ödünç ile cümle
ödünç kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Para ödünç alıyorlar.They borrow money.
Git bana susam yağı bul(ödünç al)Go borrow some sesame oil!
Aracı kuruma gidip, 1 adet IBM hissesini ödünç almak istediğimi söylüyorum. .So what I do is I go to the broker, and I say broker, can I borrow a share of IBM?
Aracı kuruma gittim ve 1 adet IBM hisse senedini ödünç almak istiyorum dedim. .So once again I go to my broker and I say broker, I want to borrow a share of IBM.
Aracı kurum bana 1 adet IBM hisse senedini ödünç verecek.I'll lend you this share right there.
Bu hisseyi ödünç aldığım için, kira ödemem gerekecek.And I'm going to have to pay rent to borrow that share.
Ama bunu ödünç alıyorum.But I'll borrow this.
Bu adamın hissesini nasıl ödünç alırsın?How can you just borrow this guy's stock?
Eğer hisse senedini bana ödünç verirse artık elinde satacak hisse senedi kalmayacak. .If this guy wants to-- let's say I borrow his stock, it's not sitting there anymore.
Neyse, çok şükür 1 adet IBM hisse senedini ödünç almayı başardık.Anyway, so I've borrowed the stock.
Bu hisseyi ödünç aldım.I've borrowed this share.
İlk olarak hisseyi ödünç alıyorum. .So let's see, the first thing is I borrow one share, as I've done there.
Ödünç aldığım 1 adet IBM hissesini de geri verdiğime göre kimseye borcum kalmadı.And I returned the shares of IBM, so I owe no one anything.
Eğer bana jetinizi ödünç verirseniz, kanatlarını koparıp size 1 megavat üretebilirim.If you'd loan me your Gulfstream, I'll rip its wings off and generate you a megawatt.
Bu durumda ne olur? Hisse senedini açığa satıyorsunuz, hisseyi ödünç aldınız ve sattınız.So you would short the stock plus write a put.
Ne zaman istersen omuzlarımı sana ödünç veririm.At any time, I'll lend you my shoulder.
Buradaki dinleyicilerden, bu üç iPod'u ödünç aldım, size ne demeye çalıştığımı göstermek için.I borrowed these three iPods from people here in the audience to show you what I mean.
Bu bana Jeff Bezos tarafından geçen yıl ödünç verildi.Now, this was kindly lent to me by Jeff Bezos, from last year.
-Hey, bana ödünç ver.Hey, let me borrow it.
Abla, Pazar günü bunu bana ödünç verseneSister, let me borrow it to wear on Sunday.
Ve en önemlisi, Heinz Şirketinin araştırma başkanını bana ödünç verdi.And most importantly, he loaned me the head of research for the Heinz company.
(Gülüşmeler) Uygunsuz bir zamanda kapılarını çalmadan neler ödünç alabilirdik veya verebilirdik?How can we lend and borrow more things, without knocking on each other's doors at a bad time?
Parayı biriktirirsiniz bankaya koyarsınız Bu para diğer insanlara ödünç verilmiş olurYou save it, you put it into the bank, and it just gets lent out to other people.
Ödünç verilmek üzere arz edilen para miktarında artış demektir.We saw that in a previous video.
Bankalar para ödünç yok.Banks do not lend money.
Sadece geceleri ödünç vereceksin.<br />Bedavadan para kazanacaksın.He's only borrowing at night. You'll earn free money.
Ona faizle para vermeyeceksin. Ödünç verdiğin yiyecekten kâr almayacaksın.You shall not lend him your money at interest, nor give him your food for profit.
‹‹Komşuna herhangi bir şey ödünç verdiğinde, vereceği rehini almak için onun evine girmeyeceksin.When you do lend your neighbor any kind of loan, you shall not go into his house to get his pledge.
Kötüler ödünç alır, geri vermez; Doğrularsa cömertçe verir.The wicked borrow, and don't pay back, but the righteous give generously.
O hep cömertçe ödünç verir, Soyu kutsanır.All day long he deals graciously, and lends. His seed is blessed.
Ne mutlu eli açık olan, ödünç veren, İşlerini adaletle yürüten insana!It is well with the man who deals graciously and lends. He will maintain his cause in judgment.
