Ancak, söz konusu değerlendirme işlemlerinin düzenlenme kapsamı ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir.Míra, v níž jsou tyto evaluační postupy regulovány, se však v jednotlivých zemích může lišit.
Ancak, söz konusu değerlendirme işlemlerinin düzenlenme kapsamı ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir.Obseg zakonske urejenosti teh evalvacijskih postopkov pa se po posameznih državah razlikuje.
Ancak, söz konusu değerlendirme işlemlerinin düzenlenme kapsamı ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir.Totuşi, măsura în care astfel de proceduri de evaluare sunt reglementate poate diferi de la o ţară la alta.
Ancak, söz konusu değerlendirme işlemlerinin düzenlenme kapsamı ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir.Toutefois, le niveau de réglementation de ces procédures d’évaluation varie d’un pays à l’autre.
Ancak, söz konusu değerlendirme işlemlerinin düzenlenme kapsamı ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir.Tuttavia, la misura in cui queste procedure di valutazione sono disciplinate può variare da paese a paese.
Artık Başkan'ın son isteğine göre... ...tüm mal varlığı ülkeye geri dönebilir.Finalement, selon les dernières volontés du Président, tous ses biens peuvent être restitués à la Nation.
Artık Başkan'ın son isteğine göre... ...tüm mal varlığı ülkeye geri dönebilir.Végül, az Elnök úr végső óhajának megfelelően, a teljes vagyon visszaszáll az országra.
Artık Başkan'ın son isteğine göre... ...tüm mal varlığı ülkeye geri dönebilir.Επιτέλους, όπως ήθελε ο Πρόεδρος, Όλα του τα περιουσιακά στοιχεία έχουν περάσει στο κράτος.
Artık Başkan'ın son isteğine göre... ...tüm mal varlığı ülkeye geri dönebilir.وفي الاخير مثلما تمنى الرئيس يمكنك اعادت الممتلكات كلها الى الشعب
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Ces photos ont toutes été prises dans des pays différents.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Este é muito fácil, as fotografias foram todas tiradas em países diferentes.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Ez kifejezetten könnyű, mert ezek a képek különböző országokban készültek.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Gambar-gambar ini semuanya diambil di negara-negara yang berbeda.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Những bức ảnh này được chụp từ các nước khác nhau.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Queste foto vengono tutte da nazioni diverse.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Tento je skutečně jednoduchý, protože tyto fotky byly pořízeny v rozdílných zemích.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Toate aceste fotografii au fost făcute în ţări diferite.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.To było proste, bo to 4 różne kraje.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Todas estas muestras se tomaron en diferentes países.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Вообще-то, в данном случае определить разницу было особенно легко - снимки все сделаны в разных странах.
Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait.Всички тези снимки са били направени в различни държави.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.사실 이 이야기들은 저로 하여금 세계를 돌아다니게 하였습니다. 저는 60개 국에 가봤죠.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.60ヵ国以上を訪れました 何千もの話を聞きましたが
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.De fapt, aceste poveşti m-au obligat să merg în jurul lumii, şi am fost în peste 60 de ţări.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Dessa berättelser tvingade mig runt världen, och jag har varit i fler än 60 länder.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Diese Geschichten veranlassten mich, um die Welt zu reisen und ich war in über 60 Ländern.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Die verhalen dwongen mij de wereld over, en ik ben in meer dan 60 landen geweest.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.En fait, ces histoires m'ont obligée à voyager dans le monde, j'ai voyagé dans plus de 60 pays.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Essas histórias fizeram-me viajar pelo mundo, e já estive em mais de 60 países.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.In realtà, queste storie mi hanno spinto a girare il mondo, e sono stata in oltre 60 paesi.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Pred týmito príbehmi som naozaj neunikla nikde na svete, a to som bola vo viac ako 60 krajinách.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Sebenarnya, kisah-kisah ini membawaku berkeliling dunia, aku telah pergi ke lebih dari 60 negara.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Sus historias me llevaron alrededor del mundo, y he estado en más de 60 países.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Thật vậy, những câu chuyện này đã giục tôi đi khắp thế giới, và cho tới giờ, tôi đã đến được 60 quốc gia rồi.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.To te historie skłoniły mnie do podróżowania i odwiedziłam ponad 60 krajów.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Tyto příběhy mě motivovaly k cestování kolem světa, byla jsem ve více než 60 zemích.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Valójában ezek a történetek késztettek arra, hogy körbejárjam a világot, és több, mint 60 országban jártam.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Βασικά, αυτές οι ιστορίες με συγκλόνισαν σε όλο τον κόσμο και έχω πάει σε περισσότερες από 60 χώρες.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Всъщност, тези истории ме накараха да обиколя целия свят, и аз съм била в над 60 страни.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.На самом деле эти истории подтолкнули меня путешествовать. Я была в свыше 60 странах мира.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.Насправді, їхні історії підштовхнули мене до подорожей і я побувала в більше ніж 60 країнах.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.למעשה, הסיפורים הללו גרמו לי להסתובב בעולם, וביקרתי בלמעלה משישים מדינות.
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.في الحقيقة ، تلك القصص أجبرتني على الطواف حول العالم ولقد زرت أكثر من 60 دولة
Aslında, bu hikayeler beni dünyayı dolaşmak zorunda bıraktı, ve 60'tan fazla ülkeye gittim.呢地故事,令我想去世界各地行下。 我去佐60幾個國家。
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.a nás vyviedol odtiaľ, aby nás doviedol sem dajúc nám zem, ktorú prisahal našim otcom.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.A wywiódł nas stamtąd, aby nas wprowadził, i dał nam tę ziemię, o którą przysiągł ojcom naszym.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.Ci fece uscire di là per condurci nel paese che aveva giurato ai nostri padri di darci
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.Él nos sacó de allá para traernos y darnos la tierra que juró a nuestros padres
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.et il nous a fait sortir de là, pour nous amener dans le pays qu`il avait juré à nos pères de nous donner.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.Hij leidde ons uit Egypte om ons het land te geven, dat Hij onze voorouders had beloofd.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.in nas je izpeljal odondod, da bi nas privedel v deželo ter nam jo dal, ki je zanjo prisegel našim očetom.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.우리 열조에게 맹세하신 땅으로 우리에게 주어 들어가게 하시려고 우리를 거기서 인도하여 내시고
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.mas nos tirou de lá, para nos introduzir e nos dar a terra que com juramento prometera a nossos pais.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.men os førte han ud derfra for at føre os ind og give os det Land, han havde tilsvoret vore Fædre.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.Men oss førte han ut derfra for å føre oss inn i det land han hadde tilsvoret våre fedre, og gi oss det.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.Nás pak vyvedl odtud, aby uvedl nás, a dal nám zemi, kterouž s přísahou zaslíbil otcům našim.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.Ngài đã đem chúng ta ra khỏi xứ ấy, để dẫn vào xứ Ngài đã thề cùng tổ phụ chúng ta; để ban cho chúng ta.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.Ngài đã đem chúng_ta ra khỏi xứ ấy , để dẫn vào xứ Ngài đã thề cùng tổ_phụ chúng_ta ; để ban cho chúng_ta .
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.şi ne -a scos de acolo, ca să ne aducă în ţara pe care jurase părinţilor noştri că ne -o va da.
Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı.а нас вывел оттуда чтобы ввести нас и дать нам землю, которую клялся отцам нашим дать нам ;