Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.La papelería es una cosa que me asusta tremendamente...
Ardından arkasından bir ses duyar ve ürker.Produce sonidos sordos y graves.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.I britanni si rifugiarono a Londra per il terrore.
Çok ürkektirler ve iyi saklanırlar.Attaccano da lontano e sanno nascondersi bene.
Son olarak da iki yana, hayvanların denizden ürkmesini önlemek için korkuluklar yapılmıştır.Dei cinque caccia della RAF danneggiati, due di essi furono poi rottamati.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Ora il palazzo è alquanto manomesso.
Einstein, kuantum mekaniksel tahminlerle “bir noktada ürkütücü” diyerek dalga geçmiştir.Einstein derise le predizioni della meccanica quantistica come "spaventosa azione a distanza".
O onu ürküttü.Она напугала его.
Ürkütücü karga çalıdan korkuyor.Пуганая ворона куста боится.
O kadar ürkmüştü ki yalınayak dışarı koştu.Он был так напуган, что выбежал на улицу босиком.
Ne kadar da ürkünç bir hayvan!Какое страшное животное!
Belirsizlik beni ürkütüyordu.Неизвестность меня пугала.
Ardından arkasından bir ses duyar ve ürker.Любит подслушивать и лгать (по её словам).
Bununla beraber Naruto, bundan kolayca ürker.В рельефе Менрва выражена слабо.
Orduyu ürkütmeyin.Не применяй войско.
Bu durum Brahms'ı ürkütmüştü.Этот случай испугал Шельму.
Dişi ise yeşilbaş gibi vaklar ve ürkütüldüğünde boğuk bir ses çıkarır.Коса как бы сама косит траву, издавая при этом чистый, звонкий звук.
Ancak 'yarattığı' bu şeyden ürker ve yaptığından pişmanlık duyar.Все те, что будут ему вверены и которые вытекают из его сущности.
Simon kayıtsız dünyada izole varlığını tırmalamayan, ürkek bir adamdır.Боб — беззащитное существо, неспособное самостоятельно выжить в агрессивном мире.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Признаюсь, такое направление мыслей Меня ужасает за последствия.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.ما هذا؟ تلك الحيرة كانت وراء خوفي من الإقدام على نشره.
Ardından arkasından bir ses duyar ve ürker.("السمع والطاعة!")، وتراجع من ترينتينو.
Bir kısmı özendirici, istenen nitelikte, diğer bir kısmı ise korkutucu, ürkütücü ütopyalardır.فكان البعض متواضعًا وحريصًا على التعلم؛ و البعض الآخر قويًا ومجادلًا؛ والبعض جبانًا وبطيئًا في التحسن.
Görünüşü ile hırsızları ve kurtları ürkütse de uysal bir ev köpeği olarak da yetiştirilebilir.يمكن للذئاب أن تتناسل والكلاب المستأنسة، لتنتج هجيناً غير عقيم.
Orduyu ürkütmeyin.لا تحشد القوات.
Ancak 'yarattığı' bu şeyden ürker ve yaptığından pişmanlık duyar.A distinção dá-se no imanente, entre o que gera e o que é gerado.
Ürkütücü bir şarkı yani.É uma canção agridoce.
Gök tanrısı korkunç bir şekilde gürledi ve ben ürktüm.Tremeu toda a terra e houve grande medo.
Genellikle gece işlektirler, çok ürkektirler.Geralmente são noturnos, alguns muito ágeis.
Sudak balığı çok dikkatli ve ürkek bir balıktır ve kolay kolay tutulamaz.É um peixe intensamente curioso e não tem medo dos barcos.
Einstein, kuantum mekaniksel tahminlerle “bir noktada ürkütücü” diyerek dalga geçmiştir.Einstein brincou, dizendo que as predições na mecânica quântica eram "estranhas ações a distância".
Frankenstein'ın Canavarı (Glenn Strange) ile birlikte eğlenceli ve ürkütücü bir maceraya atılıyorlar.A boneca desperta em Kenneth uma estranha e perigosa obsessão.
Ancak 'yarattığı' bu şeyden ürker ve yaptığından pişmanlık duyar.Toen deze de wereld schiep verwijderde hij zichzelf uit hetgeen hij gecreëerd had.
Karanlık ve ürkütücü bir hava yaratmayı amaçlar.Hij probeerde hiermee een duistere en angstaanjagende sfeer te creëren.
Bir kısmı özendirici, istenen nitelikte, diğer bir kısmı ise korkutucu, ürkütücü ütopyalardır.Sommigen van hen staan op goede voet met haar, maar anderen zijn bang of juist vijandig tegenover haar.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.De beving zorgde voor veel onrust bij de bevolking van Londen.
Çok ürkek ve saklı yaşayan bir hayvandır.Het is een zeer schuwe en verborgen levende soort.
Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.Deze ingrijpende gebeurtenis zorgde ervoor dat de emoties buitengewoon hoog opliepen.
Aleglerin evi kadın erkek yaşlıların, adından bile ürktüğü bir evdir.Oude Vrouwenhuis was de naam voor een tehuis waar oudere vrouwen hun laatste jaren konden slijten.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.W Londynie zapanowała panika.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Unikał publicznych wystąpień, które go przerażały.
Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.Ten zamierzony rozdźwięk dawał zaskakujący efekt dramaturgiczny.
Kendilerine özgü ve yakın mesafede kulağı oldukça rahatsız edici, ürkütücü ve uzun bir çığlık sesi çıkarırlar.De har ett högt, spöklikt klagande läte som hörs på långt avstånd.
Ürkek bir kuş değildirler ama ağaçlardaki yaşam tarzları yüzünden zor gözlemlenirler.Tajgasångaren är ingen skygg fågel, men dess livsstil i skogen gör att den är svår att få syn på.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.Framkommet till London stötte bandet på motstånd.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.Через скоєні вбивства Лондон був охоплений панікою.
Orduyu ürkütmeyin.Не йдіть в армію.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Жахливе пророцтво, в яке боялися повірити, збулося.
Bu durum Brahms'ı ürkütmüştü.Ця звістка дуже прикро вразила Бредлі.
Karanlık ve ürkütücü bir hava yaratmayı amaçlar.Це створює моторошну і страшну атмосферу.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Історія храму досить складна.
Bununla beraber Naruto, bundan kolayca ürker.Malá potupa je hříchem lehkým.
Ardından arkasından bir ses duyar ve ürker.Naopak sluch a čich má vyvinutý.
Sejanus, Tiberius’un emriyle öldürüldü ve Livilla ürkütücü annesine teslim edildi.Seianus byl na Tiberiův příkaz popraven a Livilla byla za trest předána své strašlivé matce.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Horror — příběh vyvolávající pocity strachu.
Çok ürkek ve saklı yaşayan bir hayvandır.Je to plaché zvíře, které je ostražité.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Zámecká budova je poměrně rozsáhlá.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.Orchestrální party byly nahrány v Londýně.
Frankenstein'ın Canavarı (Glenn Strange) ile birlikte eğlenceli ve ürkütücü bir maceraya atılıyorlar.V noci slyší Walton z Frankensteinovy kabiny podivné zvuky.
Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.Această puternică repetarea culminează cu o disonanță terifiantă.