ödev ile cümle

ödev kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Her iki vakayı da iki grup öğrencisine ödev olarak veriyor.Он рассказал эту историю — две истории — двум группам студентов.
Her iki vakayı da iki grup öğrencisine ödev olarak veriyor.הוא נתן את סיפור המקרה - את שניהם - לשתי קבוצות של סטודנטים.
Her iki vakayı da iki grup öğrencisine ödev olarak veriyor.وأعطى الحالة -- كلتا الحالتين -- الى مجموعتين من الطلبة.
Her iki vakayı da iki grup öğrencisine ödev olarak veriyor.学生グループに与えてみました ただ1語だけ変えて :
Her ödev teslim zamanına bazı gevşeklikler ekledikAdemás, pedimos que no publiquen material.
Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.인도 전역에서 아이들이 숙제를 구글에서 검색하기 시작하더군요.
Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.lapset alkoivat googlata kotitehtäviään.
Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.los niños estaban comenzando a googlear sus tareas.
Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.בסופם של כשנתיים, ילדים החלו להיעזר בגוגל לעשיית שיעורי-הבית.
Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.في غضون عامين تقريبا، بدأ الأطفال باستعمال "جوجل" للقيام بواجباتهم المدرسية.
Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.子どもたちが宿題でグーグル検索を使い出したので 教師がこう言っていました
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.A po celé Indii, po zhruba dvou letech, děti začaly googlit své domácí úkoly.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.A po celej Indii, na konci asi druhého roku, si deti začínajú googliť ich domáce úlohy.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.En over heel India, aan het eind van ongeveer twee jaar, beginnen kinderen hun huiswerk te Googlen.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.És India-szerte két év elteltével a gyerekek elkezdték a Google-t használni a leckéjükhöz.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.In tutta l'India, nel giro di due anni circa, i bambini avevano cominciato a fare i compiti a casa con Google.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.Och över hela Indien, mot slutet av ungefär två år, började barnen att Googla sina läxor.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.Og over hele Indien, efter cirka to år, begyndte børn at Google deres lektier.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.Și în toată India, după aproximativ 2 ani, copiii au început să-și caute temele pe Google.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.Und nach etwa zwei Jahren begannen Kinder in ganz Indien ihre Hausaufgaben zu googlen.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.Và trên toàn Ấn Độ, sau khi kết thúc khoảng 2 năm, những đứa trẻ bắt đầu Google bài tập về nhà.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.W całych Idniach, po około dwóch latach, dzieci zaczęły używać Google przy odrabianiu zadania.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.Σε όλη την Ινδία με το πέρασμα δύο περίπου ετών, τα παιδιά αναζητούσαν τις σχολικές τους εργασίες στο Google.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.Из цяла Индия, в края на около две години, децата започваха да търсят в Гугъл за домашните си.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.И по всей Индии к концу этих двух лет дети стали гуглить домашнюю работу.
İki yılın sonunda ise Hindistan'ın her yerinden çocuklar ev ödevlerini Googleluyorlardı.І по всій Індії, десь після двох років, діти починали гуглити свої домашні завдання.
İşlerii vaktinde yapmayı severdim. Ödevlerimi bitirmekten hoşlanırdım.Ich war gerne pünktlich, ich habe meine Aufgaben gern erledigt.
İşlerii vaktinde yapmayı severdim. Ödevlerimi bitirmekten hoşlanırdım.기한을 맞추고, 일을 완성하는 일을 좋아했고요.
İşlerii vaktinde yapmayı severdim. Ödevlerimi bitirmekten hoşlanırdım.Mi piaceva arrivare in orario, svolgere il mio lavoro.
İşlerii vaktinde yapmayı severdim. Ödevlerimi bitirmekten hoşlanırdım.Rakastin ajoissa olemista ja työni loppuunsaattamista.
İşlerii vaktinde yapmayı severdim. Ödevlerimi bitirmekten hoşlanırdım.אהבתי להגיע בזמן. אהבתי לעשות את העבודה כמו שצריך.
