Ana içeriğe geç
Sözlük

ödün ile cümle

ödün kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Tom, ateşe daha fazla odun ilave etti.Tom added more wood to the fire.
Tom bir oduncuydu.Tom was a lumberjack.
Lütfen ödünç aldığın şeyi iade et.Please return what you have borrowed.
Ben bir çekiç ödünç alabilir miyim?Could I borrow a hammer?
Tom Mary'nin kocasından ödünç aldığı bir kros kayağı taşıyordu.Tom was carrying a pair of cross-country skis that he'd borrowed from Mary's husband.
Sen odun kırmayı seversin.You like to chop wood.
O, odun kırmayı seviyor.He likes to chop wood.
Tom odun kırmayı sever.Tom likes to chop wood.
O, odun kırmayı sever.She likes to chop wood.
Mary odun kırmayı seviyor.Mary likes to chop wood.
Odun kırmayı severim.We like to chop wood.
Onlar odun kırmayı sever.They like to chop wood.
Her gün odun kırarım.I chop wood every day.
Her gün odun kırarsın, değil mi?You chop wood every day, don't you?
Her gün odun keser.He chops wood every day.
Mary her gün odun keser.Mary chops wood every day.
Mary her gün odun kırar.Mary chops wood every day.
Biz her gün odun kırarız.We chop wood every day.
Onlar her gün odun keserler.They chop wood every day.
İkiniz de her gün odun kırıyorsunuz, değil mi?You both chop wood every day, don't you?
Siz üçünüz her gün odun yarıyorsunuz, değil mi?All three of you chop wood every day, don't you?
İngilizce, Fransızcadan sayısız sözcük ödünç aldı.English has borrowed numerous words from French.
Ödünç alabileceğim bir ütün var mı?Do you have an iron I can borrow?
Tom ihtiyacım olan parayı bana ödünç vermek için yeterince nazikti.Tom was kind enough to lend me the money I needed.
Annem bana anahtarlarını ödünç vermek zorunda kaldı.My mom had to lend me her keys.
Kalemini bana ödünç ver, lütfen.Lend me your pen, please.
Sana kitabımı ödünç vereceğim.I'll lend you my book.
Kitapları şehir kütüphanesinden ödünç alırım.I borrow books from the city library.
Daha fazla para ödünç almam gerektiğini sanmıyorum.I don't think I should borrow more money.
O, kız arkadaşının annesinin şemsiyesini ödünç almasını istedi.He asked his girlfriend to borrow her mother's umbrella.
Odunu arka bahçede yığdık.We piled the wood in the backyard.
Çağdaş Yunanca, Fransızcadan birçok kelime ödünç aldı.Modern Greek borrowed many words from French.
Erkek kardeşim her gün kütüphaneden yeni bir kitap ödünç alır.My brother borrows a new book from the library every day.
Lütfen o kitabı bana ödünç ver.Please lend me that book.
O kitabı bana ödünç verir misin?Would you lend me that book?
"Çoraplarını ödünç alabilir miyim?" "Hayır.""Can I borrow your socks?" "No."
Ödünç para alırsam özerkliğimi kaybedeceğim gibi hissediyorum.If I borrow the money, I feel like I'll lose my autonomy.
Ona biraz para ödünç para verdim ama onu henüz geri ödemedi.I lent him some money, but he hasn't paid it back yet.
Emily bana Gürcüce ders kitabını ödünç verdi.Emily lent me her Georgian textbook.
Emily bana kitabını ödünç verdi. Sonra onu ona geri getireceğim.Emily lent me her book. I'll bring it back to her later.
Sosyoloji notlarını bana ödünç olarak verebilir misin?Could you lend me your sociology notes?
Ben bir tane ödünç aldım.I borrowed one.
Sen hiçbir şey ödünç almadın.You borrowed nothing.
O Tom'a bir kitap ödünç verdi.She lent a book to Tom.
Kaçınız Tom'dan ödünç para aldı?How many of you did Tom borrow money from?
Tom ne kadar ödünç para almalı?How much money does Tom need to borrow?
Ödünç alabileceğim bir tişörtün var mı?Do you have a T-shirt I can borrow?
Tom ihtiyacı olan parayı başka birinden ödünç almış olabilir.Tom might have borrowed the money he needed from someone else.
Bana yarın için arabanı ödünç ver.Lend me your car for tomorrow.
Ben oduncu olmak istiyorum.I want to be a lumberjack.
Tom'un ihtiyacım olan parayı ödünç vereceğini düşünüyor musun?Do you think Tom will lend me the money I need?
Tom almaması gerektiğini bilmesine rağmen bir tefeciden ödünç para aldı.Even though Tom knew he shouldn't, he borrowed money from a loan shark.
Tom'un bana biraz ödünç para verebileceğini umuyordum.I was hoping Tom could lend me some money.
Arabanı ödünç alıp alamayacağımı merak ediyordum.I was wondering if I could borrow your car.
Öncelikle sormadan sizin herhangi bir şeyinizi asla ödünç almam.I'd never borrow anything of yours without asking first.
İhtiyacımız olan parayı bize ödünç verecek birini bulmakta güçlük çekiyoruz.We're having difficulty finding someone who'll lend us the money we need.
Tom ve Mary ödünç aldıkları parayı geri ödeyemedi.Tom and Mary couldn't pay back the money they owed.
Tom Mary'nin onun ona ödünç verdiği parayı iade etmesini istedi.Tom asked Mary to return the money that he had lent her.
Tom ödünç aldığım parayı iade etmemi istedi.Tom asked me to return the money I had borrowed.
Tom bankadan bir sürü ödünç para aldı.Tom borrowed a lot of money from the bank.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod