Bugün Yunan milliyetçiliği, Yunan-Türk arasındaki Kıbrıs meselesinde önemini koruyor.Σήμερα ο ελληνικός εθνικισμός παραμένει σημαντικός στην ελληνοτουρκική διαμάχη για την Κύπρο.
"Çocuk Oyunlarının Kültürümüzde Yeri ve Önemi"."Εγχώρια προσαρμογή και το Πολιτισμικό Πλαίσιο του Παιχνιδιού".
Bu nedenle köyde hayvancılığın önemi giderek artmıştır.Ο κτηνοτροφικός πλούτος της χώρας αυξάνει σταθερά.
İkisi de hayallerin önemini anlatıyordu.Κάποια αποτυπώνουν τα δικά του οράματα.
Tarihteki en önemi anıt örnekleri Mısır piramitleridir.Το πιο γνωστό είδος κτιρίου που άφησαν στην ιστορία είναι οι Πυραμίδες.
Şehir önemli bir kara ve demiryolu kavşağındadır ve stratejik önemi olan bir havalimanına sahiptir.Η πόλη είναι σημαντικός σιδηροδρομικός κόμβος και έχει αεροδρόμιο.
Gotlar Savaşı'nın Franklar için önemi budur.Και τα δυό αυτά γεγονότα ήταν αποτέλεσμα του Γαλλοπρωσικού πολέμου.
Son iki ele kadar oynanan elleri kimin aldığının hiçbir önemi yoktur.Άγνωστο ποιος από τους δύο τελικά έπαιξε.
Şehrin önemi 16. yüzyılın başlarında Portekizliler’in bölgeye gelmesiyle ortaya çıkmıştır.Πρώτοι έφτασαν στα νησιά οι Πορτογάλοι, στις αρχές του 16ου αιώνα.
Ticari önemi de bu sebeptendir.Παρουσιάζει εμπορική αξία.
Ekonomik olarak önemi çok büyüktü.Έχουν μεγάλη οικονομική σημασία για τον άνθρωπο.
Şiirde zekanın önemine inanmıştır.Η εικόνα αποδίδει το νόημα του ποιήματος.
19. yüzyılın başlarında birkaç biyolog hücrenin önemini ortaya koymuştur.Στις αρχές του 19ου αιώνα πολλοί βιολόγοι επεσήμαναν την σημαντικότητα του κυττάρου.
Ayrıca eski önemi çok azalmakla beraber Hull aktif bir balıkçı limanıdır.Εκτός από το λιμάνι της πρωτεύουσας, αξιόλογη εμπορική κίνηση παρουσιάζει και η Γκρενβίλ.
Bunu takip eden yıllarda şehir önemini kaybetmeye başladı.Ύστερα από αυτό το γεγονός η πόλη θα χάσει για τα επόμενα χρόνια τα προνόμιά της.
Fakat proje stratejik öneminden dolayı tamamen terk edilmedi.Παρ' όλα αυτά ήταν σημαντική εξαιτίας της στρατηγικής θέσης της.
Onun benden neden hoşlanmadığını bilmiyorum, lakin önemi yok.Δεν ξέρω γιατί δεν του αρέσω, αλλά δεν έχει σημασία.
Bilinen tüm genetik mutasyonların prognostik önemi yoktur.Ikke alle kendte genetiske mutationer har prognostiske implikationer.
Aile ve kariyer arasında denge bulmanın önemi hakkında sık sık kendisinden bahsedilir.Hun er ofte citeret for at tale om vigtigheden af at finde balance mellem familie og karriere.
Courbet, resmin önemini fark edip "Ornans'ta Cenaze, gerçekte romantizmin defni oldu." dedi.Courbet udtalte om maleriet: "begravelsen i Ornans var i virkeligheden begravelsen af romantikken."
Paranın benim için önemi yok.Penge betød intet for ham.
Adaların stratejik önemi, Pasifik Büyük Çember rotalarını kontrol etmelerini sağlıyordu.Øernes strategiske værdi var, at man fra dem kunne kontrollere Stillehavets storcirkelruter.
Sürenin önemi yoktur.Retningen har da ingen betydning.
Bu hisar azar azar stratejik önemini kaybediyordu ve 1810 yılında yıkıldı.Fortet mistede efterhånden sin strategiske betydning og det blev revet ned i 1810.
İli Nehri'nin ve Balkaş Gölü'nün suları Kazakistan için büyük önemi vardır.Balkhasjsøen og Ili-floden har stor økonomisk betydning for Kasakhstan.
Gemici fukunun eski öğrenciler için nostaljik bir önemi vardır ve genellikle kaygısız gençlikle bağdaştırılır.Sailor fuku har nostalgisk betydning for tidligere elever og forbindes ofte med den sorgløse ungdom.
Michael saati enkazın içinde bulduğunu, bir önemi olduğunu bilmediğini söyler.Michael siger, at han fandt det i vraget, og at det ikke er vigtigt for ham.
Hangi devletin ilk füzeyi fırlattığının pek önemi yoktu.Det er uklart hvem, der affyrede det første skud.
