O bu konuda övündü.She bragged about it.
Tom takımdaki en iyi futbolcu olmasından övündü.Tom bragged that he was the best player on the team.
Tom'un sadece övündüğünü düşündüm.I thought Tom was just bragging.
Senin huzurunda seni öven insanlara güvenme.Don't trust people who praise you in your presence.
Oval ofis Beyaz Saray'da.The oval office is in the White House.
O, cesaretiyle övündü.He boasted of his courage.
Kent bir ova üzerindedir.The city is on a plain.
Övgüne ihtiyacım yok.I don't need your praise.
O, ona övgü yağdırdı.She heaped praise upon him.
Aşk sabırlıdır, aşk şefkatlidir. Kıskanmaz, övünmez, kibirli değildir.Love is patient, love is kind. It does not envy, it does not boast, it is not proud.
Tom'un kaç para kazandığından övünerek bahsettiğini duydum.I heard Tom bragging about how much money he made.
Övünmeyi sevmiyorum ama ben oldukça iyi bir klarnetçiyim.I don't like to brag, but I'm a pretty good clarinetist.
Ayaklarımı ovaladım.I rubbed my feet.
Omuzlarımı ovalayabilir mısın?Can you rub my shoulders?
Sırtımı ovalayabilir misin?Can you rub my back?
Tom birlikte ellerini ovuşturdu.Tom rubbed his hands together.
Tom gözlerini ovuşturdu.Tom rubbed his eyes.
Bu müzisyen hem Japonya'da hem de Amerika 'da çok övüldü.This musician was highly praised in both Japan and America.
Tom her zaman övgü için balık tutuyor.Tom is always fishing for compliments.
Tom senden övgüyle bahsediyor.Tom speaks highly of you.
Habanero biberlerini kestikten sonra gözlerini ovalamamak için dikkatli ol.After cutting habanero peppers, be careful not to rub your eyes.
Kendinizi övmeyin.Don't go praising yourself.
Tom gözlüğünü çıkardı ve gözlerini ovuşturdu.Tom removed his glasses and rubbed his eyes.
Tom birlikte avuçlarını ovuşturdu.Tom rubbed his palms together.
Tom gözlüklerini çıkardı ve alnını ovuşturdu.Tom took off his glasses and rubbed his forehead.
Dansta herkes benim elbisemi övdü.At the dance, everyone raved about my gown.
Yaptığımla övünürüm.I take pride in what I do.
Tom'un sırtını alkol ile ovun.Rub Tom's back with alcohol.
Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.Never rub your eyes after cutting a hot pepper.
Tom ne kadar iyi satranç oynayabileceği hakkında kendini övdü.Tom bragged about how well he could play chess.
Tom onun hakkında övündü.Tom bragged about it.
Cerrah ameliyata başlamadan önce elini dirseklerine kadar iyice ovalayarak yıkadı.The surgeon scrubbed thoroughly up to his elbows before commencing surgery.
Sırtımı ovar mısın, lütfen?Would you scrub my back, please.
1998'de Tom'un ölümü üzerine, Mary, onun meziyetlerini öven bir konuşma yaptı.On Tom's death in 1998, Mary paid tribute to his personal qualities.
Missouri'nin hem dağları hem de ovaları vardır.Missouri has both mountains and plains.
Tom ağrıyan bacağını ovaladı.Tom rubbed his leg in obvious pain.
Tom çenesini ovuşturdu.Tom rubbed his chin.
Tom Boston'da ne olduğu hakkında övündü.Tom bragged about what happened in Boston.
Ayaklarımı ovmamdan rahatsız olur musun?Would you mind rubbing my feet?
Ayaklarımı ovalar mısın?Would you mind rubbing my feet?
Bu ovada sürpriz bir saldırı neredeyse imkansızdır.A surprise attack is almost impossible in this plain.
Oğlunu övdü.She praised her son.
Dan ırkçı fikirlerini arkadaşlarına övdü.Dan touted his racist ideas to his friends.
Omuzlarınızı ovmamı ister misiniz?Do you want me to rub your shoulders?
Sırtınızı ovmamı ister misiniz?Do you want me to rub your back?
Bob onun büyük teknesi hakkında övündü.Bob bragged about his big boat.
Senatörler benim hareketimi övüyorlardı.The senators will praise my act.
Kendini övme!Don't praise yourself!
Kendini övme.Don't blow your own trumpet.
Tom övülmeli.Tom should be praised.
Yeri ovalamak için çıplak ellerini kullanma.Don't use your bare hands to scrub the floor.
Övünmek yok! Bu seni kötü gösterir!Don't brag! It makes you sound poorer!
Tom yeni arabası hakkında övünmeye başladı.Tom started bragging about his new car.
Omuzlarımı ovala.Rub my shoulders.
Türlere bağlı olarak, guavalar yuvarlak veya oval olabilir.Depending on the species, guavas may be round or oval.
Muhalefet kötü niyetle birlikte ellerini ovuşturuyor.The opposition is rubbing their hands together in malice.
Övündüğüm bir şey değil bu.This is not something I am proud of.
Benim için övünülecek bir şey değil bu.This is not something I am proud of.
Parayı övmeyen ekonomik sistemler var.There are economic systems that don't glorify money.
Onun oval bir yüzü var.She has an oval face.