ılımlı ile cümle

ılımlı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Kongre başkanı ılımlı milliyetçi Haşim el-Attasi idi.The head was moderate nationalist Hashim al-Atassi.
Ilımlı ve kendini adamış bir milliyetçi olarak selamlandı.He was hailed as a moderate and a dedicated nationalist.
Karısının ılımlı giyinmesine rağmen;Despite his wife's modest dress
Aşırı uçları ortadan kaldırdıktan sonra, Adler daha ılımlı bir düalizm biçimini benimsemiştir.After eliminating the extremes, Adler subscribed to a more moderate form of dualism.
1870'lerde yeni ılımlı milliyetçi hareket ortaya çıktı.In the 1870s new moderate nationalist movement was formed.
asfdTobias Lennart Billström (27 Aralık 1973 doğumlu), Ilımlı Parti'nin İsveçli bir politikacısıdır.Tobias Lennart Billström (born 27 December 1973) is a Swedish politician of the Moderate Party.
Süperkritik su reaktörü[1] azaltılmış ılımlı bir su reaktörü konseptidir.The supercritical water reactor (SCWR)[1] is a reduced moderation water reactor concept.
Günümüzün Hariciler'i eskiye nazaran daha ılımlı İbadiler'dir.Sie dienten nunmehr in stärkerem Maße weltlichen Zwecken.
Birçok ülkede liberaller, kadınlara seçme hakkı verilmesi konusunda ılımlıydı.In vielen Staaten sympathisierten die Liberalen mit dem Frauenwahlrecht.
Buna göre ılımlı İslamcı grupların İslam coğrafyasında desteklenmesinin gerekliliği öne sürüldü.Aufgrund dieser Gründe sind sie auf die Zuwendungen islamischer Wohlfahrtsorganisationen angewiesen.
Ancak Paris'te Almanya konusunda çok daha ılımlıydı.Wesentlich besser lief es für Deutschland.
Şanina ılımlı giyinir ve voleybol oynamaktan hoşlanırdı.Chanina s'habillait modestement et aimait jouer au volleyball.
Tumeh, kendini ılımlı İslamcı olarak tarif etmektedir.Khaled se décrit comme un musulman pratiquant.
Abbas, siyaseten ılımlı olarak algılanan Muhammed Ahmed Hüseyin'i görevlendirdi.Abbas a nommé Muhammad Ahmad Hussein, perçu comme un politicien modéré.
Distal kaslarda ılımlı atrofi ve kuvvetsizlik ortaya çıkabilir.Je pourrais écrire des pages de cas de viol et de brutalité presque incroyables.
Almanya'nın geneli, nemli batı rüzgarlarının üstünlük kurduğu ılımlı bir iklime sahiptir.La mayor parte de Alemania tiene un clima templado en el que predominan los vientos del oeste.
Ilımlı vatandaşların çoğu şehri terketti.Muchos de los habitantes de la ciudad han huido.
"Ilımlı İslam kavgası" (html).«Una tinción contra el Alzheimer» (html).
Kore angelica kurtulmuş kökü suda birkaç saat ılımlı bir şekilde kaynatılır.La radice dell'angelica (coreana) viene fatta bollire delicatamente in acqua per alcune ore.
Şanina ılımlı giyinir ve voleybol oynamaktan hoşlanırdı.Одевалась она скромно, любила играть в волейбол.
1880'lerde ılımlı boşanma yasaları dolayısıyla "boşanma başkenti" haline geldi.В 1880-х годах был известен как «столица разводов» из-за своего мягкого законодательства.
Kádár, Doğu Avrupa Komünist liderlerinin en ılımlısı olarak biliniyordu.Секуритате прославилась как самая жестокая спецслужба коммунистических стран Восточной Европы.
Ancak, bu nispeten ılımlı ortam çok uzun sürmedi.Однако такое неестественное устройство не могло, конечно, долго продержаться.
Ayrıca, radikalleri dışlayan ılımlı liberallerle yeniden uzlaşma yolunda ilk adımları attı.Также он сделал первые шаги по воссоединению с обновленными либералами, но не с радикалами.
“Ilımlı İslam Ülkesi” tanımlamasına Genelkurmay sert tepki verdi.В нём была дана характеристика специальности «Исламское богословие».
Almanya'nın geneli, nemli batı rüzgarlarının üstünlük kurduğu ılımlı bir iklime sahiptir.معظم أنحاء ألمانيا تتمتع بمناخ معتدل حيث تسود رياح غربية رطبة.
Steinmeier, reformistler ve ılımlılar olarak bilinen SPD'nin sağ kanadına aittir.شتاينماير ينتمي إلى الجناح الأيمن من الحزب الاشتراكي الديمقراطي، والمعروف باسم الإصلاحيين والمعتدلين.
Ilımlı iklimlerde neredeyse tüm olgular sonbahar ve kışta olmaktadır.في المناطق ذات المناخ المعتدل معظم الحالات تظهر في فصلي الخريف والشتاء.
Tunus'taki ılımlı İslamcı siyasi partidir.أنصار الشريعة في تونس هي مجموعة إسلام سياسي في تونس.
En iyi performans seviyesi, ılımlı stres veya uyarılmadır.O nível de desempenho ideal é o estresse moderado ou a excitação.
