üslup ile cümle
üslup kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Balzac ve Stendhal’in romanları bu üsluptadır.Depois descobriu Balzac e Stendhal.
Üslup sahibi bir kemani ve başarılı bir bestekâr idi.Hij was een God-drager en een God-gever".
Öğüt verici bir üslupla yazılmıştır.Die verzon echter een list.
Maniyerizm (Üslupçuluk), yaklaşık 1520-1580 tarihleri arasında ortaya çıkmış olan bir sanat üslubudur.Maniërisme is de kunststijl tussen 1520 en 1580.
Godard Amerika adlı şeyle ilgili ne düşünüyorsa bu filmde bunları değişik bir uslupla dile getirmiştir.Godard heeft deze film door een Amerikaan laten financieren.
İnsan ve hayvanlar aşırı derecede üslüplaştırılmıştır.Dreszcze występują u człowieka oraz u zwierząt stałocieplnych.
Fakat bu benzerlik üslup açısından farklıdır.Ważniejsze niż podobieństwa są jednak różnice w tej analogii.
Neo-klasik üslûpta, 1890 yılında yapılmış geç tarihli bir yapı.Zbudowana w stylu neogotyckim, konsekrowana w 1898.
Aralarında üslup farkı vardır.Між ними суттєві різночитання.
Üslup sahibi bir kemani ve başarılı bir bestekâr idi.Він був провісником і чудодійним цілителем.
Ancak farklı eklektisist üsluplardan söz edilebilir.To lze ilustrovat následujícími ekvivalencemi.
Toplumsal ve politik süreç bir karakomedi türünde ve ironik bir üslupla ele alınır.Lidskou fázi charakterizuje demokracie a ironická reflexe.
Bununla birlikte eklektisizm bir üslup değil, bir davranış şekli olarak değerlendirilmelidir.Cu toate acestea, aplicarea unui tratament nu trebuie să fie arbitrară, ci să țină cont de o anume conduită.
Güldürmek esasına dayanıldığından üslûpta bir serbestlik göze çarpar.Unui îndemn la predare i se răspunde cu râsete zeflemitoare.
Bu dönemde kendine özgü bir sembolist üslup geliştirdi.Ezen időszakban fejlesztette ki sajátos szimbolista stílusát.
Klasik üslupta yapılmıştır.Klasszikus összhangzattan.
Ahmedbeyov tasarladığı yapılarında doğu ve batı mimarlığının üsluplarını birleştirirdi.Ben-Haim yhdisteli tuotannossaan lännen ja idän vaikutteita.
Klasik üslupta yapılmıştır.Kirja muodostui klassikoksi.
Kullandığı üslüp genellikle kışkırtıcıdır ve ağzı bozuk bir dil kullanır.Μια από τις συνήθειές της είναι να μιλάει με στόμα γεμάτο.
Bununla birlikte kemençeyi kendine özgü bir üslupla çaldı.Ωστόσο, η πολίτικη λύρα χτύπησε με ένα διακριτικό στυλ.
Bu üslup aynı zamanda Palladyanizm'in devamı olan neoklasik mimarinin de bir özelliği oldu.Det skulle også blive et træk ved den neoklassiske stil, der fulgte efter palladianismen.
Farklı bir ifadeyle sanat denebilecek bir üsluplaşma görülmektedir.Må noe være unikt for å kalles kunst?
Üsluplarından da anlaşılabilir.Også kombinasjoner er mulig.
Müze binası neo-klasik bir üslupla yapılmıştır.Terowongan ini dibangun dengan gaya Neoklasik.
Ampir üsluptaki türbe beyaz mermerlerle kaplıdır.Seluruh dinding bagian dalam ditutupi dengan marmer putih.
Sonunda kendine özgü bir üslûp geliştirmiştir.Cuối cùng cũng tự mình tạo nên khoảng trời riêng.
Ampir üsluptaki türbe beyaz mermerlerle kaplıdır.Kỳ lân biển có quan hệ rất gần với cá voi trắng.