Yoksula acıyan kişi RABbe ödünç vermiş olur, Yaptığı iyilik için RAB onu ödüllendirir.He who has pity on the poor lends to Yahweh; he will reward him.
Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.››Give to him who asks you, and don't turn away him who desires to borrow from you.
Allah'a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur?Who will give a goodly loan to God which He might double many times?
Kat kat ödenecek güzel bir ödüncü kim ALLAH'a, sunar?Who will give a goodly loan to God which He might double many times?
ALLAH'a güzel bir ödünç sunarsanız, O da onu sizin için katlar ve sizi bağışlar.If you lend a goodly loan to God, He will double it for you, and forgive you.
Zekâtı verin. Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin!And perform the prayer, and pay the alms, and lend to God a good loan.
Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin.And perform the prayer, and pay the alms, and lend to God a good loan.
Namazı hakkıyla ifa edin, zekâtı verin ve bir de Allah’a güzel ödünç takdim edin!And perform the prayer, and pay the alms, and lend to God a good loan.
ödünç alınanborrowed
ödünç verilenlend
İngilizce, diğer kültürlerden veya dillerden birçok kelime ödünç almıştır.The English language has borrowed many words from other cultures or languages.
18 Haziran 2018'de I liga takımı Odra Opole'ye ödünç verildi. [1]On 18 June 2018 he was loaned to I liga side Odra Opole.[2]
İngilizcede jamboree kelimesi, -ree ile biten, ödünç alınmış yabancı bir kelime olarak kullanılır.The word jamboree in English is used as a borrowed foreign word, with the ending -ree.
Universal, Meet Me at the Fair (1953) adlı müzikal için onu ödünç aldı.Universal borrowed him for a musical, Meet Me at the Fair (1953).
Cano, 2017 yılında bir yıllık anlaşma için Malezyalı Felda United kulübüne ödünç verildi.In 2017, Cano was loaned to Malaysian club Felda United for one-year deal.
Hatta aldıkları tek enstrümanların çalındığını veya ödünç alındığını bile söyledi.He even said that the only instruments they had were bought, or had been stolen or borrowed.
Başarısı anında gerçekleşti, öyle ki annesi kızının adını bir şapka şirketine ödünç verdi.Her success was immediate, so much so that her mother loaned her daughter's name to a hat company.
Potas'ı hayvansal yağını üretmek için kullanan Dippel'den ödünç aldı.He borrowed the potash from Dippel, who had used it to produce his animal oil.
2007'den 2010'a kadar New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'ne ödünç verildi. [1]It was on loan to the Metropolitan Museum of Art in New York City from 2007 to 2010.[1]
Arabası kaportacıda olan Meera, işe gitmek için Henry'nin arabasını ödünç alır.With her own car out of action, Meera borrows Henry’s car to get to work.
Hera, Zeus'u baştan çıkarmak için Afrodit'in kuşağı olan cestus'u ödünç alır.Hera borrows Aphrodite's girdle, the cestus, in order to seduce Zeus.
Tasarım kendini birçok Schmidt çeşidine ödünç verdi.The design has lent itself to many Schmidt variants.
Çince'nin İngilizcede kullanılan kelimeleri Kantonca' dan birçok terimi ödünç almıştır.English words of Chinese borrowed many terms from Cantonese.
Dewey'den ödünç alan Lipman, kavramı sistematik olarak eğitim ortamına uygular.Borrowing from Dewey, Lipman systematically applies the concept to the educational setting.
Ödünç çevirilerde Çince kelimeler doğrudan İngilizceye çevrilmiştir.In loan translations, Chinese words have been translated directly into English.
Ayrıca adını gerbil Meriones tristrami'ye [1] ödünç verdi (Tristram'ın jird'i olarak da bilinir).He also lent his name to the gerbil Meriones tristrami [6] (also called Tristram's jird).
William Hunter tarafından elde edilen bir örnek Emanuel Mendes da Costa'ya ödünç verildi.A specimen had been obtained by William Hunter and was lent to Emanuel Mendes da Costa.
Onu sana ödünç vereceğim.Ich werde es dir leihen.
Banka ona 500 dolar ödünç verdi.Die Bank lieh ihm 500 Dollar.