Almanya'nın geneli, nemli batı rüzgarlarının üstünlük kurduğu ılımlı bir iklime sahiptir.Grande parte da Alemanha tem um clima temperado no qual os ventos úmidos ocidentais predominam.
Böylelikle, 2008'de başlayacak olan küresel malil kriz nedeniyle büyüme ılımlı hale geldi.Isso foi acentuado após a crise no mercado internacional iniciada em 2008.
Şanina ılımlı giyinir ve voleybol oynamaktan hoşlanırdı.Vaidoso, gostava de jogar usando uma boina.
Ilımlı vatandaşların çoğu şehri terketti.Muitos dos cidadãos proeminentes abandonaram a cidade.
Ilımlı ve cömert bir kral olarak övüldü.Ele é recordado como um generoso, ilustre e magnânimo rei.
Tumeh, kendini ılımlı İslamcı olarak tarif etmektedir.Siddig define-se como muçulmano.
Faşizm, nazizme göre bir ölçüde daha ılımlıydı.Nada mais chocante do que o nazismo.
Ilımlı liberalleri temsil eden Oktobristler ile tutucu gruplar ise azınlıkta kaldı.De forma que nós estamos hoje, com descendentes de negros marginalizados, por nós próprios.
İklimi ılımlı ve nemli olan yerlerde, gölgeye dayanıklı olduğundan ağaç altlarında yetiştirilir.De zware, houtachtige zaden (kastanjes) kunnen, wanneer de bomen in straten staan, overlast geven.
Aşırı milliyetçi ve militarist yönetimin yerine daha ılımlı bir yönetim geldi.Een en ander werd onder een bijzonder gewelddadige nationaalsocialistische regie uitgevoerd.
Oldukça ılımlı ve ilerici olan ikinci grup, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yükselişte.Deze laatste, eerder gematigde en progressieve, groep is vooral in de ontwikkelingslanden erg in opmars.
Phocas'ın altında bile ılımlı bir düzelme gerçekleşmiş olabilir.Równocześnie w zakładzie kuracyjnym mogło przebywać ok.
Bu dönem sırasında ekonomi dengeli ve ılımlı bir süreç yaşadı.Stanowiło w tym czasie czynnik porządkujący i stabilizujący ekonomię.
Ilımlı vatandaşların çoğu şehri terketti.Wkrótce większość mieszkańców opuściła miasto.
Abdullah, Arap liderleri arasında Batı'ya daha ılımlı olarak görülürdü.Abdullah był spostrzegany przez zachodnich polityków jako umiarkowany arabski polityk.
Ancak, bu nispeten ılımlı ortam çok uzun sürmedi.Men den sköna stämningen varar inte länge.
Ilımlı Çok Parti Sistemi: Ülkedeki var olan partiler arasında, ideolojik ayrılıklar çok derin değildir.Båda är tämligen moderata partier utan några större ideologiska meningsskiljaktigheter.
Faşizm, nazizme göre bir ölçüde daha ılımlıydı.Till skillnad från fascismen var antisemitismen en mycket viktig fråga för nazismen.
Sosyal olaraktan genellikle gündemdeki konulara ılımlı bir yaklaşımda bulunmuştur.Jinak řečeno shrnují to, co se v současnosti obecně očekává od dobré sociální služby.
Ilımlı kullanım miktarlarında Zencefil FDA tarafından genel olarak güvenli kabul edilir.Jakožto potravinářská přídatná látka je všeobecně považovaný za bezpečný podle vyjádření FDA.
Doğal habitatları, ılımlı ormanlardır.Jeho přirozeným sídlištěm jsou mírné lesy.
Clarke kendisinin eşcinsel olup olmadığını soran gazetecilere "Hayır, sadece ılımlı neşeliyim." demiştir.Ziariștilor care s-au întrebat dacă Clarke a fost homosexual li s-a spus: „Nu, doar puțin mai vesel.”
Almanya'nın geneli, nemli batı rüzgarlarının üstünlük kurduğu ılımlı bir iklime sahiptir.Majoritatea Germaniei are o climă temperată, în care predomină vânturile vestice umede.
Faşizm, nazizme göre bir ölçüde daha ılımlıydı.Ei considerau că stalinismul era un rău cu mult mai mare decât fascismul.
Bu ılımlı iklimin sebebi Gulf Stream adlı sıcak su akıntılarıdır.Clima blândă oceanică se datorează curentului Gulf-Stream.
Amine ise daha ılımlı bir politika izledi.Abe egy öntudatosabb külpolitikát alkalmazott.
Distal kaslarda ılımlı atrofi ve kuvvetsizlik ortaya çıkabilir.Éles helyzetekben az erő és a könnyedség kombinációja félelmetes tud lenni.
Böylelikle, 2008'de başlayacak olan küresel malil kriz nedeniyle büyüme ılımlı hale geldi.Tilanne kärjistynyt erityisesti vuonna 2008 alkaneen talouskriisin myötä.
Ilımlı ve cömert bir kral olarak övüldü.Häntä on pidetty oikeudenmukaisena, suurena ja rakastettuna kuninkaana.
Şanina ılımlı giyinir ve voleybol oynamaktan hoşlanırdı.Η Σάνινα ντυνόταν σεμνά και τις άρεσε να παίζει βόλεϋ.

İlgili Sayfalar