Bu ümitsiz bir olay.C'est un cas sans espoir.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Le désespoir s'installe peu à peu.
Gayet ümitsiz kalan Cornelius intihar etmeyi tekrar düşünür.Orphée, de nouveau inconsolable se suicide.
Görünüşte teknoloji konusunda ümitsiz vakadır.Govdex neutre vis-à-vis des technologies.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Il invite les commerçants étrangers, spécialement les Saxons à Liubice.
İşsizdim, ölümcül bir ümitsizlik içindeydim.Je suis dans l’espoir et aussi dans le désespoir.
Senin olaylar karşısındaki tutumun beni ümitsizliğe ve güvensizliğe itiyor.Tu actitud ante los acontecimientos me empuja a la desesperación y la inseguridad.
Görünüşte teknoloji konusunda ümitsiz vakadır.El discreto encanto de la tecnología.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.La decepción seguía en aumento.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Con frecuencia intenta hacer todo lo posible por complacer a los demás, especialmente a Suzuna.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Sembra andare d'accordo con gli altri domestici, soprattutto con Finnian.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Желает убить всех, особенно Сюдзи.
Antropomorfizm) 14. Tevbe-i Ye's: Ümitsizlik halinde yapılan tevbe makbuldur.Занимающийся анальным сексом совершает великий грех, за который он должен принести покаяние (таубу).
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Озлобление постепенно увеличивалось.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.العبيد المجلوبون من البلاد الأجنبية المجاورة وخصوصا الحبشة.
İşsizdim, ölümcül bir ümitsizlik içindeydim.Eu senti falta daquilo desesperadamente.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.A insatisfação continuou crescendo.
Bu savaş çok ümitsiz şartlar içinde olacaktı.Deze moesten leven in erbarmelijke omstandigheden.
Ümitsiz Aşk, Ferdi Tayfur'un albümüdür.All You Need Is Love is een album van Die Apokalyptischen Reiter.
Durum ümitsizdi.Het lijkt hopeloos.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.En het vertrouwen geraakt steeds meer zoek.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Blisko związany z Torreslandami, zwłaszcza z Rosaleną.
Görünüşte teknoloji konusunda ümitsiz vakadır.Ma obsesję na punkcie technologii.
İşsizdim, ölümcül bir ümitsizlik içindeydim.Bezrobotny, życiowy nieudacznik.
Durum ümitsizdi.Situace se zdá beznadějná.
Öfke ve ümitsizlikten körleşen Ferdinand kendini ve Luise’yi zehirler.Pak přijde Ferdinand pošle otce pryč a otráví sebe i Luisu.
Durum ümitsizdi.A helyzet reménytelennek tűnt.
Görüşmek için giden İffet ilk iş görüşmesinde büyük bir ümitsizliğe kapılır.Az érintettek nagy megkönnyebbülést éreznek, amikor először találkoznak a fogalommal.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Vuoto lisääntyi vähitellen.
Öfke ve ümitsizlikten körleşen Ferdinand kendini ve Luise’yi zehirler.Epätoivoissaan Rodolfo myrkyttää sekä itsensä että Luisa Millerin.
Durum ümitsizdi.Toivo näytti menetetyltä.
Fakat Kraliçe olmaya olan ümitsiz beklentisi de olduğu söylenir.Tämä on yksi syy, miksi pidetään erittäin epätodennäköisenä, että kuningatar luopuisi kruunusta.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Hän kosti ankarasti kapinallisille, erityisesti samnilaisille.
Sen gerçekten ümitsizsin.Olet kerta kaikkiaan toivoton.
Durum ümitsizdi.Situationen er håbløs.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Dette førte til tiltagende desperation.
İşsizdim, ölümcül bir ümitsizlik içindeydim.Han var da arbejdsledig og i en dyb livskrise.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Skolen frasagde alle de andre sutraer, specielt Lotus Sutraen.
Fakat Kraliçe olmaya olan ümitsiz beklentisi de olduğu söylenir.Det blir imidlertid sagt at dronningen ble skuffet.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Kjedeligheten ble stadig større.
Durum ümitsizdi.Nhưng vô vọng.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Sự căng thẳng càng ngày càng gia tăng.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Hắn là một kẻ vô lại, chuyên quấy rối tình dục người khác, đặc biệt là Sakuma.
Fakat Kraliçe olmaya olan ümitsiz beklentisi de olduğu söylenir.皇后の強い要望があったと推測される。
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Aqoursのメンバーの中では、特に鈴木愛奈との親交が深い。
Hagop ile Akabi arasındaki aşk günlük hayattan kaynaklanan engellerin gücü yüzünden ümitsizdir.ハードジェルは、アクリルスカルプチュアと同様に硬化後には硬さがあるため、日常の負荷による自爪からの剥離が起こりやすい。
Ümitsizliğe düştüğü anda Kral II. Ludwig’in desteği ile karşılaştı.長安に到達すると、司馬顒が迎え入れた。
Durum ümitsizdi.處所不定。
Fakat Kraliçe olmaya olan ümitsiz beklentisi de olduğu söylenir.他们还扬言要证明女王疯了。
En uzun, en çaresiz (ümitsiz) geceyi düşün. Sabah olmadı mı?가장 긴, 가장 졸망적인 밤을 생각해. 아짐이 되지 않아요?
İnsanlar beni bir köşede tek başıma hasta ve ümitsiz bir halde oturmuş görüyorlardı.ישבתי בודד ועצוב באחת מפינות המסגד.
Fakat Kraliçe olmaya olan ümitsiz beklentisi de olduğu söylenir.Мария обаче нямала друг изход, ако желаела да остане царица.
Bu savaş çok ümitsiz şartlar içinde olacaktı.Tam sta živela v skrajno brezupnih razmerah.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Njegov obup je še naraščal.
Görünüşte teknoloji konusunda ümitsiz vakadır.Ekonomika beviltiškai atsiliko nuo Vakarų technologijų.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Taikos troškimas vis didėja.
Ümitsizce diğerlerinin, özellikle Susannah'nın yanına ulaşmak istemektedirler.Nors uola nebuvo didelė, jis pasikviesdavo prisijungti ir kitus žmones, ypatingai Ramadano laikotarpiu.
Bizi aciz, ümitsiz ve yararsız hissettiriyor.Ci fa sentire inetti, disperati e inutili.
Bizi aciz, ümitsiz ve yararsız hissettiriyor.Czujemy się przez to bezradni, zrezygnowani i bezużyteczni.
Bizi aciz, ümitsiz ve yararsız hissettiriyor.Ne face să ne simţim de prisos, neajutoraţi şi fără speranţă.