Kendi ayakların üzerinde durmak bağımsız olmak anlamına gelir.To stand in your own feet means to be independent.
Öğrenmeniz gereken ilk şey, kendi fikirleriniz üzerinde durmak.The first thing you must learn is to stand on your own ideas.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Another flower is on the table.
Hemen ardından bu ödül yine masanın üzerinde durmaktadır.Victoria again finished on top of the table.
Bugün üzerinde durmak istediğim konu arabaların bir sanat olduğu düşüncesi.What I want to talk about is, as background, is the idea that cars are art.
Ve bu benim özellikle üzerinde durmak istediğim bir konu.And that's something which I'd like to elaborate on.
Ve bu videoda bu şekilde oluşan dalgalar üzerinde durmak istiyorum.And what I want to do in this video is really focus on this type of wave.
Hikaye, siyasi çoğulculuğun temel bir platformu üzerinde durmaktadır.The story rests on a fundamental platform of political pluralism.
'Ve saç çok beyaz haline gelmiştir; Ve yine durmadan başınızın üzerinde durmakAnd yet you incessantly stand on your head--
ROMEO O, dolayısıyla bize izin verin, ben ani acele üzerinde durmak.ROMEO O, let us hence; I stand on sudden haste.
Burada üzerinde durmak istediğim başka bir nokta daha var.There's one other point I want to make here.
Ama yapmaları gereken şeylerin başında acilen ihtiyacım olan şeyin üzerinde durmak vardı.But one of the first things they needed to do was assess what I needed right away.
Unutmayın, bunun gerçekten üzerinde durmak istiyorum.Remember, I want to really emphasize this.
Latik parçası gibi bir şeyin üzerinde durmaksa bu alışverişi durdurabilir.Standing on something like a wax block can cut off this supply.
Ve benim üzerinde durmak istediğim de bu anlamı; etin en iyi yerini kendine alan.And that's what I want to focus on -- the one who takes the best part of the meat.
Bizim sorumluluğumuz bu nokta üzerinde durmak.Now our responsibility is to push that edge.
Ve o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.This (city) lies on a road that still survives.
Ve o (yıkıntı kent), yol üzerinde durmaktadır.This (city) lies on a road that still survives.
Sütun, taştan yapılmış üç katlı bir kaldırım üzerinde durmaktadır.The column stands on a three-tiered pavement, which was built of stone.
Girişte "Teksas şeklindeki" bir anıtın üzerinde durmaktadır.It rests on a "Texas-shaped" memorial at the entrance.
Alan Mesozoyik kayaların üzerinde durmaktadır.The area rests on Mesozoic rocks.
Tayvan polisi olası bir isyan ihtimali üzerinde durmaktadır.The Taiwanese police deemed a mutiny probable.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Une autre fleur est posée sur la table.
Osborne 1 1984 yapımı The Philadelphia Experiment adlı bir filmde bir masanın üzerinde durmaktadır.L'Osborne Executive compare in una scena del film Philadelphia Experiment del 1984.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Altri libri, aperti, sono sul tavolo.
Son cemaat yerinin kullanılış tarzı üzerinde durmak gerekir.Il suo metodo utilizza i campi finiti.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.وقد اشتهر أيضًا وجود الطاولة بجانب السرير.
İstasyonunun merkezi dört ana dikme üzerinde durmaktadır.على متن المحطة الدولية هذه اللحظة أربعة رواد.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Em uma cena ela coloca um vaso de flores sobre uma mesa.
İstasyonunun merkezi dört ana dikme üzerinde durmaktadır.Station Admiralty zal dan een druk station worden voor vier verschillende lijnen.
Hemen ardından bu ödül yine masanın üzerinde durmaktadır.Die plannen verdwenen later weer van tafel.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Ook ander klein gedierte stond op zijn menu.
Kyoto ekolü de yokluk kavramının üzerinde durmaktadır.Kolejny relikt komunizmu odchodzi w zapomnienie!
Son cemaat yerinin kullanılış tarzı üzerinde durmak gerekir.Den ligger i Viimsi kommun i landskapet Harjumaa.
Görünen o ki, tanıştığı insanlardan ziyade Dodgson kekelemesinin üzerinde durmaktadır.Dodgson sám si to asi uvědomoval mnohem intenzivněji než většina lidí, se kterými se setkal.
Sunnydale Lisesi iblislerin krallıklarına açılan bir "kapı" olan "Cehennem Ağzı" üzerinde durmaktadır.Dawn maga a „Kulcs”, amely kinyithatja a pokol száját.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Az asztalon virág.
Çünkü öncelikle hukuk ve ahlak ayrımı üzerinde durmaktadır.Απλά τονίζει την καταρχήν διακριτότητα δικαίου και ηθικής.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Τρεις γυναίκες κάθονται μπροστά σε ένα τραπέζι.
Hemen ardından bu ödül yine masanın üzerinde durmaktadır.Her efter bliver der dog stille om bandet igen.
Son cemaat yerinin kullanılış tarzı üzerinde durmak gerekir.先端部は用途に応じた形状に仕上げされる。
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.我总是在桌子上放些花。
Hemen ardından bu ödül yine masanın üzerinde durmaktadır.Nakon toga se opet vrti na stolici.
Görünen o ki, tanıştığı insanlardan ziyade Dodgson kekelemesinin üzerinde durmaktadır.Vlastnú zajakavosť Dodgson pravdepodobne vnímal oveľa intenzívnejšie ako väčšina ľudí, s ktorými sa stretol.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Ir visada pamerkiu gėlių vazoje ant stalo.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Chcem zdôrazniť, že výška predstavuje intenzitu istého strachu tak, ako je hlásená v médiách.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Chiều cao của đồ thị là mức độ của nỗi sợ hãi được ghi lại qua các phương tiện truyền thông.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.De a csúcsok magassága az bizonyos félelmek intenzitása, amikről a média beszámol.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.De hoogte hier, wil ik aangeven, is de intensiteit van sommige angsten, zoals ze in de media is weergegeven.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.여기서 세로축은 언론에 의해 알려진 일종의 공포를 의미합니다.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Ma l'altezza qui, voglio evidenziarla, è l'intensità di certe paure, come riportato dai media.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Mas quero esclarecer que a altura é a intensidade dos medos, noticiados nos "media".
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Men jag vill poängtera att höjden här, är intensiteten av särskilda rädslor, så som de rapporterats i media.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Ta výška tady, to bych chtěl zdůraznit, je intenzita daného strachu tak, jak ho popisují média.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Wysokość, chciałbym to zaznaczyć, jest intensywnością pewnych lęków, raportowanych w mediach.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Але висота тут, я хочу підкреслити, це інтенсивність різних страхів, на основі даних із ЗМІ.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.Височината, искам да отбележа, е интензивността на страховете според медиите.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.אבל הגובה כאן, אני רוצה להצביע לכם, הוא העוצמה של פחדים מסוימים כפי שדווחו בתקשורת
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.لكن ما أريد أن أشير إليه أنّ ما نراه في الأعلى، يمثّل شدة مخاوف معينة، كما ورد في وسائل الإعلام.
Ama burada üzerinde durmak istediğim, yükseklik, bazı belli korkuların şiddeti, medyada verildiği gibi.メディアを賑わした 特定の恐怖の高まりを表しています いくつか見てみましょう