Ben bu dağcılarla ilgilenirken ürkütücü bir şey oldu,As I was taking care of these climbers, we got a startling experience.
Bu da çok, çok, çok ürkütücü.Very, very, very scary.
Bu size ürkütücü ve kafa karıştırıcı gelebilir.Now that might seem very daunting to you and very confusing, but I'll now do a couple of examples.
Hiç kimse kredi vermek istemiyor, zira herkes ürkmüş durumda.No-one's willing to give you a loan, just because they're all a little bit scared.
Evet biraz ürkütücü fikirler bunlar ama diyelim ki bana hiç bir şey olmuyor. -I know these are getting kind of morbid, but let's just assume that nothing bad happens to me.
"Jaws" yüzünden çoğumuz köpekbalığından ürküyoruz.We're often frightened of sharks, thanks to "Jaws."
Kendi sesimi bir bilgisayardan duymanın ürkütücü olacağını düşünüyordum.I thought it would be creepy to hear my own voice coming from a computer.
Dunedain Efendisi insanlarıyla büyük cesaretli bir saldırı yaptı ve düşman köleleri ürktüler.led his people in a great and valiant onslaught, and the servants of the Enemy quailed.
Yıkıma, açlığa gülüp geçecek, Yabanıl hayvanlardan ürkmeyeceksin.At destruction and famine you shall laugh, neither shall you be afraid of the animals of the earth.
Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar.But they were terrified and filled with fear, and supposed that they had seen a spirit.
‹‹Ben Daniele gelince, ruhum üzüntüyle sarsıldı, gördüğüm görümler beni ürküttü.I Daniel was grieved in my spirit in the midst of my body, and the visions of my head troubled me.
Aslandan ürkmüş.Fleeing from a lion?
Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü?Are you afraid of giving alms before confering?
Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;As though they were frightened asses
Kuran'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman, onlar ürkerek ardlarına dönerler.So when you invoke your Lord alone in the Qur'an they turn their backs and walk away.
Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü."Do not be afraid," they said. "The two of us are disputing the wrong one has done the other.
Hususi konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü ki bunu yerine getirmediniz?Are you afraid of giving alms before confering?
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.As though they were frightened asses
De ki: Alay edin bakalım, şüphe yok ki Allah, ürküp çekindiğinizi meydana çıkaracaktır.Say to them: "Mock as much as you like; God will surely expose what you dread."
O çekinenler, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyametten ürküp titrerler.Who are fearful of their Lord inwardly and dread the Hour.
Ve göreceksin onları, zilletten ezilip büzülmüş halde ürkek bakışlarla bakarken, ateşe salınırlar.You should see them brought before the Fire, abject in disgrace, looking stealthily.
Arslandan ürkmüşlerdir.Fleeing from a lion?
Âdeta arslandan ürkmüş.Fleeing from a lion?
Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."He said: "You are people I do not know."
Rabbini Kur'ân'da bir tek olarak andığın zaman da ürkerek arkalarına döner kaçarlar.So when you invoke your Lord alone in the Qur'an they turn their backs and walk away.
Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman bu, onların sırf ürküntüleriniartırdı.But when the admonisher came to them their aversion for the truth increased,
Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.As though they were frightened asses
Elçiler Lut'un evine gelince O: “Doğrusu, siz ürkülecek kimselersiniz.” dedi.When the messengers came to the family of Lot,
Onlar mâbedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına birden girince o, onlardan ürktü."Do not be afraid," they said.
Ürkmüş zebralar gibi,As though they were frightened asses
Sesten ürktükleri zaman, küçük yavrularını bile bırakıp kaçabilirler.When frightened by sound, it will even leave its young cub behind and run away.
Genişliği millerle ölçülen nehir, hâlâ ürkütücü bir sorun olmaya devam ediyor.Miles wide in its Balkan stretch, it presents a daunting challenge.
Kuraklığın daha büyük çaplı yan etkileri oldukça ürkütücü.The larger ramifications of drought are daunting.
İş dünyası: Yatırımcılar Kosovo konusunda ürkekBusiness: Investors skittish on Kosovo
T ürkiye'nin AB baş müzakerecisi Egemen Bağış 29 Haziran'da Bükreş'i ziyaret etti.Turkey's chief negotiator with the EU, Egemen Bagis, visited Bucharest on June 29th.
Zaman gazetesinde yer alan haberde Önal'ın şu sözlerine yer verildi: "Bu rakam gerçekten ürkütücü."This is a scary number," Turkish daily Zaman quoted him as saying.
Ives zaman zaman ürkütücü temalı yapımlarda rol aldı.Ives occasionally starred in macabre-themed productions.
Bu çok ürkütücü oldu ve sadece 15 kişi girdi.This proved too daunting and only 15 entered.
En ürkütücü eserlerden biri, Anna Mons'un kardeşi Willem Mons'un başıdır.One of the most gruesome exhibits is the head of Willem Mons, brother of Anna Mons.
Başlarda biraz ürkekti.Er war anfangs schüchtern.
Bu kadar ürkek olma.Sei nicht so schüchtern.
Biraz ürkek birisi.Sie ist etwas schüchtern.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Die Geschichte von einem, der auszog das Fürchten zu verlernen.
Ancak 'yarattığı' bu şeyden ürker ve yaptığından pişmanlık duyar.Eine Schöpfung aus dem Nichts lehnte er ab; für ihn ereignet sich Schöpfung in jedem Augenblick.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.Das Vorgehen wurde von der Regierung in London gerügt.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Das Gemach ist sehr baufällig.
Parçalanmış bilincin kurduğu dünya ise tuhaf olduğu kadar ürkütücü, anlamsız ve tehlikelidir.Alles von der Architektur bis zur Luft sollte seltsam und gefährlich erscheinen.
Görünüşü ile hırsızları ve kurtları ürkütse de uysal bir ev köpeği olarak da yetiştirilebilir.Mit seinem ruhigen Wesen und seiner Geduld kann er auch gut als Familienhund gehalten werden.
Tavşan gibi ürkekti.Il est craintif comme un lièvre.
Sejanus, Tiberius’un emriyle öldürüldü ve Livilla ürkütücü annesine teslim edildi.Séjan est exécuté sur les ordres de Tibère et Livilla est livrée à sa mère.
Düzenli olarak her dolunay döneminde kontrolünü kaybediyor ve ürkünç bir şekilde uluyordu.Mais à chaque fois, il perdra le contrôle du système et deviendra fou.
Bununla beraber Naruto, bundan kolayca ürker.Les enfants, à l'exception de Mary, ne leur apportent que peu de satisfaction.
Bu durum Pers istilasının ne denli ürkütücü göründüğünü göstermektedir.Elle nous montre à quel point la population du bourg était pieuse.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Parce que c'est l'écriture qui me sauve de cette complaisance dont j'ai peur.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Le plan du château est assez complexe.
Bir sonraki sahne son derece ürkütücü, patetik ve rahatsız edicidir.Ses derniers ouvrages apparaissent plus politiques, angoissés et indignés.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.¡Es lo suficientemente aterradora la Mansión?
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.El grupo londinense surgió de OutRage!
Bu durum Brahms'ı ürkütmüştü.Esto calmó al brahman.
Çok ürkek ve saklı yaşayan bir hayvandır.Es un animal muy huidizo y esquivo.