Ana içeriğe geç
Sözlük

ön ile cümle

ön kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Her şeyden önce, adınızı yazın.Write your name, first of all.
Her şeyden önce, bu kitabı okumak zorundasın.First of all, you have to read this book.
Her şeyden önce, lütfen adınızı alabilir miyim.First of all, may I have your name, please?
Öncelikle, onun niçin öyle düşündüğünü anlamaya çalışacağım.First, I'll try to understand why he thinks so.
Öncelikle bu formu doldurun, lütfen.Please fill out this form first.
Onu ciddiye almayın.Don't take it seriously.
Onu ciddiye alma.Don't take it seriously.
Onun öyle yapacağını pek düşünmüyorum.I hardly think she'd do that.
İster inanın ister inanmayın, onun üç çocuğu var.Believe it or not, she has three children.
Onun oraya gitmesi muhtemel değil.It's not likely that he went there.
Ne ekersen onu biçersin.As a man sows, so he shall reap.
Michael onu elinden yakaladı.Michael caught her by the hand.
Onlar Mike'ın yatakta hasta olduğunu söylüyorlar.They say that Mike is sick in bed.
Mike onu Ned diye çağırır.Mike calls him Ned.
Mike ona Ned der.Mike calls him Ned.
Mike öneri şeklinde birkaç kelime söyledi.Mike said a few words by way of suggestion.
Mike ona bir araba alması için her zaman babasını rahatsız ediyor.Mike is always nagging his father to buy him a car.
Mike'a onun doğum gününde ne verdin?What did you give Mike on his birthday?
Mike'ın annesi evlenmeden önce büyük bir şehirde yaşadı.Mike's mother lived in a big city before she married.
Mike ve kız kardeşi Fransızca konuşabilirler fakat onlar Japonca konuşamazlar.Mike and his sister can speak French, but they can't speak Japanese.
Onu duydun mu, Mike?Did you hear that, Mike?
Ne sevimli bir bebek! Onu tutabilir miyim?What a cute baby! May I hold her?
Her şeyi göz önüne alırsak, bu güzel bir partiydi.All in all, this was a nice party.
Bir bakıma onu seviyorum.I sort of like him.
Ona biraz fikir vereceğim.I'll give it some thought.
Bay Hopkins öyle bir yüksek sesle konuştu ki onu üst kattan duyabiliyordum.Mr Hopkins spoke in such a loud voice that I could hear him upstairs.
Ona en küçük bir rahatsızlık bile vermek istemiyorum.I don't want to put her to even a small inconvenience.
Ben onu sadece bir kez gördüm.I saw him but once.
Sadece birkaç kişi onu dinledi.Only a few people listened to him.
Onu tam birkaç gün önce gördüm.I saw her just the other day.
Sadece on beş dakika.Only fifteen minutes.
Yalnızca on beş dakika.Only fifteen minutes.
Bayan White onun amacını anlamam için yeterince yavaş konuştu.Ms. White spoke slowly enough for me to catch her meaning.
Bay White'ı görmeni öneriyorum.I suggest that you see Mr White.
Bay White onun için mahkemeye çıktı.Mr White appeared for him in court.
İşte Jane geliyor. Onu tanıyor musun?Here comes Jane. Do you know her?
Saat ona yaklaştı. Yatmaya gitme zamanımız geçti bile.It's close to ten o'clock. It's about time we went to bed.
Bob maskeli olmasına karşın, ben onu bir bakışta tanıdım.Although Bob was in disguise, I recognized him at a glance.
Bob onu kendi karısı yaptı.Bob made her his wife.
Bob genellikle saat onda yatmaya gider.Bob usually goes to bed at ten.
Bob sabah erkenden onun büyükbabasını karşılamaya gitti.Bob went to meet her grandfather early in the morning.
Bob onu tekrar gördü.Bob saw him again.
Bob onu kızdırmadan Maria ile nadiren konuşur.Bob seldom talks with Maria without making her angry.
Bob partinin Çarşambaya kadar ertelenmesini önerdi.Bob suggested that the party be put off till Wednesday.
Bob öyle hoş birisidir ki herkes ondan hoşlanır.Bob is such a nice person that everybody likes him.
Bob Jane'e onun kişisel işlerine karışmamasını söyledi.Bob told Jane not to interfere in his personal affairs.
Bob bitiş çizgisine ilk önce ulaştı.Bob reached the finish line first.
Bob bana vurdu, ona değil.Bob hit me, not her.
Neredeyse kimse ona inanmıyordu.Almost no one believed her.
Onun hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum.I know almost nothing about it.
Onun çoğu kişiye acayip gelen biri oluğunu duymuştum.I'd heard she was too far out for most people.
Çoğu bilim adamı, onun bulgusunun birazını düşünür.Most scientists think little of his finding.
Neredeyse kimse ona inanmadı.Almost no one believed him.
Neredeyse tüm öğrenciler onu biliyor.Almost all the students know about it.
Lütfen beni otelin önünden arabayla al.Please pick me up by car in front of the hotel.
Otelin önünde bir banka var.There is a bank in front of the hotel.
Otel hizmetçisi olarak yarı zamanlı bir işim vardı, ama onu pek sevmiyordum.I had a part-time job as a hotel maid, but I didn't like it very much.
Bir otelde yatmadan önce, acil çıkışın nerede olduğundan emin olun.Make certain where the emergency exit is before you go to bed at a hotel.
Onu neşelendirmeye çalıştım ama o ağlamaktan başka bir şey yapmadı.I tried to cheer her up, but she did nothing but cry.
Herkesin önünde konuşmaktan hoşlanmam.I don't like to speak in public.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod