İngilizce bir sözlük verdi.Miss March gave me an English dictionary.
Margaret'in müzik için bir yeteneği var.Margaret has a talent for music.
Sadece bir avuç dolusu insan gerçeği biliyor.Only a handful of people know the fact.
Bay White bize İngilizce öğretir.Mr White teaches us English.
Bay White'ın avlusu büyüktür.Mr White's yard is large.
Bazı insanlar korku filmlerini izlemekten zevk alırlar.Some people derive pleasure from watching horror movies.
Bob'ın odasında bir sürü kitap var.Bob has a lot of books in his room.
Bob'ın okumak için pek çok kitabı var.Bob has too many books to read.
Bob'ın sınavı geçeceğinden eminim.I am sure that Bob will pass the examination.
Bob'ın babası bir kızlar okulunda öğretmenlik yapar.Bob's father teaches at a girls' school.
Bob'ın zamanında gelip gelmeyeceğinden kuşkuluyum.I doubt if Bob will come on time.
Honolulu için inmeye başlayacağız.We're going to begin the descent for Honolulu.
Neredeyse kimse ona inanmıyordu.Almost no one believed her.
Hemen hemen tüm öğrenciler söylentiye inandı.Almost all the students believed the rumor.
Az sayıda insan plan hakkında biliyordu.Few people know about the plan.
Neredeyse kimse ona inanmadı.Almost no one believed him.
Sana inanmıyorum. Her zaman yalan söylüyorsun.I don't believe you. You're always telling lies.
Ben öğrenciyken İngilizce günlük tutardım.I used to keep a diary in English when I was a student.
Bu hikayeyi Jim'in uydurduğundan eminim.I am sure that Jim made up that story.
Paul İngilizceyi matematiğe tercih eder.Paul prefers English to math.
Ispanaktan hoşlanmayan insanlar var.There are people who don't like spinach.
Helen sonraki durakta indi.Helen got off at the next stop.
Helen'in ağırlığı 40 kilogramdan fazla değil.Helen weighs not more than 40 kilograms.
Şu insanlara helikopterin inebilmesi için geri çekilmelerini söyleyin.Tell those people to back off so that the helicopter can land.
Venedik'in güzel bir şehir olduğunu söylüyorlar.They say that Venice is a beautiful city.
Bazı insanlar evcil hayvanlar olarak nadir bulunan hayvanları beslerler.Some people keep rare animals as pets.
Beth'in, insanlar konuşurken onların sözünü kesme gibi güçlü alışkanlığı var.Beth has a strong habit of interrupting people while they are talking.
Beth protesto etti, ancak annesi onun inanılmaz şişman olduğunu hatırlattı.Beth protested, but her mother reminded her that she was incredibly fat.
Beth'in çiftlikteki zamanından hoşlanmadığına şaşırdım.I'm surprised that Beth didn't enjoy her time at the farm.
Fred'in evinde beş oda bulunmaktadır.Fred's house has five rooms.
Fred'in evinin beş odası var.Fred's house has five rooms.
Fransa İngiltere'nin güneyindedir.France is to the south of England.
Frank'in kötü bir çocuk olarak bir ünü vardı fakat büyüdüğünde unuttu.Frank had a reputation as a bad boy but he lived it down as he grew up.
Frank'in patronu son derece paragöz.Frank's boss is extremely money hungry.
Brezilya'daki insanlar onunla gurur duyuyordu.People in Brazil were proud of him.
Bay Brown, 15 Mayıs'ta İngiltere'ye gitti.Mr Brown left for England on May 15.
Brown'ın evlendiği kız bir hemşire.The girl who Brown married is a nurse.
Bay Brown'ın dört çocuğu var.Mr Brown has four children.
Brian bu gezi için İngilizce çalıştı.Brian studied English for this trip.
Brian'ın cüzdan ve banka hesabında az para var.There is a shortage of money in Brian's wallet and bank account.
Brian'ın kız arkadaşı sık sık onu lüks restoranlara götürmesi için yalvarır.Brian's girlfriend often begs him to take her to luxurious restaurants.
Brian Kate'in ellerini tutuyor.Brian is holding Kate's hands.
Bir kart yazmak Brian'ın birkaç saatini aldı.It took Brian several hours to write a card.
Bayan Bush İngilizce öğretmenimizdir.Mrs. Bush is our English teacher.
Bay Ford'a kendini yetiştirmiş insan denilir.Mr Ford is what is called a self-made man.
Haksız avantaj, Bill'in zayıflığındandır.Unfair advantage was taken of Bill's weakness.
Bill'in çok sayıda orijinal fikirleri var.Bill has a lot of original ideas.
Bill diğer insanlarla asla tartışmaz.Bill never argues with other people.
Bill kaptan olarak Jim'in yerini aldı.Bill replaced Jim as captain.
Bill'in o şirkette hisse senedi var.Bill has stock in that company.
Bill'in işi otomobil satmaktır.Bill's work is selling cars.