Kütle halinde ileri atılmış, önlerine çıkanları öldürmüşlerdir.”Haram bagi mereka untuk maju, karena itu sama saja bunuh diri.
Albay önlerine mayın döşenmesini emreder.Sang komandan kemudian memerintahkan untuk memborbardir kampung tersebut.
Onlar önlerinde öncü, arkalarında artçılar olduğu halde, hemen her zaman iki sıra halinde taarruza geçerlerdi.Sesungguhnya, sebelum Soekarno dan Hatta menyerah, mereka sempat mengetik dua buah kawat.
Vücuttan ısı kaybını önler.Kích thích trung khu mất nhiệt gây hạ thân nhiệt.
1814 yılına gelindiğinde artık müttefik orduları Paris önlerindeydi.Mùa xuân năm 1814 quân đội liên minh kéo vào Paris.
Albay önlerine mayın döşenmesini emreder.Các đại phu thỉnh cầu Thác Chi lên nối ngôi.
Kalkanlar önlerine flama asılarak çeşitli desenlerle üretilebilirler.その蝶は行く先々で紅に様々な助言をくれる。
Albay önlerine mayın döşenmesini emreder.船長は大佐に兵士達を鎖ポンプの操作にあたらせるよう命じた。
Besinin gerisin geriye gelmesini de son kısımdaki kapakçıklar (valvula cardica) önler.主に手足の長さをネタにする(される)最終巻では最終回の扉絵にのみ登場した。
Albay önlerine mayın döşenmesini emreder.劉備下令推出斬首。
Ayağın altındaki tüyler sıcak, yakıcı kumlarda yanmasını önler.脚掌上的长毛防止皮肤被炎热的沙子烫坏。
Kusmayı önler.尋便開悟。
Bir İngiliz donanması İzmir önlerine geldi.在海軍方面,英國海軍占優勢。
Yine de bu karşı taarruzlarda Alman kuvvetleri Moskova önlerinden 100 – 250 km geri atılmış oldu.纳粹德国国防军陆军中央集团军群被迫從莫斯科外圍撤退80公里-250公里。
Fakat bu ünlü harfler kelime başında yazılırken önlerine hemze (ئـ) gelmektedir.내용 고대의 글자가 전서(篆書)여서 전자(篆字)를 새긴다는 뜻에서 전각이라 함.
Basitçe Age2 yazmak, hangi atın e2'ye oynadığı konusunda bir karışıklığı önler.무쌍오로치2는 플레이어가 어떤무장을 선택하느냐에 따라 스토리가 달라진다.
Bu dönemde Müslümanlar Viyana önlerine kadar ilerledi.이 시기에 이슬람교가 탄자니아에 전해졌다.
Arkaya doğru fırlayan kemik ucu(Olecranon) çengel biçiminde olup alt kolun geriye gitmesini önler.이 기호의 앞에 있는 것이 공(攻)이고, 뒤에 있는 것이 수(受)이다.
Türk filosu, bir gün boyunca liman önlerinde bekledi.당시 일본군이 만주에서 치른 첫 전투로 단 하루만에 전략적 항구인 여순항을 함락시켰다.
Bir İngiliz donanması İzmir önlerine geldi.הם מגלים עד מהרה שצי אמריקני ממתין בקרבת מקום.
Albay önlerine mayın döşenmesini emreder.המפקד הורה לנטוש את ה-זחל"ם.
Kütle halinde ileri atılmış, önlerine çıkanları öldürmüşlerdir.”Те са победени и падат убити при замък Призлава (Вербен (Елба)).
Kabakulak aşısı, kabakulak hastalığını güvenli bir şekilde önler.Ваксините срещу паротит безопасно предотвратяват заушка.
Albay önlerine mayın döşenmesini emreder.Затова инженерите нареждат тяхното събаряне.
Hamile kadınlar için çömelme, rahme yapılan baskıyı önler.Препоръчва се да се избягва при бременни жени.
Kızıldeniz önlerine geldiklerinde pişman olan Firavun ve orduları arkalarından yetişir.Kad ču da su otišli, faraon se dade u potoč (potjeru) za njima s konjicom i bojnim kolima.
Hamile kadınlar için çömelme, rahme yapılan baskıyı önler.Ne preporuča se djeci, trudnicama i dojiljama te osobama preosjetljivima na mravinac.
Bunlar sadece belirli kullanım tekniklerini önler, fakat bir güvenlik açığından korunma imkânsız.On daje upute posadama samo kad mora spriječiti sigurnosni rizik.