Başbakan sert üslupla konuşmalarını sürdürdü.その時、校長先生が重い口を開いた。
Gerçekçi bir üslupla kaleme alınmıştır.文句治に比べて現実的な面がある。
Avrupa’nın barok ve ampir üslûplarının karma bir şekilde uygulandığı görülür.ヨーロッパでは投げゴマとぶちゴマがほぼ半ばする様相である。
Üsluplarından da anlaşılabilir.連環可解也。
Bu denemelerin üslubu dolayısıyla aksi tabiatlı ve kızgın üsluplu bir yazar olma şöhreti kazandı.對於獲勝最醜,作者表示不會生氣。
Birçok başarılı kitap, farklı üslup sahibi profesyonel yazarlar tarafından kendine özgün yazılmış kitaplardır.הייתי שמח לו נכתבו ספרים דומים על ידי סופרים בעלי דעות שונות.
Akıcı üslup kolaycı ve basit anlamına gelmez.לא יכול להיות שעקירת עץ היא דבר כה קל ופשוט.
Sorgularda olayları rahat bir tavır ve daha eğlenceli , komik bir üslupla anlatır.Сериала става по-забавен, с повече смешни ситуации.
Ancak Roma Cumhuriyeti boyunca Roma mimarisi üslup bakımından Yunan mimarisiyle neredeyse aynı olmuştur.По време на Републиката стилът на строене бил почти идентичен с гръцките образци.
Çaydamlı, bu kitapta üslup olarak diğer kitaplarından farklı bir dil kullanmıştır.Hodge navodi u svom priručniku, da govore nešto drugačijim jezikom.
Neogotik üslupta inşa edilen bina, dünyadaki altıncı, ABD'deki ikinci büyük katedraldir.Je postavená v neogotickom slohu a je šiestou najväčšou katedrálou na svete a druhou najväčšou v USA.
Üsluplarından da anlaşılabilir.Venuje sa aj kompozícií.
Babası Hans Holbein (yaşlı) ve amcası Sigmund, geç Gotik üslupta yaptıkları resimlerle tanınmışlardır.Hans Holbein starejši in njegov brat Sigismund Holbein sta naslikala verska dela v poznem gotskem slogu.
Jonson, üslupta uzman görkemli bir hicivcidir.Jonas je mlad nadarjen študent kiparstva.
Aralarında üslup birliği olmayan üç portalin süslemeleri birbirinden farklıdır.Na zunanji strani se tri enote jasno razlikujejo.
Müze binası neo-klasik bir üslupla yapılmıştır.Rūmai buvo neogotikinio stiliaus.
Sadece kendine has bir üslupla tek başına dans ederek başarısını kutlar.Samuti juhul kui ta ise eduka torke sooritab.
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım.""Am făcut ceea ce toată lumea ar fi trebuit să facă"
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."A ten morální imperativ zní: "Udělal jsem to, co by měl udělat každý."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."El imperativo moral es "hice lo que todos deberían hacer."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım.""Eu fiz aquilo que todos deviam fazer".
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım.""Ik deed wat iedereen zou moeten doen."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Je v tom morálny imperatív "Urobil som, čo mal urobiť každý,"
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım.""다들 해야할 일을 했을 뿐이다." 이것이 도덕 명령입니다.
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Ma l'imperativo morale è "Ho fatto quello che tutti avrebbero dovuto fare."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Moraalinen imperatiivi on "Tein mitä kaikkien olisi pitänyt."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Moralny imperatyw brzmi: "Zrobiłem to, co każdy powinien był zrobić".
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Og det moralske bud er, "Jeg gjorde, hvad enhver bør gøre."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Und die moralische Implikation ist: "Ich tat, was jeder tun sollte."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Και η ηθική προσταγή είναι η εξής "έκανα ότι ο καθένας θα έπρεπε να κάνει".
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."А моральный императив: "Каждый так должен".
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."И моралния императив е, "Направих това, което всеки би направил."
Ahlakçı bir üslupla "Herkesin yapması gerekeni yaptım."Моральною вказівкою є "Я зробив те, що кожен мусить".