Burada Tanrı'nın öneminin Buda Ana'dan daha mühim olduğuna dikkat çekeriz.For Denck var Guds levende ord mere vigtigt end Bibelens ord.
Bu da bu bölgenin önemini yükseltmektedir.Derved voksede stationens betydning yderligere.
Fakat sonraları önemini yitirmiştir.Tørninghus mistede dog senere sin betydning.
Öldürülen veya öldürülmek istenen kişi genellikle bir devlet büyüğü veya stratejik önemi olan bir kişidir.En personkult er dyrkelsen af en levende eller død person, oftest en åndlig eller politisk leder.
At kültürü geçmişten günümüze hala önemini korumaktadır.Stormährens kulturelle arv findes bevaret endnu i dag.
O da Selahaddin gibi şehrin stratejik önemini anlamıştı.Derfor havde byen også en strategisk betydning i militærhistorien.
Bundan sonra Gordion önemini kaybetmiş ve terk edilmiş gibi bir hale gelmiştir.På dette tidspunkt har Gurre Slot også mistet sin betydning og er gået i forfald.
Maçın önemi dikkate alınmalı.Kampen blev beordret spillet om.
Petrol hatlarının önemi de burada ortaya çıkar.De er også førende inden for olieeksport.
İkisi de hayallerin önemini anlatıyordu.Hiruluk fortalte ham også om sin drøm.
Bu nedenle fotosentezin önemi yalnız kalitatif değil ayrıca kantitafitir.Selve egenskabernes enhed er altså ikke sansbart, men transcendent.
Bu arada Dülük, hızla eski önemini yitirmektedir.Til gengæld mistede Dragør sin tidligere betydning.
Bilinen tüm genetik mutasyonların prognostik önemi yoktur.Ikke alle kjente genetiske mutasjoner har prognostiske implikasjoner.
Courbet, resmin önemini fark edip "Ornans'ta Cenaze, gerçekte romantizmin defni oldu." dedi.Courbet uttalte selv om maleriet at «begravelsen i Ornans var i virkeligheten begravelsen av romantikken».
Nebbia yöresel sebzelerin ve makarna, pirinç ve gnocchinin önemine dikkat çekti.Nebbia adresserte viktigheten av lokale grønnsaker og pasta, ris og gnocchi.
Stalinizm ve Nazizm, özellikle üremeye ilişkin olmak üzere ütopyacı biyo-politikanın önemini vurgulamışlardır.Stalinismen og nazismen vektla begge viktigheten av utopisk biopolitikk, særlig med tanke på reproduksjon.
İli Nehri'nin ve Balkaş Gölü'nün suları Kazakistan için büyük önemi vardır.Vannet i Ili og Balkhasjsjøen er av avgjørende økonomisk betydning for Kasakhstan.
Şehir bu hadiseden sonra önemini yitirmiştir.Etter dette mistet byen sin strategiske betydning.
Bu hisar azar azar stratejik önemini kaybediyordu ve 1810 yılında yıkıldı.Over tid mistet fortet sin strategiske betydning, og ble revet i 1810.
Silicon Wadi’nin önemi, 20002li yıllarda dünyaca ünlü yayınlar tarafından dile getirildi.Betydningen av Silicon Wadi ble først anerkjent internasjonalt av Wired magazine i 2000.
Artık paranın bir önemi yoktur.Prisen deles ikke ut lenger.
Bankacılık ve sigortacılık çalışmalarının önemi artmıştır.Banksektoren og finansielle tjenester har økt i betydning.
AC/DC ile Black Ice World Tour'a katılmaları grubun önemini belirtmektedir.Black Ice World Tour var en konsertturne med AC/DC i forbindelse med bandets album Black Ice.
Şehrin ticari ve endüstriyel önemi azalsa da devam etmektedir.Byens tradisjonelle handel og industri har fortsatt en del betydning.
Babası, zihinsel özgürlüğün önemine inanıyor ve çocuklarını bu doğrultuda yetiştiriyordu.Moren var metodist, og oppdro barna i denne tro.
Doğu kıyısındaki Rialto pazarının önemi ve gelişmesi yüzen köprü üzerindeki trafiği artırdı.Markedet i Rialto på den østlige siden av broen utviklet seg og ble viktigere.
Bu önemin fark edilmesiyle de bir süredir açık bilim faaliyetleri söz konusu olmaktadır.Hen fikk etter en tid interesse for de konkrete vitenskaper.
Turistik önemi vardır.Turismen er imidlertid viktigst.
Sanatsal ve tarihi önemi nedeniyle, UNESCO tarafından 1989 yılında Dünya Mirası Alanı olarak ilan edildi. ^På grunn av sin kunstneriske og historiske betydning, fikk klostere verdensarvstatus i 1989.
Panama Kanalı'nın açılışından sonra, 1914 yılında burasının önemi hızla azalmıştır.Da Panamakanalen ble åpnet i 1914, døde imidlertid ideen bort.
Tabii ki tankların çatışmalardaki önemini de atlamamak gerek.Den var ikke ment å ta opp kampen med andre stridsvogner.
Artık bu devirden sonra alt şehir önemini kaybetmiştir.Byens betydning var da allerede redusert.