1814 yılına gelindiğinde artık müttefik orduları Paris önlerindeydi.Na začiatku roka 1814 vtiahli spojenecké vojská do Paríža.
Ardından tüm üyeler önlerine çıkan bu bağlantı uçlarına yaklaşır.Musím chytiť každého, kto sa priblíži k tej priepasti.
Bu sınırlama pek çok programlama yanlışını önler.Ta omejitev botruje velikemu številu napak.
Yine de bu karşı taarruzlarda Alman kuvvetleri Moskova önlerinden 100 – 250 km geri atılmış oldu.V protiofenzivi so bile ponekod Nemške enote potisnjene nazaj za 150 do 200 kilometrov.
Koruyucu eldivenler ellerdeki yaralanmaları önler.Primarna funkcija teh rokavic pa je zaščita pred poškodbo.
Albay önlerine mayın döşenmesini emreder.Vojska je dobila ukaz, da izprazni Herrengaße.
Bu eğim, yarışçıların köşeleri hızla dönerken savrulmalarını önler.To opozori dirkače, da bo kmalu spet prosto dirkanje.
Kabızlığı önler.Vǎzstanovenata dǎržavnost.
Bitki ve hayvan vücutlarını örten mum tabakaları su kaybını önler.Paaukotų žmonių ir gyvūnų kūnai rasti kasinėjant piramides.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice blickte auf, und da stand die Königin vor ihnen, mit verschränkten Armen, Stirnrunzeln wie ein Gewitter.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice felnézett, és ott állt a királynő elé őket, vele karral, komor, mint egy vihar.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice keek op, en daar stond de Koningin voor hen, met haar armen gevouwen, fronsen als een onweersbui.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice kiggede op, og der stod dronningen foran dem, med armene foldet, frowning som et tordenvejr.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice pogledal gor, in tam je stal Queen pred seboj, s svojo prekrižanimi rokami, namrščil kot nevihta.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice privit în sus, şi se aflau Regina în faţa ei, cu braţele îndoite, încruntă ca o furtună.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice såg upp och där stod drottningen framför dem, med armarna i kors, rynkar pannan som ett åskväder.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice spojrzała, i stanął Królowej przed nimi, z rękami założonymi, marszcząc brwi jak burza.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice vzhlédla, a tam stála královna před nimi, ruce založené, mračil jako bouřka.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Alice žmurkla, a tam stála kráľovná pred nimi, ruky založené, mračil ako búrka.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.앨리스, 고개, 그녀의 팔을 접으면과 함께 그들 앞에 여왕 거기 서서
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Алиса подняла глаза, и там стояла королева перед ними, скрестив руки, нахмурясь, как гроза.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Алис погледна нагоре и застана на кралицата пред тях с ръце, сгънати, намръщен като гръмотевична буря.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.Аліса підняла очі, і там стояла королева перед ними, схрестивши руки, хмурячись, як гроза.
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.אליס הרימה את מבטה, ושם עמד מלכת לפניהם, בזרועות שלובות,
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.أليس حتى بدا ، وهناك وقفت الملكة أمامهم ، مع ذراعيها مطوية ،
Alice, baktı ve kollarını katlanmış, önlerinde Kraliçe orada durdu bir fırtına gibi çatık.雷雨のような渋面の。 "微日、陛下!"公爵夫人
Ama tam olarak göremiyorum". Arka sıralardan önlere doğru hareket etmeye başlıyorlar.Las personas del salón auxiliar se están empezando a mover.
Amerikan tüketicileri ilk kez önlerinde petrolün tedarik zincirini görür gibi olacak.For første gang ser amerikanske forbrugere olies logistikkæde foran sig.
Amerikan tüketicileri ilk kez önlerinde petrolün tedarik zincirini görür gibi olacak.처음으로, 미국 소비자들은 그들 앞에 있는 석유 공급 과정을 약간이나마 보게 될 것입니다.
Amerikan tüketicileri ilk kez önlerinde petrolün tedarik zincirini görür gibi olacak.Lần đầu tiên, người tiêu dùng Mỹ nhìn tận mắt được chuỗi cung ứng dầu.
Amerikan tüketicileri ilk kez önlerinde petrolün tedarik zincirini görür gibi olacak.Most először fogják az amerikai fogyasztók valami módon látni maguk előtt az olaj ellátási láncát.
Amerikan tüketicileri ilk kez önlerinde petrolün tedarik zincirini görür gibi olacak.Pentru prima dată, consumatorii americani vor vedea lanţul de aprovizionare al petrolului chiar în faţa lor.