Çabucak ona yazmalısın.You've got to write to him quickly.
Onu derhal kontrol edeceğiz.We'll check on it right now.
Onu şimdi doldurmalı mıyım?Should I fill it in now?
Onları derhal yeniden yayınlayabilir misiniz.Can you reissue them right away?
Onu derhal yapsan iyi olur.You had better do it at once.
Ona çabucak alışacaksın.You'll get used to it in no time.
Derhal parayı ona geri getir.Return the money to him at once.
Onu hemen yapmak zorunda mıyım?Do I have to do it right away?
Çorba o kadar çok sıcak ki onu içemem.The soup is so hot I can't drink it.
Suzy Tom'un ona çıkma teklif edeceğini umuyor.Suzy hopes that Tom will ask her out.
Susan bir saat önce ayrıldı.Susan left an hour ago.
Sue'nun onun önerisini kabul ettiğine şaşırdım.I'm amazed Sue accepted his proposal.
Onun senkronizasyon hızı arzulanan bir şey bırakmadı.His synchronizing rate left nothing to be desired.
Onlar Singapur'da ikinci ulusal dil olarak Çince öğretiyorlar.They teach Chinese as a second national language in Singapore.
Singapur'da bir suçluyu cezalandırmanın bir yolu onu ya da onu kırbaçlamaktır.In Singapore, one way to punish a criminal is to whip him or her.
Silvia'nın onu övmeyen sert bir babası vardı.Silvia had a stern father who never praised her.
John hariç, onların hepsi geldi.Except for John, they all arrived.
John neredeyse gece yarısından önce hiç yatmaya gitmedi.John has hardly ever gone to bed before midnight.
John mesleğini ailesinden daha önde tutar.John puts his career before his family.
John o kadar yüksek sesle konuştu ki onu üst kattan duyabildim.John spoke in such a loud voice that I could hear him upstairs.
Onu John yapamaz, ben de, sen de.John can't do it, nor can I, nor can you.
John bu günlerde çok içiyor. Biz onu artık içmemesi için durdurmak zorundayız.John drinks too much these days. We have to stop him from drinking any more.
John normalden çok daha önce kalkmıştı.John had awoken much earlier than usual.
John seninle tanışmadan önce tembeldi.John had been lazy before he met you.
John o üç yıl önceki adam değil.John is not the man he was three years ago.
John ikisinin daha uzunu ve onların hepsinin en uzunu.John is the taller of the two, and the tallest of them all.
John'un komşusu John'u uyuşturucu satarken görünce, onu ihbar etti.When John's neighbor saw John selling drugs, she blew the whistle on him.
John'un anne babası onun güvende olduğunu duydukları için rahatlamış görünüyorlardı.John's parents seemed relieved to hear that he was safe.
Bay Johnson benim onun olduğunu düşündüğümden daha büyük.Mr Johnson is older than I thought he was.
Onun kız kardeşinden John sorumluydu.John answered for his sister.
John emekli olduğunda, oğlu onun işini devraldı.When John retired, his son took over his business.
Onu benim için bir alışveriş torbasına koyar mısınız?Could you put it in a shopping bag for me?
George onun midesine vurdu.George hit him in the stomach.
Gürcistan onun yerli devletidir.Georgia is his native state.
George, radyoyu dinlemiyorsan, onu kapat.George, if you are not listening to the radio, turn it off.
Muhteşem ceketi gördüğünde, Julie onu almaya karar verdi.When she saw the gorgeous coat, Julie decided to buy it.
Judy onu seviyor.Judy likes him.
Duşu kapatamıyorum. Onu benim için kontrol eder misin?I can't turn the shower off. Could you check it for me?
O konuşamadığı için onu bir parça kağıda yazdı.Unable to speak, he wrote it on a piece of paper.
Janet bana her zaman onun daktilosunu kullanmama izin verir.Janet always lets me use her typewriter.
Jack kırdığı tabağı sakladı fakat küçük kız kardeşi onu gammazladı.Jack hid the dish he had broken, but his little sister told on him.
Jack her zaman diğerlerinin hatalarını bulur. Herkesin ondan kaçınmasının nedeni budur.Jack always finds fault with others. That's why everybody avoids him.
Jack on Ağustosta doğdu.Jack was born on August tenth.
Jack'in sorunu eşinin onun kazandığından daha fazla harcamasıdır.Jack's problem is that his wife spends more than he earns.
Anlaşıldı. Lütfen onu ısmarla.All right. Please order it.
Bir gazeteci olarak onun kariyeri seçkin başarılarla doluydu.His career as a journalist was full of distinguished achievements.
Jim'den başka onu gören biri var mı?Did anybody other than Jim see her?
Jim, ona piyanoda eşlik etti.Jim accompanied her on the piano.
Jim onu görme amacı ile Londra'ya geri döndü.Jim went back to London for the purpose of seeing her.
Jim onun kime telefon ettiğini duyabiliyordu.Jim could hear whom she was phoning.
Jim onunla aynı yıl doğdu.Jim was born in the same year as he.
Jim öğretmenin yanılabileceğini öne sürdü.Jim suggested that the teacher might be wrong.
Jim onunla tanışır tanışmaz Mary'ye âşık oldu.Jim fell in love with Mary the moment he met her.
Jim kalemini düşürdü ve onu almak için eğildi.Jim dropped his pen and bent to pick it up.
Annesi onu uyandırıncaya kadar Jim uyanmadı.Jim didn't wake up until his mother woke him.
Onun yokluğunda Jim hakkında kötü konuşma.Don't speak ill of Jim in his absence.
Ya Jim ya da ben ona ondan bahsetmek zorundayız.Either Jim or I have to tell her about it.
Jimmy onunla alay eden arkadaşlarına alıştı.Jimmy was accustomed to his friends making fun of him.
Jimmy benim onu hayvanat bahçesine götürmem konusunda ısrar etti.Jimmy insisted on my taking him to the zoo.
Jimmy benim onu hayvanat bahçesine götürmem için ısrar ediyor.Jimmy insist on my taking him to the zoo.