Gitmeden önce kitaplarımı düzenlemek için vaktim yok.I have no time to put my books in order before I go.
Dün Yamada'ya rastladım, ki onu yıllardır görmemiştim.Yesterday I ran into Yamada, whom I hadn't seen in years.
Onu tekrar deneyeceğim.I will try it again.
Ben onu sanki dünmüş gibi hatırlıyorum ama aslında on beş yıl önceydi.I remember it as if it were yesterday, but in reality it was fifteen years ago.
O benim onunla ilgili fikrim değil.That is not my idea of him.
Numarayı çevirmeden önce alıcıyı kaldırmayı unuttum.I forgot to lift the receiver before dialing the number.
Onun Shibuya bakışını yakaladım.I caught sight of her at Shibuya.
Benim dolma kalem ile ne yaptın? Bir dakika önce buradaydı.What have you done with my pen? It was here a minute ago.
Onu sizin için alacağım.I will get it for you.
Top ona kafasının sol tarafından çarptı.The ball hit him on the left side of the head.
Paul dışarı çıkmadan önce eldivenlerini giydi.Paul put on gloves before going out.
Paul Mary'nin cüzdanı çalındığında onunla birlikte değildi.Paul wasn't with Mary when her purse was stolen.
Paul'ün üç oğlu var. Onlar birbirine çok benziyor.Paul has three sons. They look very much alike.
Top onun gözüne çarptı.The ball hit her in the eye.
Bir web sitenin gördüğü ilgi onun içeriğine bağlıdır.The popularity of a web site depends on its content.
Onlar düdük sesini duyduklarında son hızla başladılar.On hearing the whistle, they started at full speed.
Biz onu boyarız.We'll paint it.
Helen onun kişiliğine aşık.Helen is in love with his personality.
Helen on yedi yaşında .Helen is seventeen years old.
Perry ondan değerli bilgiler elde etti.Perry obtained precious information from him.
Yılanları çok düşünme onu solduruyor.The very thought of snakes makes her turn pale.
Betty, onun annesini öldürdü.Betty killed her mother.
Betty onu öldürdü.Betty killed her.
Betty öğleden önce gelebilecek.Betty will be able to come before noon.
Beth onunla tanışmak için can atıyordu fakat o asla gelmedi.Beth was looking forward to meeting him, but he never showed up.
Beth onunla görüşmeye can atıyordu fakat hiç gelmedi.Beth was looking forward to meeting him, but he never showed up.
Beth'den onun tembel erkek arkadaşı tarafından onun tarih ödevini yapması istenildi.Beth was asked by her lazy boyfriend to do his history homework.
Beth'e tembel erkek arkadaşı tarafından onun tarih ödevini yapması rica edildi.Beth was asked by her lazy boyfriend to do his history homework.
Beth'in, insanlar konuşurken onların sözünü kesme gibi güçlü alışkanlığı var.Beth has a strong habit of interrupting people while they are talking.
Beth protesto etti, ancak annesi onun inanılmaz şişman olduğunu hatırlattı.Beth protested, but her mother reminded her that she was incredibly fat.
Bayan Pate yüz kişinin önünde bir konuşma yapma hakkında çekingen hissetti.Miss Pate felt timid about making a speech before a hundred people.
Onun siparişi pastırma ve yumurtadır.Bacon and eggs is his order.
Gerçekten mi? Onun evlenecek son kişi olduğunu düşünüyordum.Really? I thought she'd be the last person to get married.
Onları ön masada kontrol etsek iyi olur.You had better check them at the front desk.
Ön masadaki anahtarımı istedikten sonra asansörle benim kata çıktım.After asking for my key at the front desk, I took the elevator to my floor.
Ön camını temizlemem gerekiyor mu?Should I clean your windshield?
Evlilik teklif etmeden önce düğün planlamak arabayı atın önüne koymaktır.Planning the wedding before proposing is putting the cart before the horse.
Brent bir Amerikalı, ama o sanki onun ana diliymiş gibi Japonca konuşuyor.Brent is an American, but he speaks Japanese as if it were his mother tongue.
Fred Jane'den hoşlanmaya başladı ve onunla çıkmaya başladı.Fred took a liking to Jane and started dating her.
Onu hediye paketi yapar mısınız?Could you gift wrap it?
Hiç kimse Fransızca konuşmada onunla eşleşemez.No one can match her in speaking French.
Fransızca, onun ana dilidir.French is her mother tongue.
Onların ana dili Fransızca.French is their mother tongue.
Brezilya'daki insanlar onunla gurur duyuyordu.People in Brazil were proud of him.
Bay Brown onun babasıdır.Mr Brown is her father.
Onun Bay Brown olduğunu düşünüyorum.I think he is Mr Brown.
Brian onunla bir ilişki başlattığına pişman ve ondan kaçmak istiyor.Brian regrets starting a relationship with her and wants to escape from her.
Brian'ın kız arkadaşı sık sık onu lüks restoranlara götürmesi için yalvarır.Brian's girlfriend often begs him to take her to luxurious restaurants.
Tesadüfen caddede onunla karşılaştım.I met him on the street by chance.
Onların başka şarapları yok.They have no more wine.
Bir futbol takımı on bir oyuncudan oluşur.A football team consists of eleven players.
Başkan Bush dün televizyon ve radyoda önemli bir konuşma yaptı.President Bush gave an important address on TV and the radio yesterday.
Çatalların yemek için genel kullanımı milattan sonra onuncu yüzyılda başladı.The general use of forks for eating started in the tenth century A.D.
Bill hariç onu onların hepsi yaptı.Except for Bill, they all made it.
Binanın önünde bir araba var.There is a car in front of the building.
Bill'in ani tavrı onun yanlış anlaşılmasına neden oluyor.Bill's abrupt manner causes him to be misunderstood.
O muhtemelen ona inanamıyor.He cannot possibly believe her.
Ben yokken biri beni ararsa, ona yakında döneceğimi söyle.Should anyone call on me in my absence, tell him that I will be back soon.
Dün onu kazara gördün mü?Did you happen to see her yesterday?
Onun bir endüstriyel casus olabileceğini fark ettim.It occurred to me that he might be an industrial spy.