Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Aber von wem wird Cindy die Sachen ausleihen?
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Ma da chi le prenderebbe in prestito?
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Mais à qui Cindy va-t-elle emprunter ?
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Mas a quem é que a Cindy vai pedir emprestado?
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Men vem ska Cindy låna av?
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Tapi dari siapa Cindy akan meminjamnya?
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak? Telefon defterindeki herkesi arayarak mı?Debe llamar a alguien de su agenda telefónica?
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Αλλά ποιος θα τα δανειστεί όλα αυτά στην Cindy;
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?Страхотно!
Ama Cindy bunları kimden ödünç alacak?相手が持っているかどうかも分からないまま、
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Aber davor hat es auch einen Holzfäller gegeben.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Ale na samym początku był sobie drwal...
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Dar totul înainte de asta era despre un tăietor de lemne.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.그러나 이미 그 전에, 또 다른 나무꾼이 있었어요.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Maar voor dat alles was er een houthakker.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Mais bien avant ça il y avait un bûcheron.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Ma prima di tutto ciò c'era un taglialegna.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Mas antes de tudo isso havia um lenhador.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Men før alt det var der en træskærer
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Nhưng trước khi điều đó xảy ra thì có một người tiều phu
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Pero antes de eso había un leñador.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Tapi sebelum itu ada sang tukang kayu.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Αλλά πριν από όλα αυτά υπήρχε ένας ξυλοκόπος.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Але спочатку був дроворуб.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Но до всего этого был дровосек.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.Но преди всичко това имало един дървосекач.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.אבל לפני כל זה היה חוטב עצים.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.ولكن قبل كل ذلك كان هناك حطاب.
Ama her şeyden önce bir oduncu vardı.その物語が終わらんとするとき
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Aber zunächst einmal beinhaltet Mitgefühl diese Fähigkeit, die Natur des Leidens klar zu erkennen.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Ale po pierwsze, współczucie składa się z możliwości jasnego widzenia natury cierpienia.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Ale předně, je soucit tvořen ze schopnosti vidět jasně do podstaty utrpení.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Dar înainte de toate, compasiunea constă în capacitatea de a vedea limpede, adânc, în natura suferinței.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.첫째로, 연민은 타인의 아픔의 본연적인 모습을
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Maar bovenal bestaat medeleven uit dat vermogen om duidelijk te zien wat de aard van het lijden is.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Ma innanzitutto la passione comprende la capacità di vedere chiaramente la natura della sofferenza.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Mais avant tout, la compassion est faite de cette capacité de voir clairement la nature de la souffrance.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Mas primeiro que tudo, a compaixão é constituída pela capacidade de ver claramente a natureza do sofrimento.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Nhưng trước hết, lòng trắc ẩn phải bao gồm năng lực nhận thức rõ ràng bản chất của nỗi đau.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Αλλά, αρχικά, η συμπόνια αποτελείται από εκείνη την ικανότητα να βλέπεις ξεκάθαρα την φύση του πόνου.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Але в першу чергу співчуття полягає в здатності чітко розуміти природу страждання.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Но най-вече, състраданието се състои от способността да виждаме ясно в същината на страданието
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.Но прежде всего, сострадание состоит из способности глубоко вникнуть в природу страдания.
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.אך תחילה, החמלה כוללת את היכולת לראות בבירור
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.بداية التعاطف مكون من القدرة على أن ترى بوضوح تام
Ama önce, merhamet o gücünden ödün verir ki ancak bu şekilde açıkça acı çekmenin tabiatını görebilsin.苦しみの本質を しっかりととらえる 能力を必要としています。
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.Aber der Kompromiss, dachte ich mir, war mir recht, denn die meisten verstellen Ihre Stühle nicht.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.Czułem, że wypracowanie kompromisu było moim zadaniem, ponieważ większość ludzi nie reguluje swoich krzeseł.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.그러나 어느 정도 타협하는 것이 좋겠죠. 많은 사람들은 실제로 의자를 조정하지 않고
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.là ủng hộ tôi vì hầu hết mọi người không điều chỉnh chiếc ghế của họ.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.Maar ik vond dat het compromis in mijn voordeel was, want de meeste mensen verstellen hun stoel niet.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.Ma ho percepito che il compromesso mi era favorevole perché la maggioranza non regola le sedie.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.Αλλά ένιωσα ότι ο συμβιβασμός ήταν υπέρ εμού επειδή οι περισσότεροι δεν ρυθμίζουν τις καρέκλες τους.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.Но усещах, че компромисът е в моя полза, защото повечето хора не настройват столовете си.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.אבל הפשרה, כך אני מרגיש, הייתה לטובתי מכיוון שרוב האנשים לא מכוונים את הכסאות שלהם.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.لكن الشيء المرضي انني شعرت انني قدمت خدمة لان معظم الناس لا يقومون بضبط مقاعدهم.
Ama verilen ödün benden yanaydı diye düşündüm çünkü insanların çoğu sandalyelerini ayarlamıyorlar.調整が不要になることを考えれば その点については妥協すべきでしょう 調整は一切不要なんですから
Ama yan merdiveni, yerin sadece garip bir özelliği değildi ödünç그러나 사이드 사다리, 이곳의 유일한 이상한 기능이 아니었로부터 차용
Ama yan merdiveni, yerin sadece garip bir özelliği değildi ödünçMutta puoli tikkaita ei ollut ainoa outo piirre paikka, lainattu
Ama yan merdiveni, yerin sadece garip bir özelliği değildi ödünç Papazın eski deniz farings.Ale po drabinie strony nie tylko dziwne funkcji miejsca, zapożyczone z kapelana byłych morza farings.