İşlerii vaktinde yapmayı severdim. Ödevlerimi bitirmekten hoşlanırdım.أحببت أن أحافظ على الوقت. أحببت أن أنجز عملي.
İşlerii vaktinde yapmayı severdim. Ödevlerimi bitirmekten hoşlanırdım.賢くなるのは世界で何よりカッコいいと思いました
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,저는 도전 삼아서 강의마다 꼭 이 이야기를 합니다.
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,Như là một thách thức cho bản thân mình, kể từ khi tôi nói điều này một lần trong bài giảng,
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,No necesitan que les dé muchos ejemplos de personas sintetizando felicidad.
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,Pokażę kilka dowodów eksperymentalnych, łatwo je też znaleźć samemu.
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,Sebagai tantangan untuk diri saya, karena saya kadang-kadang mengucapkan ini di kelas,
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,Для перевірки, оскільки я це сказав в одній з лекцій,
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,Като предизвикателство взех издание на
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,בתור אתגר לעצמי, מאחר שאני אומר את זה מדי פעם בהרצאות שלי,
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,وكتحدٍ لنفسي , كما أفعل عادة مرة في كل محاضرة
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum,ニューヨークタイムズの記事のコピーを使って人々が幸せを作り出す実例を探しました
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Au stat în laborator şi au lucrat, fără să considere că munca lor e o temă şcolară, ci o parte a vieţii lor.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.De arbejdede i laboratoriet, og de så arbejdet, ikke som skolearbejde, men som deres liv.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Dolgoztak a laborban, és a munkát nem iskolai feladatnak tekintették, hanem az életük részének.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Estavam no laboratório a trabalhar, e viam o trabalho, não como tarefa escolar, mas como as suas vidas.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.연구실에서 실습을 계속했습니다. 그 일을 과제로 본 것이 아니라 삶으로 생각한거죠.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Pracowali w laboratorium, gdyż postrzegali tę pracę, nie jako obowiązek, ale jako swoje życie.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Trabajaban en el laboratorio, y veían el trabajo, no como trabajo escolar, sino como sus vidas.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Ze waren in het lab aan het werk. Ze zagen het werk niet als schoolwerk, maar als hun leven.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Ήταν στο εργαστήριο και δουλεύανε, και είδαν τη δουλειά, όχι ως σχολική εργασία, αλλά σαν τη ζωή τους.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.Вони працювали в лабораторії і розглядали цю роботу не як навчальне навантаження, а як своє життя.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.הם היו במעבדה, עובדים, והר ראו את העבודה לא כמטלות לימודיות, אלא כחייהם.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.كانوا يعملون في المختبر، واعتبروا ذلك العمل ليس كعمل دراسي وانما كحياتهم.
Laboratuvarda çalışıyorlardı, ve işi okul ödevi olarak değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyorlardı.作業は彼らの人生だったのです 彼らはAIDS研究の一環で
Minnet ziyaretini öğrenirkenki ödeviniz bu kişiye 300 kelimelik bir mektup yazmanız,감사 방문을 배울 때 수행하는 과제는 그 분에게 300단어의 감사장을 쓰는 것입니다.
Minnet ziyaretini öğrenirkenki ödeviniz bu kişiye 300 kelimelik bir mektup yazmanız,Su tarea cuando aprenden la visita de gratitud es escribirle un testimonio de 300 palabras,
Minnet ziyaretini öğrenirkenki ödeviniz bu kişiye 300 kelimelik bir mektup yazmanız,המטלה, כשלומדים את ביקור הכרת התודה היא לכתוב מכתב הוקרה עם 300 מילים לאותו אדם,
Minnet ziyaretini öğrenirkenki ödeviniz bu kişiye 300 kelimelik bir mektup yazmanız,مهمتك عندما تقوموا بزيارة الإمتنان هذه أن تكتبوا فقرة من 300 كلمة كشهادة لهذا الشخص,

İlgili Sayfalar