Ana içeriğe geç
Sözlük

ücra ile cümle

ücra kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
4
HARF
2
HECE
11
ORT. KELİME
Ücra bir yer orası.That place is in the middle of nowhere.
Bu ücra yerde kaybolduk.We are lost in the middle of nowhere.
Ücra bir yerde yaşıyorum.I live in the middle of nowhere.
Ücra bir yerde kalakalmıştık.We were stuck in the middle of nowhere.
Buna rağmen Tek Tanrı Kilisesi bu gezegende ücra bir yerde üslenmiştir.However, God is largely absent in this suburb.
Nasır Muhammed ve annesi önce Kahire Kalesindeki Sultanlık Sarayının bir ücra dairesine konuldular.Asmahan and her family first lived in an apartment in a humble section of Cairo.
En ücra topluluklarda bile, oy hakkı istemeyen bir köylüye rastlamadım.Most remote community, I have never met a villager who does not want a vote.
Tıp hizmetinin olmadığı bu ücra bölgelerde klinik hizmeti veriyoruz.And we run clinics in these very remote regions where there's no medical care whatsoever.
Ben bu durumu, yoksulluk üzerine çalışmalar yapmak amacıyla ücra köylere gittiğimde birebir yaşadım.And I experienced this most viscerally when I traveled to remote villages to study poverty.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.I'd no idea though, I'd find it in a remote part of the Zimbabwe bush.
Temel olarak, üzerinde çalıştığımız durumlardan birisi, Hindistan'ın ücra yerlerindeki okullardı.Basically one of the contexts that we studied was schools in very remote parts of India.
Ücra dağlara güneş panelleri taşıyan yalınayak güneş mühendisleriniz olur.You get barefoot solar engineers carrying solar panels into the remote mountains.
Delhi'den 480 km uzağa ücra bir köyeSo I repeated the experiment.
Ülkenin kuzeybatısındaki ücra bir bölgeden geliyorum.I come from a region in the remote northwest part of the country.
Hem de o ücra köyde.This is a real rural village.
(Video): Anlatıcı: Kamerun'un ücra bir köşesinde, iki avcı avlarını takip ediyorlar.Deep in a remote region of Cameroon, two hunters stalk their prey.
Koruganlar en ücra noktalara yerleştirildi.The bunkers were placed in the most remote places.
Nasır Muhammed ve annesi önce Kahire Kalesindeki Sultanlık Sarayının bir ücra dairesine konuldular.Asmahan y su familia al principio fueron alojados en un apartamento en un barrio humilde de El Cairo.
Bir grup gezginci oyuncu Yunanistan'ın kırsalındaki ücra bir köyün tenha tren istasyonunda trenden inerler.Un uomo si risveglia in un bagno pubblico di una stazione ferroviaria a Washington.
Ancak o gece araba çete tarafından kaçırılıp ücra bir yerde saklanır.На следующий день злополучный вагон просто похищают и прячут на другой стороне города.
Gittiği yer, ücra bir köydür.No lugar para onde ele vai, ele será um imigrante.
Nasır Muhammed ve annesi önce Kahire Kalesindeki Sultanlık Sarayının bir ücra dairesine konuldular.Asmahan și familia sa au trăit mai întâi într-un cartier umil din Cairo.
Gittiği yer, ücra bir köydür.Nagyecsér-A kihalt falu.
Ancak o gece araba çete tarafından kaçırılıp ücra bir yerde saklanır.Om dagen bliver denne form for futon foldet sammen og gemt af vejen i et skab.
Gittiği yer, ücra bir köydür.彼らが見つけたのは寂れた村であった。
Bu isteğini kabul eden Temür onu ücra bir yere gönderdi.הרצוג, שגר בקרבת מקום, עזר לו להיחלץ ממנה.
Nim’den gelen mesaj üzerine dünyanın ücra köşesindeki bu adaya hiç istemeden gitmek zorunda kalır.Тя предпазливо изисква от децата никога да не отидат в забранената страна на острова.
Bu ücra ve kasvetli şatonun görkemli salonları loş ve ıssızdır.Reprezentančni prostori dvorca z viteško dvorano so bogato štukirani in poslikani.
Afganistan'ın en ücra köşelerinde bile yöneticilerini seçmek istemeyen bir Allah'ın kuluyla karşılaşmadım.제가 아프가니스탄에 있을 때, 가장 멀리 떨어진 시골에서조차, 누가 자신을 다스리는지 말하기 싫어하는 사람을 보지 못했습니다.
Afganistan'ın en ücra köşelerinde bile yöneticilerini seçmek istemeyen bir Allah'ın kuluyla karşılaşmadım.No he conocido, en Afganistán, aún en la más remota comunidad, nadie que no quisiera decir quién los gobierne.
Afganistan'ın en ücra köşelerinde bile yöneticilerini seçmek istemeyen bir Allah'ın kuluyla karşılaşmadım.לא פגשתי, באפגניסטן, אפילו בקהילה הכי נידחת אדם שלא רוצה להביע את דעתו לגבי מי ישלוט בו.
Afganistan'ın en ücra köşelerinde bile yöneticilerini seçmek istemeyen bir Allah'ın kuluyla karşılaşmadım.إن جميع النشطاء في أفغانستان من الذين التقيتهم، أرادو أن يكون لهم قرار في اختيار من يحكمهم
Afganistan'ın en ücra köşelerinde bile yöneticilerini seçmek istemeyen bir Allah'ın kuluyla karşılaşmadım.誰が自分達を統治するのか決めるのに 誰もが参加したいと思っています どんなに辺境の土地に行っても 選挙権はいらないと
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Ale vůbec jsem netušil, že jej najdu v odlehlé části buše Zimbabwe.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Dar habar n-aveam că-l voi găsi în tufişurile din îndepărtatul Zimbabwe.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Dù không có ý niệm gì, nhưng tôi tìm ra điều đó tại một nơi hẻo lánh trong rừng Zimbabwe
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Ich hatte jedoch keine Ahnung, dass ich sie im Busch von Zimbabwe finden würde.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Ik had echter nooit verwacht dat ik het zou vinden in een afgelegen deel van de Zimbabwaanse bush.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.I tak się stało, choć nie wiedziałem, że znajdę go w odległym buszu Zimbabwe.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Jag hade ingen aning däremot, att jag skulle hitta den långt ute i Zimbabwes vildmark.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.그래도 그걸 짐바브웨의 외딴 풀숲에서 찾게 되리라곤 상상도 하지 못했었죠.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Ma non avrei mai immaginato di trovarlo in una zona remota del bush dello Zimbabwe.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Mégis, nem gondoltam, hogy Zimbabwe egy eldugatott részén fogom ezt megtalálni.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Namun tidak pernah terpikir sebelumnya, bahwa saya akan menemukannya di tempat terpencil di hutan Zimbabwe.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.No sabía, sin embargo, que lo encontraría en una zona remota de las selvas de Zimbabue.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Par contre, je ne savais pas que je le trouverai dans la brousse du Zimbabwe.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Δεν είχα ιδέα, όμως, πως θα τον έβρισκα σε ένα απομακρυσμένο μέρος της ζούγκλας της Ζιμπάμπουε.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.И представа си нямах, обаче,че ще го намеря в пущинака на един от затънтените райони на Зимбабве.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Но я понятия не имел, что найду её в отдалённой части зарослей Зимбабве.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Хоча я поняття не мав, що знайду її у віддаленій частині Зімбабве.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.אבל לא ידעתי שאמצא זאת בחלק נידח של הסבך בזימבאבווה.
Ancak Zimbabve kırsalının uzak ücra bir köşesinde bunu bulacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.私たちが パトロールする上空には ハゲタカが舞っていて
Anlatıcı: Kamerun'un ücra bir köşesinde, iki avcı avlarını takip ediyorlar.Nas profundezas de uma região remota dos Camarões, dois caçadores seguem a sua presa.
Anlatıcı: Kamerun'un ücra bir köşesinde, iki avcı avlarını takip ediyorlar.Sâu trong vùng hoang sơ của Cameroon hai thợ săn bám theo con mồi của họ
Ben bu durumu, yoksulluk üzerine çalışmalar yapmak amacıyla ücra köylere gittiğimde birebir yaşadım.Am resimțit asta profund când am călătorit în sate izolate pentru a studia sărăcia.
Ben bu durumu, yoksulluk üzerine çalışmalar yapmak amacıyla ücra köylere gittiğimde birebir yaşadım.Esto yo lo experimenté más visceralmente cuando viajé a aldeas remotas con el fin de estudiar la pobreza.
Ben bu durumu, yoksulluk üzerine çalışmalar yapmak amacıyla ücra köylere gittiğimde birebir yaşadım.Ich erlebte dies am eigenen Leibe, als ich in abgelegene Dörfer reiste, um die Armut zu untersuchen.
Ben bu durumu, yoksulluk üzerine çalışmalar yapmak amacıyla ücra köylere gittiğimde birebir yaşadım.Ik heb dit het meest intens ervaren toen ik naar afgelegen dorpen reisde om er de armoede te bestuderen.
Ben bu durumu, yoksulluk üzerine çalışmalar yapmak amacıyla ücra köylere gittiğimde birebir yaşadım.Jag upplevde detta som något mycket känslomässigt när jag reste till avlägsna byar för att studera fattigdom.
Ben bu durumu, yoksulluk üzerine çalışmalar yapmak amacıyla ücra köylere gittiğimde birebir yaşadım.저는 빈곤에 대해 연구하러 멀리 떨어진 마을을 여행했을 때, 이런 말로 설명하기 힘든 심정을 경험해 본 적이 있습니다.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod